Maalesef teyzemiz ülkedeki piramitte alt katlarda yer aldığı için (büyük çoğunluğumuz gibi) acısı da mağduriyeti de bikaç güne daha az konuşulmaya başlanacak. Ve mücadelesini verirken yorulacak. Bıkacak. Usanacak. Belki de aldığı tehditler dolayısıyla susacak. O susunca biz daha çabuk unutacağız.
Oysa piramitlerde üst katlarda olsaydı süreç çok daha farklı ilerlerdi. Şimdi buyurun adaletin nereden nereye bir yönü olduğunu tartışın durun.
Katillerin, kansızların, köpeklerin mazlumdan daha çok korunduğu bir yerde söz edebileceğiniz şey neyse ondan söz edin.
Hayatımda Suriye halkı kadar haksızlığa maruz kalan başka bir halk görmedim.
Filistin ve Suriye arasında hiçbir fark olmamasına rağmen, Filistin direnişi rahatça konuşulurken (hatta üzerinden büyük bir endüstri bile oluşmuşken), Suriye halkının yaşadığı büyük zulüm görmezden gelindi ve dahası üzerlerine türlü iftiralar atıldı.
Şimdi ise Filistin halkının katilleri lanetlenmeye devam edilirken, Suriye halkının (en az İsrail-Abd kadar Müslüman öldürmüş)katillerine ise methiyeler düzülüyor.
Yıllarca yazıp anlattığımız hâlde Şam'da özgürce dolaşmak, camilerinde ibadet etmek, avlularında gülümsemek hayaldi. Bu hayali gerçek kılan yiğitlere selâm olsun. Rabbimiz Gazze, Kudüs ve Kaşgar başta olmak üzere diğer beldelerimizde de zincirleri kırmayı nasip etsin. Âmin.
#Şam
…Allah’a kavuşacaklarına iman edenler ise, “Nice az birlik vardır ki, Allah’ın izniyle sayıca çok topluluklara galip gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir” dediler.
Bakara/249
#SumudFilosu#MyAgendaSumud#GlobalSumudFlotilla
Küçük kız kardeşini sırtında taşıyan ve İsrail saldırıları nedeniyle Gazze'nin kuzeyinden güneyine doğru yaya olarak göç etmek zorunda kalan Filistinli çocuk gözyaşlarını tutamadı
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’dan Global Sumud Filosuna çok anlamlı mektup:
“… Tarihin gücüyle rüzgar teknelerinizi taşısın, deniz kollarını açsın ve dünya mesajınızı duysun: GAZZE yalnız değil. FİLİSTİN yalnız değil. İnsanlık artık sessiz kalmayacak. …”
Gracias @petrogustavo
#GlobalSumudFlotilla
"Ablukayı kırmayı, soykırımı durdurmayı ve insani yardımı hedefleyen bu filo ona destek verenlerle hedefine ulaşabilir.
Eviniz , ofisiniz, okullarınız bir gemi olsun. İnsanlığın ortak ailesi olarak, vicdanımızdan yükselen gücümüzle beraber adaletin ve merhametin tarafında olalım"
Bugün İsrail tarafından şehit edilen gazeteci Meryem ebu Daka’nın oğluna vasiyeti;
Ghaith, sen annenin kalbi ve ruhusun...
Benim için ağlamanı istemiyorum, beni gururlandırmanı ve mutlu etmeni istiyorum.
Başını dik tutmanı, zeki ve başarılı olmanı, değerine yaraşır bir adam olmanı istiyorum.
Canım benim unutma ki; ben seni mutlu etmek, rahatını ve huzurunu sağlamak için elimden gelen her şeyi yaptım.
Büyüdüğünde evlenmeni, bir kızın olmasını ve kızının adını Meryem koymanı çok isterim.
Sen benim sevgim, kalbim, dayanağım, ruhum ve başımı gururla dimdik tutmamı sağlayan oğlumsun. Her zaman onurunla yaşa, her zaman mutlu ve neşeli kal.
Ve bana söz ver Ghaith. Her işin başında önce duaların olsun… Ve sonra yine duaların olsun, oğlum.
@GazaMartyrs
Gazze'deki durumla ilgili olarak herkes askeri bir müdahelenin tek seçenek haline geldiğini görüyor.
Gazze Mahkemesi heyeti de acil, uluslararası bir askeri müdahale çağrısı yaptı.
Bu müdahalenin nedenleri, imkânı ve koşullarıyla ilgili de bir de rapor hazırladı 👇
This is my will and my final message. If these words reach you, know that Israel has succeeded in killing me and silencing my voice. First, peace be upon you and Allah’s mercy and blessings.
Allah knows I gave every effort and all my strength to be a support and a voice for my people, ever since I opened my eyes to life in the alleys and streets of the Jabalia refugee camp. My hope was that Allah would extend my life so I could return with my family and loved ones to our original town of occupied Asqalan (Al-Majdal). But Allah’s will came first, and His decree is final. I have lived through pain in all its details, tasted suffering and loss many times, yet I never once hesitated to convey the truth as it is, without distortion or falsification—so that Allah may bear witness against those who stayed silent, those who accepted our killing, those who choked our breath, and whose hearts were unmoved by the scattered remains of our children and women, doing nothing to stop the massacre that our people have faced for more than a year and a half.
I entrust you with Palestine—the jewel in the crown of the Muslim world, the heartbeat of every free person in this world. I entrust you with its people, with its wronged and innocent children who never had the time to dream or live in safety and peace. Their pure bodies were crushed under thousands of tons of Israeli bombs and missiles, torn apart and scattered across the walls.
I urge you not to let chains silence you, nor borders restrain you. Be bridges toward the liberation of the land and its people, until the sun of dignity and freedom rises over our stolen homeland. I entrust you to take care of my family. I entrust you with my beloved daughter Sham, the light of my eyes, whom I never got the chance to watch grow up as I had dreamed.
I entrust you with my dear son Salah, whom I had wished to support and accompany through life until he grew strong enough to carry my burden and continue the mission.
I entrust you with my beloved mother, whose blessed prayers brought me to where I am, whose supplications were my fortress and whose light guided my path. I pray that Allah grants her strength and rewards her on my behalf with the best of rewards.
I also entrust you with my lifelong companion, my beloved wife, Umm Salah (Bayan), from whom the war separated me for many long days and months. Yet she remained faithful to our bond, steadfast as the trunk of an olive tree that does not bend—patient, trusting in Allah, and carrying the responsibility in my absence with all her strength and faith.
I urge you to stand by them, to be their support after Allah Almighty. If I die, I die steadfast upon my principles. I testify before Allah that I am content with His decree, certain of meeting Him, and assured that what is with Allah is better and everlasting.
O Allah, accept me among the martyrs, forgive my past and future sins, and make my blood a light that illuminates the path of freedom for my people and my family. Forgive me if I have fallen short, and pray for me with mercy, for I kept my promise and never changed or betrayed it.
Do not forget Gaza… And do not forget me in your sincere prayers for forgiveness and acceptance.
Anas Jamal Al-Sharif
06.04.2025
This is what our beloved Anas requested to be published upon his martyrdom.
ZORUNLU ÜZÜCÜ AÇIKLAMA:
MAALESEF MISIRLI MOHAMED ABDELHAFIZ TÜRKİYE’DEN GÖNDERİLDİ.
Günlerdir sınır dışı edilmesin diye çağrı yaptığımız Mısırlı MOHAMED ABDELHAFIZ ABDALLA ABDELHAFIZ’ın gönderildiğini büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım.
STK temsilcileri, medya mensupları ve Türkiye’nin dört bir yanından dert eden çok sayıda vicdan sahibi insanımızdan durumu öğrenmek için soru geliyor.
Buradan durumu açıklamak durumundayım. MAALESEF MOHAMED ABDELHAFIZ TÜRKİYE’DEN GÖNDERİLDİ.
Ölümden ve işkenceden ülkemize sığınanlar Türk halkına emanettir. Devletin kişi ve kurumları, Anayasa ve kanunlarla bağlı olup, Türk halkına bu hukuk kurallarını uygulama akdi ile sorumludurlar.
Sadece merhametimiz ve insani değerlerimizle değil hukukla/kanunla insan hayatını korumak zorundayız. Hukuk kuralları, devlet kurumlarına sınır dışı edilmemesi gereken kişileri koruma ve göndermeme emri verirken, çocukların üstün yararı ve anne baba ile bir arada aile olarak büyüme hakkının gereği olarak ailenin parçalanmasını da yasaklamıştır.
Peki nasıl oluyor da ülkemize sığınırken kendilerine Allah’ın emrettiği hukuk ile “EMAN” verilen ve Türk hukuku ile “GÜVENCE” verilen kişiler, bu topraklardan bilinmeze bazen de işkence ve ölüme gönderiliyor.
İşte bu siyasetten, sivil topluma, avukatlardan yargıçlara, bürokrasiden halka hepimizin çözmesi gereken “YAŞAMSAL” bir soru.
Haydi hep beraber MOHAMED ABDELHAFIZ’ın çocuklarına izah edelim. Babasını onlardan koparmak hangi hukukla hangi üstün yarar adınaydı?
NOT: Avukatları olarak Mohamed Abdelhafız’ın güvenliği ve ailesine kavuşması için hukuki çabalarımız devam edecektir.
Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,
Bugün, gün boyu Gazze'deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.
Gazze'deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze'deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.
Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze'de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı. Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.
Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir. Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.
Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.
Değerli dostlar,
Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...
Başta ilk günden itibaren Gazze'nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.
Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze'de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.
Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze'miz olacak!
Vallahi ahirette Gazze'den sorulacağız!
Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz!