Ya arkadaş insanda birazcık da olsa “Ben tarihin yanlış tarafında durdum, beceremedim, BAŞARISIZ OLDUM, tahlillerimin çoğu sadece yanlış çıkmakla kalmadı, ülkenin entelektüel ortamını siyasal islam yararına bulandırdı, üstelik ülke bu rejim altında kan ağlarken orada bile değilim, susayım oturayım” utancı olmaz mı? Hakikaten olmaz mı?
'Paraşüt' akademisyenle fotoğraf çektirmeyen Boğaziçi mezunu Özdağ: Kimilerinden ders alma fırsatı yakalayamadım çok istememe rağmen. Ben okudukça birileri gitti, ben okudukça birileri gitti… Gelenlerin 'çoğu' Boğaziçi Üniversitesi öğrencisine eğitim verebilecek kadar iyi değil. Bazısının İngilizcesi bile yeterince iyi değil.
Cihan Tekin'in (@tekincihann) haberi
https://t.co/xCDZhcMlKf
Deniz Göktaş Kılıçdaroğlu tarafının yalanladığı “CHP’yi salın” cümlesini söylediğini açıkladı. İşte Göktaş’ın sözleri: “Sabah Kemal Bey'in burada olduğu ve görüşmek istediği haberi geldi. Görüşmek istemediğimi söyledim. Sulh Cezaya çıkmadan önce emrivaki bir şekilde görüştük. Geçmiş olsun dedi, teşekkür ettim. Bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. Madem geldiniz milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti.
( Bu görüşme yaşanırken Twitter'da bahsedildiği gibi ortamın çok kalabalık olmadığını Kılıçdaroğlu hariç birkaç kişi olduğunu hatırladığını belirtti.)
2023'te Cumhurbaşkanlığı için oy verdiğim insan, 2026'da yüz yüze nezaketsizlik yapmak zorunda kaldığım ilk insan oldu. Avukatımın söyledikleri doğrudur.”
https://t.co/68aeARcWzz
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
🔴 Boğaziçi Üniversitesi mezuniyetinde 'fotoğraf' gerginliği
📌 Felsefe Bölümü mezuniyet töreninde bir öğrenci, diplomayı elinden aldığı akademisyen ile fotoğraf çektirmek istemedi
📌 Öğrenci diplomayı çekiştirerek almaya çalışmasına rağmen akademisyen diplomayı vermemek için direndi
Gülşah Durbay’ın ailesi olarak, yaşadığı rahatsızlık sürecinde ona acımasızca ve defalarca saldıranlardan biri olan söz konusu şahsın hiçbir şekilde özrünü kabul etmiyoruz.
Zaman geçtikçe yaptıklarının unutulacağını sananları, iş birlikçilerini ve ömür boyu sürecek bir utanca atananları asla affetmeyeceğimizi; rahmetli kızımız Gülşah Durbay’ın da bu ve buna benzer kişilere kesinlikle hakkını helal etmediğini sevenleri ve kamuoyuyla paylaşmak isteriz.
Saygılarımızla,
Gülşah Durbay’ın Ailesi
✏️ ÖZEL HABER - Boğaziçi Üniversitesi yüksek lisans kabullerinde neler oluyor?
Geçen yıl beş muhalif öğrencinin yüksek lisans kabul listelerinden çıkarıldığı Boğaziçi Üniversitesi'nde bu yıl da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Bir öğrenci başvuru aşamasında engellendi. Ayrıca yüksek lisansa alınacak öğrencileri belirleyen komisyonlarla ilgili düzenlemeler yapıldı.
Tuğba Tekerek'in (@tugbatekerek) haberi...
https://t.co/thVKkZeFjd
Seems like a lifetime ago, but in 2021 we fought tooth and nail to keep the Hackney Downs LTN. So proud to see what it looks like today. Who would want to turn this back into a traffic-choked junction?
Murat Ongun, İBB soruşturması kapsamında tutuklanan ardından tahliye edilen İlbak ailesine dikkat çekti.
Ongun, İlbakların itirafçı ifadesi vererek tahliye oldukları iddialarının gündeme geldiğini ancak dosyada ne sanık ne de ifadelerinin olduğunu söyledi.
Ongun, şunları anlattı:
"Operasyonun ilk gününden bu zamana kadar adı çok sık anılan biri var. Fezlekede varlar, tevdi raporlarında varlar, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi Sedat Kapıdağ da onları anlatıyor. İfadeleri 50’den fazla eylemde kullanılan en gözde tanıklardan Selman Narman, Hakan Karaköse dahil herkes onları anlatıyor. Her yerde adları geçti.19 Mart’ta gözaltına alındılar ardından tutuklandılar. Milyarlarca liralık vurgunu beraber yapmakla suçlandık. Kimden bahsediyorum? İLBAK ailesinden. 4 erkek kardeş de şüpheliydi. En büyükleri Mustafa Bey yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı ama Murat-Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak’la 23 Mart’ta aynı mahkemeye düştük. Bana bağlı örgüt üyesi olmak ve rüşvet vermekten tutuklandı.
İyi tanışırız kendisiyle. Birlikte Silivri’ye gönderildik, aynı araçla. 3 hafta sonra aynı gün de ben Çorlu’ya, o Bandırma’ya sevk edildi Silivri’den. Diğer 2 kardeşi de Silivri’de tutukluydu.
Yaklaşık 40-45 gün sonra Mayıs sonu gibi Murat İlbak’ın tahliye olduğu haberi geldi. “Bu da itirafçı olup bir şeyler uydurdu herhalde” diye düşündüm. Murat beyin tahliyesinden birkaç gün sonra Haziran ayı tutukluluk incelemem vardı. Çorlu’daki cezaevimden SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katıldım. Kendim katıldım çünkü bizim avukatlarımızdan duruşmanın yapılacağı mahkeme duruşma saati bile gizleniyordu.
Evet gizleniyordu. Duruşmaya bağlandım mahkeme salonunda sadece bir kadın avukat gördüm. İçimden ‘becerikli avukatmış bak bulmuş hangi mahkeme olduğunu’ dedim. Kısa süre sonra avukat hanımın benimle beraber tutukluluğu incelenen Yusuf ve Ali İlbak beylerin avukatı olduğunu öğrendim. Onlar SEGBİS’e bağlanmadı. Duruşma bitti. Aralarında benim de olduğum 100’den fazla kişi için yapılan tutukluluk incelemesinin sadece 2 şanslısı vardı: İlbak kardeşler. Yusuf ve Ali İlbak tahliye oldu. 100’den fazla kişi tekrar tıpış tıpış hücre ve koğuşlarımıza döndük.
İnanın bu tahliyelere çok sevindim. Benim için cezaevinden çıkan herkes mutluluk kaynağı. Sadece, Murat İlbak’ı tanıdığım için merak ediyordum, itirafçı olup da mı çıktı diye. Yakıştıramıyordum ona. Düzgün, iyi eğitimli kaliteli bir iş insanıdır.
Meraktaydım, çünkü itirafçı olan herkesin beyanı 1 gün sonra Sabah, daha ayrıntılı hali de 2 gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yayınlanıyor, ben de soruşturmamı bu 2 gazeteden detaylarıyla izliyordum. Lakin Murat beyin ifadesi hiç yayınlanmadı. 2 hafta 3 hafta geçti, yine çıkmadı. İyice meraklandım, çünkü bu ilk kez oluyordu. Ticari hayatını merak ettim. Onun da malvarlığına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmıştı.
Acaba kayyum sürüyor muydu? Öğrendim ki kalkmış. Şirketleri geri almış. Çok sevindim. Bu kez başka bir şeyi merak ettim.
Ev hapsiyle mi çıkmıştı, yoksa imza atma şartıyla mı? Öyle ya hem bunca suçlama, hem sürpriz, tahliye, bunların üzerine bir de yurt dışına çıkış serbestisi gelecek değil herhalde… Efendim inanır mısınız o da gelmiş. Hem de cezaevinden şahit oldum buna. Gözlerimle… Anlatayım.
Geçen yaz başı Avrupa Basketbol Şampiyonası var. Turnuvayı izliyorum, 12 dev adam tarih yazıyor ve Almanya ile son şampiyonluk maçına kaldılar. Maç inanılmaz çekişmeli ben de 10 metrekarelik hücremde 24 inçlik küçük televizyonumda heyecanla izliyorum. Maçın son 2 dakikası, az farkla öndeyiz. Almanya mola aldı ve TRT 1 reklama gitti. Hemen çayımı koydum. Reklam bitti TRT maça döndü ve koca tribünde sadece 1 Türk taraftara zoom yaptı kameraman, Yakın plan göğüs çekim, 1 Türk taraftar, TV’deydi. Hala gözümün önünde, bizim Türk telefonuna bakıyor. Çayımı püskürttüm, çünkü Murat İlbak’ın yurtdışı yasağının kalktığına, Litvanya’nın Riga kentindeki maçta olduğuna, bizzat TRT1 ekranlarında canlı yayında şahit oluyordum. İstemsiz bir ‘’vay anasını yaa’’ dedim bağırarak.
İlbak ailesinin yanlış bir intibaya kapılmasını istemem. Gerçekten Murat Bey de abisi Mustafa Bey de tanıdığım kadarıyla nazik, güngörmüş beyefendi insanlar. Hem böyle değerli insanların, değil sadece tahliyesi, normal hayatlarına kısa sürede geri kavuşmaları beni çok umutlandırdı. Hele hele adlarının 1087 kez zikredildiği bu iddianamede, sanık olmamaları sevincimi doruğa taşıdı. Öyle ya İstanbul’un en büyük reklamcısı artık sanık bile değil. Doğal olarak iddianamede Eylem 61 ile başlayıp Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oluyordu. Çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli, suçsuz bulunmuştu. Tartışmalı olsa da bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masumdu. E sözde azılılar suçsuz bulunmuşsa, Murat Kapkiler, Hüseyin Köksallar, Alper Aydınlar, Nihat Sütlaşlar da suçsuz demektir. Doğal olarak, bizlerin de reklam ihalelerinde suçu olduğu iddiası çökmüş oldu. Raporlar ve rakamlarla. Ayrıntısına reklam ihalelerine dair suçlamalarda gireceğim. Beraber göreceğiz. Öyle ya İlbak’a helal olan, diğerlerine neden haram ve yasak olacak ki? Türkiye bir hukuk devleti ve adalet önünde herkes eşit sonuçta. Öyle deniyor, resmi beyanlarda. Ve Anayasa’nın 10. maddesinde."
Bizleri zindana atıp, parti binalarına kayyım atayınca milleti çaresiz bırakacağını sananlar bu fotoğrafa iyi baksın!
Milletin adalet, demokrasi ve refah umudunu binalara, tabelalara zimmetli zannedenler büyük bir hüsrana uğrayacak. Umut her adımda daha da büyüyecek.
Türkiye'de "toplumsal muhalefet kurumları"nın içine düşürüldüğü dipsiz kuyuyu, bundan daha iyi tarif edecek çok az şey olabilirdi.
Sadece ama sadece iktidar kompozisyonunun dışına atıldığı için, sadece ama sadece Saray'dan hak ettiğini düşündüğü kadar arpayı alamadığı için muhalefetten sayılan Davutoğlu'nu, memleketin en önemli kurumlarından birinin kongresine onur konuğu diye çağırmışlar.
Çağırmasına çağırırsınız da 16 yoldaşını, 16 yoldaşının katilini unutmayan biri çıkıverir sahneye. Sanmıyorum hiçbirinin utandığını ama ben izlerken epey bir utandım.
Boğaziçi Üniversitesi'nde akademisyenlerin 2000 gündür sürdürdüğü direniş nedeniyle üniversite önünde bir basın açıklaması yapıldı:
"Bazen birkaç kişiyle, bazen yüzlercemizle, karda, yağmurda, sıcakta, aralıksız sürdürdüğümüz bu eylemi üniversitemize yapılan saldırı durana kadar, Türkiye’de özgür, özerk ve demokratik üniversite idealinin önü açılana kadar, ısrarla ve dirençle sürdürmeye kararlıyız"
Kılıçdaroğlu, Sözcü TV'deki yayında "Bir parti bir belediyeden para isteyemez. Para istediğiniz anda o belediye başkanına ‘git rüşvet al’ demektir bu" ifadelerini kullanmıştı.
Kılıçdaroğlu'nun genel başkan yardımcısı olarak atadığı Cemal Canpolat'ın CHP İstanbul İl Başkanı iken belediye başkanlarından 8,5 milyon TL istediğini anlattığı görüntüler ortaya çıktı.
Kılıçdaroğlu'nun yardımcısı Cemal Canpolat'ın 2023'te yaptığı konuşmada "10 milyon TL'lik bilet bastık ve dağıttık, bunun 8,5 milyon TL'sini bu belediye başkanları vermedi, bunlardan bir tanesi de Sevgili Ekrem Başkan'dı, 1,5 milyon TL borcu var, biletin parasını vermeyenlerden birisi" dediği görüldü.