Terör örgütü ASALA tarafından 31 Temmuz 1980 tarihinde şehit edilen Atina Büyükelçiliğimiz İdari Ataşesi Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen’i saygı ve rahmetle anıyoruz.
https://t.co/EFcb2TjRDc
💢Diyarbakırlı bir vatandaşın Ümit Özdağ hakkındaki sözlerine Ümit Özdağ ‘Gözlerinden öpüyorum’ yorumu yaptı :
“Neymiş efendim Ümit Özdağ , Kürt karşıtıymış .
Diyarbakırlı bir Kürt olarak ön yargılı olmadım. En az 120-130 videosunu izledim. Yav bir kere bile Kürt karşıtlığı yapmamış.
Hizbullahçılara , apoculara karşı olmuş , İsrail ajanlarına Amerikan askerlerine karşı olmuş.
Ulan apocular , hizbullahçılar yatacak yeriniz yok. Algı sizde , Yahudilik sizde , vatanı bölmeye çalışmak sizde , Türk milliyetçiliğine , Atatürkçülüğe karşı olmak sizde.
Bir de kalkıp Özdağ’a dil uzatıyorsunuz. E siz Kürt değilsiniz ki sizin kürtlüğü savunma hakkınız yok ki. “
Cem Küçük ders olsun
Attığı iftiralar onu kurtaramadı.
Yandaş olmak da sizi kurtaramayacak. En ufak çıkar çatışmasında yok hükmündesiniz. Arkadaşlarınız da hemen sizi satacak.
İktidara güvenip, hukuksuzluğu alkışlayarak ayarını bozduğunuz hukuk kantarı sizi de tartacak
24 Mayıs 1993 Yında Bingöl Elazığ Kara yolunda 33 Askerin Şehit Edilmesi Olayın dan sağ kurtulan Karaman Gazimiz Kardeşimiz Erdal Özdemir ağır engeline rağmen bizlerle birlikte özlük hakları için mücadele etmişti.
Bu gün Sabaha Karşı Hakkın Rahmetine Kavuşmuştur. Kahraman Gazimize Allah'tan rahmet yakınlarına sabır başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun inşallah,
Dualarınız Eksik etmeyin
#GazileriminYanındayım
Asker eşini ziyaret etmek için gittiği Hakkari Yüksekova'dan sivil araç ile evlerine dönerken PKK'lı teröristler tarafından yola döşenilen el yapımı patlayıcının infilak etmesi ile şehit olan Nurcan Karakaya ve 10 aylık bebeği Bedirhan Karakaya'yı rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.
Ankara Güvenpark’ta hak arayışında olan Kahraman Gazilerimizden Erdal Özdemir hayatını kaybetmiş.
Bu dünyada vatanı için çarpıştı, gazi oldu. Hakkını aradı. Bu dünyada verilmeyen hakkı ruz-i mahşerdeki hesaplaşmaya kaldı.
“Yarın Hakk'ın divanına varınca, Süleyman'dan da hakkını alır karınca.”
Ruhu şad, makamı ali olsun.
#GazilerimizinHakkınıVerin
#GazileriminYanındayım
Liderlerin kriz anlarındaki önemi!
1949'da komünistler Çin anakarasının tamamını ele geçirdiklerinde Amerikan destekli faşist Çan Kay-şek hükümeti, devlet hazinesini, saraylardaki kıymetli arşivi ve sanat eserlerini toplayarak küçük bir ada olan Tayvan'a sığınmıştı.
Sonra da Amerika'yı arkasına alarak, oradan Çin anakarasını yeniden ele geçirmeyi planlıyordu.
1954 yılında 2. Tayvan Krizi patlak verdiğinde Mao, Pekin'e yeni atanmış olan Finlandiya elçisine şunları söylemişti:
"Çin halkı, ABD'nin atom bombası şantajı ile sindirilemez.
Ülkemiz 9.600.000 km2 yüzölçümüne ve 600 milyon nüfusa sahip. Amerika, Çin ulusunu bir avuç atom bombasıyla yok edemez. ABD'nin atom bombaları Çin'e atıldığı zaman dünyada sadece bir delik açacak, hatta dünyayı havaya uçuracak kadar güçlü olsa bile, bu güneş sistemi için çok büyük bir olay olabileceği halde, evrenin tamamı için fazla bir şey ifade etmez.
Eğer Birleşik Devletler uçakları ve atom bombaları ile Çin'e karşı bir savaş başlatacak olursa, o zaman Çin'in zafere ulaşması için bu millete bir avuç darı ve bir de tüfek kafi gelecektir.
Dünyanın bütün halkları bizi destekleyecektir."
Henry Kissinger Mao'nun kadim Çin'in savaş sanatına, özellikle de 36 Stratageme muazzam bir şekilde vakıf olduğunu teslim eder.
ABD'nin ve Batılı devlet yöneticilerinin anlamadığı şey, bazı toplumların ölümle, bombayla ve hatta dünyadan silinmekle tehdit edilemeyeceklerini anlamamalarıdır. Bunun nedeni de herkesi kendileri gibi bilmeleridir.
Şu anda İran'ın direnişini de bir türlü anlayamıyorlar.
Bir İranlı için vatan savunması ve ulusal onur, ölüm tehdidiyle terk edilemez.
Eğer lider ölümden korkmuyorsa, halkı da korkmaz.
Eğer bir halk ölüme meydan okuyorsa, o halkı hiçbir kuvvet ve atom bombası dize getiremez.
Putin de şöyle demişti: "Bir Rus için Rusya'nın olmadığı bir dünyanın anlamı var mı?"
"Fotoğraftaki insan Sinan Cemgil..
Yaralı yakalandıktan sonra bu hale getirildi
(Vücudundaki noktalar kurşun izi)
Tam bağımsızlık için “Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenleyip Samsun’dan Ankara’ya yürüdüler. Atatürk heykelleri tahrip edilmesin diye geceler boyu nöbet tuttular.Pancar, tütün, fındık, haşhaş mitingleri yaptılar.
Mahkemedeki savunmaları sırasında, Mevlana resmi çizip altına “Ben İnsanım” yazıp, hakime gönderecek kadar bu ülke değerlerine inanan bir kuşaktı.
Evet, 68 kuşağı yazmakla bitmeyecek bir destandır..
Arkadaşım dert yandı:
“Oğluma yatarken hikaye yerine bazı biyografiler anlatıyorum. Picasso, Maradona, Beethoven, Che, John Lennon, Marilyn Monroe gibi.
Geçen hafta nereden duydu ise Fransız İhtilali’ni anlatmamı istedi?
Anlattım. Ama anlatırken korktum! Aklıma Adnan Cemgil ve oğlu Sinan geldi. Korktum.”
Adnan- Nazife Cemgil çifti öğretmendi. 1940’lar başında DTCF’deki üniversite mücadelesinin önde gelen aydınlarıydılar.
Adnan Cemgil işsiz kaldı; hapis yattı, sürgüne yollandı.
Oğulları Sinan Cemgil o zorlu yıllarda 1944’te doğdu.
Sinan Cemgil meraklıydı; babasına-annesine hep sorular sordu. Onlar da oğullarının anlayacağı bir dille anlattılar.
Nitelikli bir kültür ortamında yetişen Sinan çok başarılı öğrenci oldu. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca öğrendi. Arkadaşlarına Dante’den İtalyanca dizeler okurdu.
Ünlü Amerikalı artist Clark Gable’nin taklidini yapıp herkesi güldürecek kadar espriliydi.
ODTÜ Mimarlık’ta öğrenci iken devrimci mücadeleye katıldı. Teorik derinliğiyle öğrenci liderlerinden oldu.
ODTÜ’de “Hoca” deme adetini Sinan Cemgil başlattı. “Hoca” derlerdi arkadaşları bilgisinden ötürü
Köylüleri, toprak ağalarına karşı ayaklandırmak amacıyla gittiği Nurhak Dağları’nda Jandarma tarafından öldürüldü. Sırt çantasından 4 kitap, bir de kuru soğan çıktı. Yirmi yedi yaşındaydı.
Bir yaşındaki oğluna, 21 yaşında öldürülen arkadaşı Taylan Özgür’ün adını vermişti.
Oğlunun cesedini almaya giden anne Nazife Cemgil, tabut başındaki meraklı köylülere seslendi:
"Bu oğlum Sinan. Bunlar da onun arkadaşları (Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan), kardeşleri. Onlar da oğullarım. Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı güzel çocuklardı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar."
Arkadaşım yakın tarihin bu acı olaylarını bilen biri. Oğlunun Sinan Cemgil’le aynı kaderi paylaşmasından korktu ve tarihsel gerçekleri anlatıp anlatmama kararsızlığına düştü.
Ona Edip Cansever’in şirini okudum:
“Utancı bilerek yaşamak korkunç/ Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak…”
Size 68’lileri anlatmalıyım:
Mahir Çayan’ın şair olduğunu bilir misiniz; “Güneşi batmayan bir ada/Ben ne şuralıyım, ne buralıyım/Adalıyım… Adalıyım.”
Eşi Gülten Çayan atletti; 400 metrede milli takım seviyesinde bir koşucuydu. Yakın arkadaşı erkekler 400 metre koşan atlet ise bugünün tanınmış gazetecisi Osman Saffet Arolat’tı.
Hüseyin Cevahir edebiyat eleştirmenliğine Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başladı. Şiir de yazdı. Tunceli Alevi Dedesi torunu Hüseyin Cevahir, Rolling Stones dinlemeyi de çok severdi. SBF’nin en çalışkan öğrencisiydi; “devrimci başarılı olmalıdır” diyordu hep arkadaşlarına. Dürbünlü silahla hedef alınarak öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.
İstanbul Hukuk'un efsanevi hocalarından Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, derslerinden hep tam not alan Cihan Alptekin’i yakından tanımak için evine davet etti. “Laz uşağı” Cihan yaşasaydı belki önemli anayasa profesörlerinden biri olacaktı. Öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.
Tunceli’de yakalanıp işkenceyle öldürülen İbrahim Kaypakkaya’nın elinden; Varlık, Papirüs, Soyut, Türk Dili gibi edebiyat dergileri düşmezdi. Türk dilinin yapısını, sözcük hazinesini, şiirdeki gücünü ve müzikalitesini araştıran şair Kaypakkaya öldürüldüğünde sadece 24 yaşındaydı.