Merhabalar,
Bugün Narin'in babası Arif Güran ile görüştüm. Görüşme öncesinde, dava dosyasını hukukçu gözüyle inceledim.
Dosya kapsamındaki deliller ışığında, suçu somut delillerle ispatlanabilmiş tek isim Nevzat Bahtiyar’dır.
Yine dosya kapsamındaki deliller ışığında, Narin'in annesi Yüksel Güran’ın, Narin’in ağabeyi Enes Güran'ın ve amcası Salim Güran’ın suçlu bulunup ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları tam bir hukuk faciasıdır.
Görünen o ki, basının yönlendirmesiyle oluşan yoğun kamuoyu baskısı, mahkemenin karar sürecini gölgelemiştir. Kişisel görüşler bir kenara bırakıldığında ceza hukukunun en temel kuralı, mahkumiyetin dedikodulara veya ihtimallere değil, somut ve şüpheden uzak delillere dayanması gerekliliğidir. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, dava dosyasındaki mevcut deliller anne ve amcaya bu cezanın verilmesi için teknik olarak yetersiz kalmaktadır. Anne ve amcanın suçlu oldukları, hukukun evrensel ilkeleri gereğince şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamamıştır.
Dolayısıyla İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay denetimlerinde bu cezaların kesinlikle bozulması gerekirdi. Hukuk bunu gerektirirdi çünkü yeni bir delil veya yeni itiraflar ortaya çıkmadıkça mevcut dava dosyasına göre annenin ve amcanın suçlu oldukları ispatlanamamıştır.
Sırf kamu vicdanını tatmin etmek için suçlu olduğu ispatlanmamış insanlara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermek gerçek adalet değildir, kamu vicdanını tatmin etmez. Kamu vicdanını asıl yaralayacak olan durum, belki de Narin'in gerçek katilleri dışardayken annesinin, abisinin ve amcasının cezaevinde olmalarıdır.
Başta Diyarbakır Barosu olmak üzere ilgili tüm hukuk çevrelerini bu dosyada adaletin sağlanması için çaba sarf etmeye davet ediyorum. Adalet Bakanlığının, dosyayı titizlikle inceleyerek kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay’a başvurmasını rica ediyorum.
Narin'in hatırası, ailesi ve kamuoyu bunu hak ediyor.
Selam, sevgilerimle…
KOM Müzik bu halkın yokluk zamanlarında Kürt müziğini ayakta tutan en önemli yapılardan biri oldu. Birçok sanatçı o zemin sayesinde halka ulaştı, tanındı, büyüdü. Bunu inkâr etmek doğru değil.
Ama bugün meseleye sadece “bedelsiz gelsinler” mantığıyla yaklaşmak da doğru olmaz.+
Mem Ararat Kürdistanî bir duruşa sahip olabilir, halkı için önemli işler de yapmıştır. Ama mesele sadece para olmamalı. Çünkü bu halkın müziği ve kültürü biraz da fedakârlık, dayanışma ve ortak emekle bugünlere geldi.
Sanatçının emeği değerlidir, karşılığı verilmelidir.
@av_nahiteren@av_nahiteren
Başkanım bu liste çok korkutmasın 😄 Aslında o kadar büyük değil. Bir el atıp satın almaya başlarsak hepimiz rahatlayacağız, en çok da siz 😉
Sınır politikaları mültecileri ölüme itiyor! Yakın zamanda tekrardan artan bu facialar göçmen-mültecilerin yaşam haklarını hiçe sayan politikaların derhal değişmesi gerektiğini gözler önüne seriyor!!
Artık Dünya Kürd Tarihini çözmeye, anlatmaya ve anlamaya başladı.
Buda bunlardan biri.
Bugün yayınlandı:
... Kürdler , dünyanın en fazla katletmeye, yok etmeye çalışıp başaramadığı Millet.
Kimi zaman Şeytan niyetine taşlandı.
Kimi zaman Enfal Süresi ile yok edilmeye ...
Dünyanın en etkileyici ,en sihirli , en bulmacalı ve en zor tarihine sahip Millet.
Aslında Milleten öte gizli Rituelleri olan bunun içinde kendilerini koruyan Kompleksli bir şekillenme.
Bazen Sufî Şeyhlerinde, bazen Felsefelerinde Yaresani gibi, bazen Laleşte ...bugün Dünyanın anlamaya çalışıp çoğu zaman yanlış anladığı bu Sihirli Milletin Tarihine dalacağız...
Evet Kürdler ...
YIKILAN EVLİLİK, KOMEDİ PROGRAMI KONUSU OLABİLİR Mİ?
Hasan Can Kaya’nın YouTube ve Disney platformunda yayınlanan “Konuşanlar” “video komedi” programından bir kesit:
Mikrofonu eline alan bir kadın, Hasan Can Kaya’ya hitaben şunları söylüyor:
Gülmek için sizin programınızı izliyordum. Çok eğlendiğim bir gün, eşim bundan rahatsız oldu. Ertesi gün üyeliğimizin silindiğini fark ettim. Eşime ‘sen mi sildin?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi. Üyeliği tekrar yeniledim. Programı izlemek için açtığımda, jeneriği duyar duymaz kapattı ve ‘Yasak, izlemiyeceksin’ dedi. Ben de o gün karar verdim, ‘Senden boşanacağım; boşandığım gibi, bilet alıp Hasan Can’ın programına gideceğim’ dedim ve bunu yaptım.
Kaya, yüksek sesle salondakilere “Bir alkış!” diyor ve coşkulu alkışlar arasında gidip kadına sarılıyor.
Eyvah, eyvah!..
İzlediğiniz umulmadık bir sahne karşısında, “Ben ne seyrettim?” diye hayret ve şaşkınlık içinde kalırsınız ya…”
Duyduklarınıza ve gördüklerinize bir türlü anlam veremeyeceğiniz ve zihninizde normalleştiremeyeceğiniz bir durumun ekranda yaşandığına tanık oluyorsunuz.
Ortada düpedüz sona eren bir evliliğin ve yıkılan bir yuvanın birinci derecede aktörü, size ve tüm medyaya eylemini kahkahalar ve alkışlar eşliğinde ilan ediyor.
Ne vahim, ne acınası bir durum…
Boşanmak o kadar basit ve o kadar kolay bir şey miydi?
Evlilik de çocuk oyunu, “yap boz” gibi bir şey, demek ki…
Dijital eğlence platformu üyeliğini oluşturmak veya iptal ettirmek kadar kolay?
Ömür boyu sürmesi beklenen birliktelik, “dramatik bir eşik” olmaktan çıkıp; anlık bir tepkinin sonlandırdığı mizahi bir performans unsuruna indirgeniyor.
“Kırk ölçülüp bir biçilmesi” gereken ve “hayatın en zor kararı” olan evlilik kurumunu; nasıl oldu da böyle pespaye bir programa kahkaha malzemesi yapacak ve ucuz zevklere kurban edecek kadar değersizleştirdik?
Bedbaht kadın, “Bir çırpıda evliliğimi yıktım attım ve bilet alıp senin programına geldim” diyor; salonda hep bir ağızdan bravo nidaları ve takdir sözleri yükseliyor, alkış kopuyor.
Bu nasıl bir bilinç kaybı ve duygu körelmesi…
Bir an ülkenin geçmişini, tarihi ve kültürel süreklilik çizgisini, bugüne taşınması ve özenle korunması gereken aile mirasını zihninizden geçiriyor ve soruyorsunuz?
“Acaba ben rüyada mıyım? Yoksa farklı bir gezegene mi indim?
Ekrandaki bu insanlar nerede yetişti?
Bunlar, kimlerin çocukları? Biz ne ara böyle olduk?
Şişen egonun körüklediği bireysel bir tepki, alkışlarla birlikte öznel olmaktan çıkıp, kollektif bir histeriye ve toplumsal duyarlılığa yönelik bir güç gösterisine dönüşüyor.
Bu acı olaydan keyifli bir eğlencelik çıkarıyoruz ve topluca alkışlıyoruz. Yüzeysel, basit eğlence tutkusunun kışkırttığı bir trans haline geçiyoruz.
İlke ve önceliklerimizin bütünüyle iptal olduğu bir kollektif duyarsızlık ve öförü ortamında; “duygusal eşiğin düşmesi,””dramatik olanın sıradanlaşması” ve “mahremiyetin aşınması” aynı anda gerçekleşiyor.
İzlediğimiz görüntü tam bir akıl tutulması ve çılgınlık hali…Ortada toplumsal empati yetisinin buharlaştığı, çok ciddi bir kriz durumu ve aymazlık örneği var.
Gelin bunu, olayın merkezindeki kadın, programın sunucusu ve program katılımcısı konuklar bağlamında analiz edelim:
Program katılımcısı kadın, en mahrem ve en özel düzeyde tutması; yüksek dikkat ve duyarlılıkla koruması ve gizlemesi gereken evlilik hayatının gidişatını ve eşiyle ilişki durumunu programın odak noktası haline getiriyor.
Bir aile içi çekişme sonucu anlık bir reaksiyon olarak verdiği boşanma kararını, belki bir gaflet veya hata eseri veya kendini kanıtlama ve dikkat çekme amaçlı olarak salondaki izleyici topluluğuna, oradan da tüm sosyal medyaya ve kamuya deşifre ediyor.
Bir kadın, eşine karşı mevzii üstünlük kazanmaya yönelik bir sürtüşme ve inatlaşma sonucu, aldığı böylesine travmatik bir kararı, kamuya karşı alenileştirmekle ne kazanabilir?
Sahnelenen olayda, “özel olan” ile “kamusal olan”…
…
(DEVAMI aşağıdaki linkte)
https://t.co/kcAXOcFkNA
| Ulvi Saran
Karar
İkinci lozan vakası yaşatmaya çabaları
Çözümsüzlük sürecinde
Oda orda Kapı orda şeker orda kim şekeri alıp odaya kapatacak yada o kapı kırılacak mı ? Tüm mesele bu
Bu kadar aleni şekilde yalan söyleyen, üstelik bu kadar çok unvanı yazan birinin bir topluluğa ırkçılık yapması ve manipülasyonla hedef göstermesi çok sakıncalı ve tehlikeli
@HamideRencuz Gerçekleri yazmakla, gerçeği tekeline almak aynı şey değil.
Durumu ABD projesi Barzani oyunu, ihanet zinciri diye anlatmak; halkı iradesiz, akılsız ve edilgen göstermektir.
Liderler ve yapılar araçtır, mesele Kürt halkının iradesidir.