Lo más amable que hace la literatura es recordarte que tus pequeños sentimientos peculiares siempre han existido. Alguien, en algún siglo, se sintió igualmente confundido por el amor, aburrido por la sociedad, cansado de actuar y hambriento de significado.
Bugün 18 Kasım. Çok özel bir gün benim için.
Bana hayatımın en güzel duygusu olan aşkı yaşatan sevgili eşime; evimizin, ailemizin kahramanına, gücünü, iradesini, varlığını, tutkusunu her zaman hissettiren kadınıma:
Seni çok seviyorum, doğum günün kutlu olsun.
Çok genç yaşta evlendik Dilek’le. Yuvamız huzurlu, mutlu, sağlıklı olsun diye büyük bir gayret gösterdik.
Vatanına, milletine faydalı iyi insanlar olması umuduyla üç pırlanta evlat yetiştirdik. Halen büyük bir mücadeleyle yolumuza devam ediyoruz. Cesur yürekli oğlum, evimizin bilim insan Selim’in de doğum gününü kutluyorum.
Sonbahar, müjdelerin, bereketin tohumlarının atıldığı mevsimdir. Bizim yaşamımızın bereketi de sonbahardır. Aslan oğlum Semih Kasım’da; biricik kızımız, kutup yıldızımız Beren Eylül’de doğdu.
Ayrıca bugün evlilik yıldönümümüz.
Canım Sevgilim, evlilik yıldönümümüz de kutlu olsun.
Başta üç evladımı kucağıma aldığım anda yaşadığım tarif edilemez o duygu olmak üzere, unutamayacağım birçok güzelliği seninle yaşadım.
Kocaman ailem, Allah’a emanet olun. Sizi çok seviyorum.
Bütün ailelere mutluluk, huzur ve sağlık diliyorum.
Bu gıda zehirlenmelerinden ölümleri falan gördükçe diyorum ki; acaba bu denetimleri bizim adımıza yapıp işleri düzene sokacak bir organizasyon mu kursak? Adı şey olsun mesela: Devlet.
Uzun zamandır sezinlediğim şeyin verisi. Türkiye korkunç bir noktada.
Avrupalılarda yakınlık, samimiyet, güven yok diyenler tamamen kendini avutuyor.
Dehşet verici bir görsel.
“Lawfare” diye bir kavram var. Bilmenizde fayda olabilir. Gittikçe popülerleşiyor. Hukukla savaşmak, yani hukuku siyasal rakipleri saf dışı bırakmanın aracı haline getirmek. Bu terim özellikle Brezilya’da Lula da Silva davasıyla dünyaca bilinir oldu. Muhalefet bunu incelemeli. ++
Aslında özünde siyaset ve partizan çekişmelerde fonksiyonu sandıkta yenemediğin bir lideri, mahkeme salonunda suçlayarak devre dışı bırakmak anlamına geliyor bu kavram. Bugün Türkiye’de de benzer bir stratejinin izleri görülüyor. Siyasal mücadele artık yargı kararları üzerinden yürütülüyor.
Kavramın kökeni aslında askeri dünyaya uzanıyor. 1990’larda Amerikan generali Charles Dunlap, “lawfare”i hukukun savaş taktiği olarak kullanılmasını anlatmak için ortaya atmıştı. Modern savaşlarda tankların yerini mahkemelerin, silahların yerini yasaların aldığını anlatmak için kullandı. Hukuk ve savaş kelimesinin birleşiminden oluşuyor (law + warfare). Ancak zamanla bu anlam yer değiştirdi ve siyasetin dili haline geldi. Özellikle 2000’lerin sonunda Latin Amerika’da yargı süreçleri seçimlerin ve demokratik rekabetin önüne geçtiğinde “lawfare” askeri olmaktan çıkıp tümüyle siyasal bir kavram haline geldi.
Bu dönüşümün en belirgin örneği Brezilya’da yaşandı. 2014’te başlayan “Lava Jato” operasyonu, yolsuzlukla mücadele iddiasıyla açılmıştı ama kısa sürede bir yargısal mühendislik ve siyasi tasfiye aracına dönüştü. Bugünkü Başkan Lula da Silva, hakkındaki davalar nedeniyle hapse atıldı ve 2018 seçimlerine katılamadı ama anketlerde açık ara öndeydi.
Lula 1.5 yıl hapiste kaldı. 2019’da hapisten çıkabildi, sonra 2021’de sonunda Yüksek Mahkeme davayı düşürdü ve bir sonraki seçimde aday olabildi, ancak amaç zaten gerçekleşmişti, 2018’de seçimlerden halkın tercih ettiği aday dışlanmıştı. Onun yerine dönemin Trump yönetiminin desteklediği Bolsonaro seçimi kazandı. Nitekim bu davaya ABD devletinin de sonradan arkadan ne denli müdahil olduğu ortaya çıktı. Böylece “lawfare” demokrasiyi askıya almadan siyaseti yeniden şekillendirmenin adı oldu.
Bu örnek modern demokrasilerde hukukun nasıl bir “silahsız darbe” aracına dönüşebileceğini gösterdi. Hiçbir tank sokağa çıkmadı, hiçbir anayasa askıya alınmadı ama sistem “yargı bağımsızlığı” söylemi altında siyasal alanı yeniden çizdi.
Bu süreçte mahkemeler, savcılıklar ve medya iç içe geçti. Yargı, hukuki bir mekanizma olmaktan çıkıp, meşruiyetin yeniden dağıtıldığı bir siyasal alana dönüştü. Her şey “hukuka uygun” görünüyordu ama yasallığın kendisi bir araçtı. Carl Schmitt’in “egemen, istisna halinde karar verendir” sözü burada yeniden anlam kazandı. Çünkü “lawfare” tam da bu. Olağan hukuk dilini kullanarak olağanüstü siyasal kararlar almak. Adalet görüntüsü altında iktidarın kendi varlığını sürdürme biçimi yani.
“Lawfare”in bugünkü anlamı hukukun biçimsel tarafsızlığının ardında yürüyen sistematik bir iktidar stratejisini anlatıyor. Bu yargının tümüyle siyasallaşması ve olağanüstü siyasetin olağan hukuk kılıfında yeniden üretilmesi. Demokratik kurumlar yerinde kalıyor, seçimler yapılıyor ama siyasal alanın sınırlarını artık hukuk belirliyor. Ne adaletsizliğin fark edilmesi kolay ne de buna karşı koymak basit. Çünkü her şey “yasalar çerçevesinde” gerçekleşiyor gibi sunuluyor. Ama yasaların ruhu başka bir amaca hizmet ediyor, iktidarın kendi sürekliliğini sağlamak.
Brezilya deneyimi bu yüzden çağımız için bir uyarı niteliğindeydi. Sandık işlemeye devam eder ama seçeneğin sınırını artık halk yerine mahkemeler belirler. “Lawfare” tam da bu sessiz dönüşümün adı. Hukuk biçiminde işleyen bir siyasetsizleştirme süreci. Otoriterliği hukuk kılıfıyla normal bir şeymiş gibi yaşatma hali.
Tele 1 vakasının vehameti yeterince anlaşılmıyor bence…
Bu bir prova ve kalan gerçek medyanın sonunun getirilmesi için düğmeye basılması yaşanan.
“Rusyalaşmada” da dev ve kocaman bir adım…
Democracy’s erosion under Recep Tayyip Erdogan is “not just a domestic concern”, argues his main political rival. In a guest essay, @ekrem_imamoglu explains why it also “undermines Turkey’s full potential abroad” at a pivotal moment https://t.co/uNxHBsTluD
I also call for the release of #EnesHocaoğulları, prosecuted for (¡¡??) a speech in @coe@COECongress
Congress President calls for immediate release of Congress youth delegate arrested in Türkiye https://t.co/InGm5MazNj
İmamoğlu ve onlarca CHP’li belediye başkanının hapiste tutulduğu, iktidarın ana muhalefet partisini sindirmeye çalıştığı bir ortamda, CHP’nin Meclis komisyonuna katılmasını çok ciddi bir hata olarak görüyorum. Bu, 19 Mart’tan beri yapılan en büyük stratejik yanlış olur. Eğer hâlâ durdurulma ihtimali varsa, @herkesicinCHP tabanının bu noktada güçlü bir tepki göstermesi gerektiğini düşünüyorum.
Komisyon önerisi ilk olarak CHP’den geldiği ve “Kürt seçmeni küstürmemek” için girilmesi gerektiği savunuluyor. Ancak o öneri yapıldığında Türkiye’de parlamenter sistem vardı. Bugünse, etkisiz bir Cumhurbaşkanlığı rejimi altında, yasayla kurulmamış, hukuki bağlayıcılığı olmayan bir komisyon söz konusu. CHP bir yandan komisyon tartışmalarına dahil olurken, öte yandan belediye başkanlarına yönelik ağır yargı saldırılarını göğüslüyor. Asıl çelişki budur.
Kürt sorununun varlığını inkâr etmeyen, kent uzlaşısı modeliyle Kürtlere yerel düzeyde alan açan, tutuklu Kürt siyasetçilerin haklarını savunan bir CHP, bu komisyona neden katılmadığını Kürt seçmenlere de açık bir şekilde anlatabilir.
Komisyona katılmanın birkaç açıdan ciddi riskleri var:
CHP sürece katılarak Cumhur İttifakı’na meşruiyet kazandıracak ve 19 Mart’tan bu yana yürüttüğü mücadelenin toplumsal enerjisini törpüleme riskiyle karşı karşıya kalacak.
1. Öcalan üzerinden gündeme getirilecek ve toplumda tepki çekecek her önerinin siyasi faturası CHP’ye çıkarılacak.
2. Komisyon süreci tıkandığında, AKP-MHP ittifakı sorumluluğu yine CHP’nin üzerine atacak.
3. Sürece katılım, DEM’in ikircikli tutumunun muhalif kamuoyunca eleştirilmesini zorlaştırırken; İYİP ve ZP gibi partilerin eleştirilerini de CHP’nin üstüne çekecek.
4. Öcalan figürü üzerinden Kürt seçmenler iktidara yanaştırılırken, Türk milliyetçisi seçmenlerle CHP arasındaki mesafe açılacak. Oysa CHP’nin seçim kazanması için her iki tabana da hitap etmesi gerekiyor.
Ancak CHP bu dar ve etkisiz komisyondan ibaret bir sürece mahkûm değil. Kendi alternatif yöntemleriyle, daha şeffaf ve toplumsal meşruiyeti olan bir çizgi izleyebilir.
@kimneyazar 100 yılda Diyanet'e harcanan toplam para, enflasyon ayarlı yaklaşık 45 milyar USD (1.75 trilyon TL). Ortalama bir imalat fabrikası maliyeti 50 milyon USD (2 milyar TL) kabul edersek, yaklaşık 900 fabrika yapılabilirdi. Kaynak: Tarihi bütçe verileri ve döviz kurları@kimneyazar 100 yılda Diyanet'e harcanan toplam para, enflasyon ayarlı yaklaşık 45 milyar USD (1.75 trilyon TL). Ortalama bir imalat fabrikası maliyeti 50 milyon USD (2 milyar TL) kabul edersek, yaklaşık 900 fabrika yapılabilirdi. Kaynak: Tarihi bütçe verileri ve döviz kurları.
Kardeşim Ahmet Bulut, 1 Temmuz'da tutuklanan 13 gençten bir tanesi. Bugün açık görüşü vardı. Bizlerden haber alamaması, kaldığı koğuşun adli suçlularla dolu olduğu bir koğuş olması sebebiyle kendini çok tedirgin ve yalnız hissetmiş olacak ki bugün bize ''Sesimi duyurun, beni burada bırakmayın.'' dedi. Onunla birlikte ben de kendimi ilk defa bu kadar çaresiz hissettim. Lütfen tutuklu hiçbir genci ve Ahmet'i yalnız hissettirmeyelim, hepsinin sesi olalım. #AhmetBulutYalnızDeğildir
#GençleriSerbestBırakın
#Turquie | La France exprime sa profonde préoccupation suite aux arrestations de plusieurs élus d’opposition, le 5 juillet, dont les maires d’Adana, d’Antalya, et d’Adıyaman.
➡️ https://t.co/5hvwPXk4ri