Ein #Köln|er, ein außergewöhnlicher und zutiefst gläubiger Mensch, ist von uns gegangen.
Ex-Oberbürgermeister Fritz #Schramma ist tot.
Möge Gott ihm Barmherzigkeit schenken und ihm einen Platz im Paradies gewähren.
Ruhe in Frieden. 🕊️
📌Uğur Mumcu’yu İran öldürmemiş miydi?
Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş: “Uğur Mumcu suikastını İsrail’den Mersin’e gelen 5 kişilik tim gerçekleştirdi.
Bunlar FETÖ’nün desteğiyle Esenboğa Havalimanı’ndan İsrail’e döndü. Suikast timinin pasaport kaydı ‘Bilgisayar arızası’ gerekçesiyle yapılmadı” diyor..
Ne tuhaftır ki… Mumcu’nun katledildiği gün Esenboğa Havalimanı’na İran’dan gelen bir uçak daha iniyor.
Uçağın içindeki kalabalık heyetin geliş sebebi Türkmen doğalgazı…
Türkiye ve İran tam da o gün Türkmen doğal gazının İran üzerinden Türkiye’ye taşınmasını sağlayacak 25 milyar dolarlık bir anlaşma imzalayacak!
Ancak Mumcu’nun katledilmesi sebebiyle dönemin hükümeti İranlıları “Ortam çok gergin” diyerek geri yolluyor!
Muhtemelen o gün Esenboğa’dan art arda kalkan uçaklardan biri Mumcu’yu öldüren MOSSAD ajanlarını, diğeri ekonomik anlaşma için Türkiye’ye gelen İran heyetini taşıyor!
Kazanan bir kez daha bir taşla 3-4 kuş birden vuran emperyalizm, kaybeden biz oluyoruz.
Günün sonunda…
PKK’nın MOSSAD-CIA ilişki ağını çözen gazeteci susturuluyor.
Suikast İran’ın üzerine yıkılıyor… Türkiye bir kez daha laik-anti laik kutuplaşması ile istikrarsızlaştırılıyor...
Türkmen gazının İran üzerinden Türkiye’ye ulaşması engelleniyor…
İSRAİL BÜYÜKELÇİSİNİN MUMCU’YA SORDUĞU SORU
Peki İsrail neden Mumcu’yu öldürdü?
Mumcu’nun ölümünden önceki 1 yılda yazdığı 330 yazının 158’i PKK ve Kürt sorunuyla ilgili.
117 yazıda ise ABD’nin Türkiye ve Ortadoğu faaliyetleriyle ilgilenmiş.
Yani Mumcu moda tabirle “Büyük resmi” görmüş.
PKK’nın dış bağlantılarına yoğunlaştığını ve yazacağı kitapta terör örgütündeki ajanların listesini açıklayacağını yakın çevresine söylemiş.
Peki sonra ne mi olmuş? Önce kendisi de bir suikasta kurban giden ünlü MİT’çi Hiram Abas, Mumcu’ya “Öldürülmekten korkmuyor musun?” diye sormuş.
Şu tesadüfe bakın ki, Mumcu’ya aynı soruyu 7 Ocak günü; yani suikasttan 15 gün önce bir de dönemin İsrail Büyükelçisi soruyor! “Öldürülmekten korkmuyor musunuz Uğur Bey!”
Tahmin etmek zor değil… Mumcu’nun kaleminin kırılma sebebi PKK’nın CIA ve MOSSAD ile kurduğu karmaşık ilişki ağını çözmesi.
Dönemin DGM Başsavcısı boşuna “Devlet isterse bu işi çözer” demiyor.
Gerçekler ayrıntılarda gizli. O sebeple ayrıntılardan devam edelim...
Yıl 1996…
Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, TBMM’de üç MOSSAD ajanının Mumcu’yu öldürmek üzere Türkiye’ye sızdığı belirtilen bir MİT belgesinden bahsediyor!
Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu, Kazan’dan suikastın aydınlatılması için yardım istiyor.
Adalet Bakanı 30 Ağustos 1996 günü “Mumcu cinayeti ile ilgili yeni iddialar var. Araştırıyoruz” diyor.
Ve bu gelişmeden sonra Mumcu’nun ağabeyi İsrail Büyükelçiliğine davet ediliyor.
Ceyhan Mumcu’nun ısrarlı sorularına cevap veremeyen İsrail Büyükelçisi “ Biz kimseyi öldürmeyiz” demekle yetiniyor.
Görüşme tatsız bir şekilde sona eriyor.
Ertesi gün gazetelerde bu görüşme ilginç bir şekilde “Ceyhan Mumcu, Şevket Kazan’ı yalanladı” başlığıyla duyuruluyor!
İşte böyle… Mumcu’nun katillerinin ortaya çıkmaması için merkez medya adeta seferber olmuş o dönemde!
Daha doğrusu İsrail’in işlediği cinayetin izlerini silme görevi Türk medyasına verilmiş!
Fatih Altaylı’ya konuk olan Tuncay Özkan, Almanya’nın 450 bin Fetullahçıya neden vatandaşlık verdiğini anlattı:
“Merkel iktidardayken bir soru önergesi verdirttik.
Dedik ki '450.000 Fetullahçı Almanya’da nasıl yurttaşlık aldı? Nasıl sığınma hakkı edindi?'
Merkel’in verdiği yanıt şöyleydi:
'Bu Fetullahçılar Türkiye’de çok güçlülerdi. Gelecekte de çok güçlü olacaklar. O yüzden ilişkilerimizi sıcak tutuyoruz.'”
Murat Yakin spielte von 1994-2004 für die #Schweiz.
Er spielte von 1998 bis 2000 für #Fenerbahçe#Istanbul#Türkei.
Als Trainer der Schweiz führte Yakin sie zur WM 2022, EURO 2024 und WM 2026.
Jetzt hat Yakin die Schweiz erstmals seit 72 Jahren ins Viertelfinale der Weltmeisterschaft geführt.
Ein Schweizer türkischer Abstammung.
What reforms did Ukraine implement to earn visa-free travel rights for its citizens? Your organization is deeply hypocritical. You are enforcing a form of European apartheid under the guise of democracy.
You have been depriving the Turkish people of their right to visa-free travel for 39 years.
İbn Haldûn bir toplumun çöküş alametlerini 10 maddede şöyle özetlemiş:
1-Tüketim çılgınlığı.
2-Üretimin zayıflaması.
3-Dayanışmanın yok olması.
4-Vergilerin artması.
5-Liyakatin dikkate alınmaması.
6-Adaletsizliğin yaygınlaşması.
7-Umutların kırılması.
8-Göçün hızlanması.
9-İblisane bir gurur ve kibir.
10-Gösteriş, riyakârlık ve dalkavukluk
ÇOCUKLARIN KATİLİ
“DİSCORD” OYUNU!
ÇOCUKLARA, DİSCORD ÜZERİNDEN
20.04.2026’E TARİHİNE KADAR
OKULLARDA YAPACAKLARI SALDIRI
EYLEMLERİ, TALİMATLA BİLDİRİLMİŞ!
“OYUN” ÖLÜM GETİRDİ!
Bu vahim “okullara saldırı” olaylarına akıl sır erdiremediniz değil mi?..
Anneler, babalar bu haberi mutlak izleyin…
Esas katil, bir sosyal medya’daki discord ve onun içindeki bir oyun!
Squid Game gibi beyin yıkayıp, talimatlarını yaptırmışlar!
Bu sosyal medya illetinden çocukları ancak aileler kurtarabilir ama bu durumu fırsat bilen bir takım bölücüler şimdi herkesi birbirine düşürmeye çalışıyor ancak video’da anlattığım gibi olayın derinliği bambaşka…
TAMAR TANRIYAR
Gazeteci Türker Akıncı:
Avrupa’da hayat zannettiğiniz gibi değil.
🔹 Türkler çok çalışıyor.
🔹 Kimse kahvaltıcı kahvaltıcı gezmiyor.
🔹 Dışarıda yemek yemek haftada bir ve lüks sayılıyor.
Mercedes, BMW, Volvo gibi markalara parça üreten ELOPAR’ın kurucusu Mehmet Sandal:
“Çalışanların mutlu olması dışında bir hayalim yok. Gelecekleri garanti olsun yeter.
Her çalışanımızın çocuğuna burs veririz. %70’ini ev sahibi yaptık.”
Tarihe Not.
Türkiye’de maaşla geçinenler, küçük esnaf, emekliler, asgari ücretliler, alt orta sınıf memurlar ve işçiler toplumun yaklaşık %70’ini oluşturuyor.
Eğer bu %70’lik kesim toplam gelirin sadece %35’ini alıyorsa ve nüfusun %30’luk kesimi gelirin %65’ini kontrol ediyorsa burada artık sadece bir ekonomik tablo değil, ciddi bir gelir adaletsizliği ve ötesi vardır.
Ve bu tabloyu anlamak için en basit soruya bakmak yeterlidir:
Son 3 ayda pazara veya markete gittiğinizde fiyatlar nedeniyle almak istediğiniz bir ürünü almaktan vazgeçtiniz mi?
Araştırmalar gösteriyor ki:
▪️ Evet vazgeçtim diyenler: %75
Bu şu anlama gelir:
Toplumun büyük çoğunluğu artık ihtiyaçlarını bile rahat karşılayamaz hale gelmiştir.
Bu noktada artık herkesin oturup düşünmesi gerekir.
Çünkü hiçbir ekonomik düzen:
Nüfusun %70’i geçim sıkıntısı çekerken
%30’u gelirin çoğunu alırken
uzun süre devamı mümkün değildir.
Bu sadece ekonomi meselesi değildir.
Bu aynı zamanda sosyal barış meselesidir.
Eğer toplumun %30’luk kesimi, özellikle de en üstteki %20’lik varlıklı kesim, bu tabloyu görmezden gelirse büyük bir hata yapar.
Çünkü sürekli kazanmaya alışmış ekonomik gruplar bazen zeminin altlarından kaydığını geç fark eder.
Ekonomik tarih bize şunu gösterir:
Orta sınıf zayıflarsa ekonomi kırılgan hale gelir.
Alt sınıf zorlanırsa sosyal gerilim artar.
Üst sınıf bunu görmezse sistem sert şekilde tepki verir.
Eğer bugün toplumun %70-75’i pazarda almak istediği ürünü alamayacak noktaya gelmişse, bu sadece bireysel bir sorun değil, yapısal bir uyarıdır.
Eğer gelir dağılımındaki bu dengesizlik görülmez,
eğer daha güçlü kesimler sorumluluk almaz,
eğer ekonomik paylaşımda daha dengeli bir yapı oluşmazsa,
çok açık söylemek gerekir:
Sandık bunu affetmez.
Ve sadece siyasi sonuçlar olmaz.
Aynı zamanda o %20-30’luk varlıklı kesim de uzun vadede kendini güvende hissedemez. Çünkü ekonomik denge bozulursa sosyal denge de bozulur.
Gerçek şudur:
Bir ülkede geniş kitleler kaybediyorsa, kazananlar da uzun süre rahat edemez.
Bu yüzden mesele sadece fakirlik meselesi değildir.
Bu mesele:
Ekonomik istikrar meselesidir.
Toplumsal denge meselesidir.
Gelecek istikrarı meselesidir.
Ve evet…
Tablo sert mi?
Evet.
Tablo tam olarak bu kadar sert.
@AsalArastirma@HuseyinLikoglu@ibrahimkaragul@avmetintarhan@nedimsener2010@boraalptweet@cyhnbzkrt@odatv@ilkeryucell@MuratKaya2025@yeniakit
Almanya’da doğdum, büyüdüm.
2 yaşında babamı kaybettim.
Hayatı bana bir Türk kadını öğretti: Annem.
Okuma yazma bilmiyordu.
Ama onuru biliyordu.
Sabri biliyordu.
Kimseye boyun eğmemeyi biliyordu.
Yük taşıdı.
Şikâyet etmedi.
Evlat büyüttü.
Kendini anlatmadı.
Ben Türk olmayı annemden öğrendim.
Türk kadını güçlüdür.
Sessizdir.
Ama yıkılmaz.
Bugün bir evlat, bir baba ve bir eş olarak şunu biliyorum:
Bir milletin asıl gücü
sessizce ayakta duran kadınlarıdır.
8 Mart’ta,
başta annem olmak üzere,
Kıymetlim eşim ve hayat yolunda her zaman yanımda olan ablalarım başta olmak üzere
hayatı omuzlayan tüm kadınlara minnetle…
Başımız dik. 🇹🇷