وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذٖينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىؕ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاؕ
Allah, kafirlerin sözünü alçalttı. Kendi sözünü ise en yüce kıldı."
Rabbimiz, kafirlerin sözlerini/kurumlarını(NATO, BM, DSÖ vb.) yaşantılarını, yönetim nizamlarını alçak/düşük ve geçersiz kılmışken, nasıl olur da bir Müslüman Allah'ın düşük kıldığını yüceltebilir.
Nasıl olur da; Müslümanları katleden haçlı ittifakı NATO' nun ve onun liderliğini yapan ABD'nin yanında saf tutabilir?
Nasıl olur da; pedofili ve epstein sapkını bir adamla kol kola olabilir?
Halbuki yüceltilmesi gereken Rabbimizin en yüce sözü olan İslam ve onun yönetim nizamı Hilafet olmalı değil miydi?
Tertemiz olan vahiy olmalı değil miydi?
Daiyl Islamist editörü Numan Aydın serbest bırakıldı elhamdülillah.
Derdi, mazlum Müslümanların derdi ile aynı olanların gözü aydın olsun.
Derdi Müslümanlara zulmetmek olanlara da bu dert olsun.
Gazze duyarlılığı, hediye boykot çıkolataları ile değil yaptığı çalışmalar ile belgeli, Türkistan ve Orta Asya'dan gelen muhacirlerin her daim yanında olan, verdiği haberler ile mazlumların sesini duyuran bir kardeşimize bu zulüm reva mı?
Bu ülkede samimi Müslümanlar laikler ve Kemalist sevicilerin hedefinden ne zaman kurtulacak? Numan Aydın'ı terör örgütü propagandası yapmak suçlaması ile gözaltına aldıranlar ve buna sebep olanların üzerindedir Gazze'nin vebali...
ABD-“İsrail” Eksenli Abbas Rejiminden, Müslümanlara Operasyon
Filistin otoritesini zorbalıkla elinde tutan Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin yönetimi, Batı’dan ithal sistem, fikir ve nizamları açık bir şekilde reddeden, siyasi ve fikri çalışmalarıyla tanınan Hizb-ut Tahrir’e operasyonlar düzenliyor.
Şu ana kadar aralarında profesörlerin de olduğu akademisyenlerin yanı sıra aktivistlerin de bulunduğu 9 kişi gözaltına alındı.
Operasyonlar, Ramallah ve El Halil'de yoğun bir şekilde sürdürülüyor.
Bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında, üç ülkenin toprak bütünlüğünü korumak, güvenliğini sağlamak ve tehditleri engellemeye yönelik bir savunma ittifakı oluşturmak amacıyla Mekke Anlaşması imzalandı.
İlk bakışta akla gelen soru şudur: Bu bir savunma ittifakı olduğuna göre ortak düşman ve tehdit algısı da birlikte benimsenmiş demektir. O hâlde düşman kimdir? Dünyada ve coğrafyamızdaki şerrin başı sömürgeci kâfir Amerika mı, Filistin işgalcisi, bebek katili, gasıp Yahudi varlığı mı?
Türkiye'nin NATO üyeliği gerçeği başta olmak üzere, bu üç ülkenin de (halklar hariç) düşmanı Haçlı-Siyonist ittifakı değildir. Üç ülkenin de ABD'nin yörüngesinde döndüğü, Trump'ın bir dediğini iki etmedikleri, gasıp varlık "İsrail'le" bir an önce normalleşip onu suçlarından aklayarak bölgeye entegre etmeye can attıkları izahtan varestedir.
Dolayısıyla bu ittifakın fikir babasının ABD olduğuna hiç şüphe yoktur. Kısa ve uzun vadede amaçlanan şey ise öncelikle ABD'yi İran'da saplandığı bataktan kurtarmak için Devrim Muhafızları üzerinde baskı oluşturmak, Irak ve Yemen'de İran'ın vekil güçlerinin tasfiyesinde işbirliği yapmak, ABD'nin Çin'i çevreleme stratejisi kapsamında bu üç ülkenin siyasi, ekonomik, askerî ve stratejik üstünlüklerini bir yakıt olarak kullanmak ve en önemlisi, yakın gelecekte ortaya çıkabilecek yeni İslami uyanışlara karşı önleyici bir kalkan oluşturmaktır.
Keşke bu ittifak İslam'ın ve Müslümanların maslahatı için olsaydı. Ama ne yazık ki değil. Zira bunun için önce siyasete İslam akidesi zaviyesinden bakmak, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek, sonra da "hür" olmak gerekir.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yapılan savunma anlaşmasına dair;
Anlaşmanın nerede yapıldığının hiçbir önemi yok, bu anlaşma ne Türkiye, ne Pakistan ne de Suud halkının ve topraklarının menfaatine değil. Çünkü Amerika'nın kuklası oldukları bilinen Asım Munir, Şahbaz Şerif ve Prens Selman'ın altına imza attığı anlaşmadan Müslümanlara hayır gelmez. Mekke Savunma Anlaşmasını Gazze ve ABD-İRAN savaşından bağımsız değerlendirmek bu ülkelerin yönetimlerine paye yüklemektir ki bu büyük bir vebaldir. Mesele açıktır; Amerika yeni Ortadoğu stratejisinin bir gereği olarak bu üç ülkeden istedi ve anlaşma alelacele imzalandı.
Anlaşmanın, "üç devlet arasındaki köklü tarihî bağlar, kardeşlik ilişkileri ve ortak İslami dayanışma ruhundan hareketle" yapıldığı iddiası katıksız yalandır. Çünkü "köklü tarihi bağ" "kardeşlik ilişkisi" ve İslami dayanışma ruhu" bu anlaşmanın altında Filistin'in de imzasının olmasını gerektirdi. Amerika'nın iki devletli çözüm planını dillerine pelesenk eden Suud, Pakistan ve Türkiye yönetimleri samimi olsalardı savunmasız Filistin'i de anlaşmaya ortak ederlerdi. Gazze bu üç ülkenin samimiyet karnesidir. Anlaşmadan hayır bekleyenler, "ümmetin birliğine vesile olsun" diyenler bu karneye baksınlar.
Son olarak; bu ittifak İslami NATO olarak pazarlanıyorsa, o halde soru şu: Türkiye, Suud ve Pakistan'ın düşmanı ya da düşmanları kim? Yahudi varlığı "İsrail"mi? Öyleyse bu ülkeler terör varlığı ile normalleşmek için neden can atıyorlar?
Bu üç ülkeyi kim tehdit ediyor? ABD ve Avrupa mı? Öyleyse daha yeni NATO Ankara Zirvesi niçin yapıldı, öyleyse Türkiye'nin NATO'da ne işi var?
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan "Mekke Anlaşması" imzaladı. Anlaşmaya göre bir ülkeye yapılacak olan saldırı diğer iki ülkeye de yapılmış kabul edilecek.
Trump, Suudi Kralı için "Biz seni desteklemezsek o koltukta iki hafta oturamazsın" dememiş miydi?
Şahbaz Şerif, Trump için; “Allah sizi korusun. Allah size, daima bu şekilde hizmet edebilmeniz için uzun bir ömür versin.” dememiş miydi?
CB Erdoğan, Trump için; "Başkan Trump, dünyanın asırlardır beklediği lider. Sadece güçten bahsetmiyor, o gücün bizzat kendisi." dememiş miydi?
Mekke Anlaşması ABD'y rağmen yapılmış olamaz bilakis ABD'nin tensipleriyle yapılmış bir anlaşmadır.
Öyleyse ki öyledir, o zaman bu anlaşma ABD'nin bölgedeki çıkarlarına hizmet etmekten başka hiçbir işe yaramayan bir anlaşmadır.
Size Yalan Söylediler!
Gazze Ölmeye Devam Ediyor...
Dünyanın gözü önünde sözde "Trump Planı" adı altında bir barış tiyatrosu sahnelenirken, Gazze’de bomba sesleri, feryatlar ve açlık bir an olsun dinmedi.
İsrail'in koruyuculuğunu üstlenen garantör devletlerin algı operasyonlarıyla üzeri örtülmeye ve unutturulmaya çalışılan Gazze soykırımını konuşmak, gerçekleri ortaya çıkarmak ve Gazze'nin sesi olmak için sizleri sohbet odamıza bekliyoruz.
⭕️Trump planı adı altında sözde barış tiyatrosundan sonra Gazze'de yaşananlar
⭕️"İsrail"'in güvenliğini garanti eden Garantörler
⭕️Gazze'de devam eden açlık ve İnsani yardımların durumu
⭕️Müslümanların gündeminden Gazze neden çıkarıldı?
⭕️Yahudi varlığı ile normalleşme söylemleri
⭕️Batı Şeria'da yaşanan son gelişmeler
🗓️ 28 Temmuz Salı
🕘 21.30
#SizeYalanSöylediler
@ArapBirlikBahar@pusholder Yapay zeka ile yapılan nahoş içeriklerden bende rahatsızım bu iftiraya giriyor ama bundan bağımsız islamın prim malzemesi olması benim derdim yoksa kimseyle kişisel bir problemim yok. Gençlere güzel bir örnek teşkil etmiyor.
@pusholder Üç beş kişiyi tutuklayıp geri salmanızın bir yararı yok samimiyseniz suça giden yolları tıkayın. Göstermelik şahsa bağlı çözümler caydırıcı değil. Dini piyar malzemesi olmaktan çıkaracak adımlar atın!!
@diyanetbasin@RTErdogan@SiberayEGM
@pusholder Neden sosyal medya içerikler yetkililer tarafından sınırlandırılmıyor? Neden abonelik sistemi kaldırılmıyor? Neden kutsallarımıza dokunulmaması için gerekli yasalar oluşturulmuyor? Yarın başkası yine islamı diline dolayıp mizah yapacak, biriler yine prim kasacak dinle.
“Değişen Dünyaya Değişmeyen Mesajımız: İslam’ın Hakimiyeti” başlıklı açılış ve konferans programını gerçekleştirdik.
Abdullah İmamoğlu’nun konuşmalarıyla Gaziantep Temsilciliğimizin yeni yerinin açılışı ve konferans programı yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.
Bir Dernek Meselesi Değil, Bir Sistem Meselesi
Son günlerde Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar ve başlatılan soruşturma kamuoyunun en önemli gündemlerinden biri oldu. Altını çizerek belirtelim ki tüm bu yaşananlar yalnızca bir dernek ya da dernek başkanının yetkisini kötüye kullanma sorunu değil. Sorunun kaynağı içinde yaşadığımız laik-demokratik sistemdir.
Kapitalizm, serveti belirli ellerde toplarken insanların çoğunluğunu ise açlık sınırında yaşamaya mecbur bırakıyor. Bir yandan insanları muhtaç hâle getirip diğer yandan bu muhtaçlığı gidermek için yardım organizasyonlarını vazgeçilmez gösteriyor. Böylece adaletsiz düzeni sorgulanmayıp zaten kendinin ürettiği mağduriyetler geçici olarak hafifletilmeye çalışılıyor.
İslam ise bizlere bambaşka bir hayat nizamı sunuyor. Hepimizin bildiği üzere İslam'da zekât, fitre, sadaka ve infak sadece bireysel ibadetler değildir; Allah'ın emrettiği iktisadi düzenin parçalarıdır. Vakıflar ise bu anlayışın medeniyet hâline gelmiş şeklidir. Açın, yoksulun, yetimin ve yolda kalmışın hakkı, insanların keyfî yardımlarına değil, Allah'ın hükümlerine emanet edilmiştir. Zekat, devletin görevlendirdiği memurlar tarafından toplanır ve ayeti kerimeyle belirlenen sekiz sınıfa dağıtılır. Bu sekiz sınıf haricinde hiçbir yere harcanmaz velev ki devletin kendi ihtiyacı olsa bile. Fitre, sadaka ve infakı ise her Müslüman en yakın akrabasına ve komşusuna verir. Böylece yardımların belli bir merkezde toplanması engellenir. Bundan dolayı yoksullara ve muhtaçlara yardım etmek için para toplanmasına ihtiyaç duyulmaz.
Kapitalist sistemde olduğu gibi insanlardan para toplayarak vakıf kurulmaz. Tam tersine Müslümanların zenginleri sadaka-i cariye olarak vakıf, medrese, camî, çeşme yaptırarak bütün insanlığın hizmetine sunarlar. Çünkü Müslümanlar nezdinde her şey Allah'ın rızasını kazanmak içindir. Osmanlı Hilafet Devleti'nden g��nümüze gelen vakfiyeler bunun en güzel örnekleridir.
Bugün ihtiyacımız olan şey, yardım organizasyonlarının çoğalması değil; insanı insana muhtaç eden kapitalist düzenin yerine Allah'ın hükümleriyle hükmeden bir nizamın yeniden hâkim olmasıdır. Çünkü gerçek çözüm, daha fazla bağış toplamak değil; İslam'ın hayat veren hükümlerini yeniden hayata taşımaktır. Raşidî Hilâfet'in adaletini, merhametini ve nizamını yeniden hatırlamak, bugünün krizlerine verilecek en köklü cevaptır.
#AhbapDerneği
#KademeiçinTekSes
#EmeklilerCanPazarında
#Gazze