Bilmeyenler için kısaca Hüdayi Vakfı:
Vakıf, Erenköy Cemaati ile doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla vakfın yönetimini de cemaatin lideri Osman Nuri Topbaş üstleniyor. Cemaat, 2001 yılından bu yana AK Parti'ye kesintisiz destek veriyor.
Vakfın arkasındaki sermaye gücü ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın dostluğuyla bilinen, BİM'in sahibi Latif Topbaş. Kendisi aynı zamanda Ebebek mağazalarının da büyük hissedarı. Osman Nuri Topbaş ile Latif Topbaş amcazade; yani biri cemiyet işlerini yürütürken diğeri ticareti sevk ve idare ediyor.
Bu bildirinin siyasî anlamı ise büyük:
İlk defa AK Parti çeperindeki bir cemaat, yaşanan fon krizinde sağa sola bakmadan doğrudan tavır ortaya koyuyor. Denetimsizlikten ve kayırmacılıktan söz ediyor.
Evet, bu dostane bir ikaz ancak kesinlikle yarım ağızla yapılmış değil...
Korkunç bir geriye gidiş. Karabağ’da şehit olan o vatan evlatlarının ahı tutar. Umarım bu vicdan dışı, insanlık dışı, Azerbaycan’ı ortaçağ karanlığına götürecek, Azerbaycanlıları birbirine düşürecek, Türkiye ile Azerbaycan’ın arasında gönül yaraları açacak, siyonist bir oyun olduğu apaçık bu uygulamadan vazgeçilir…
I haven’t received any donations for a while, and my children urgently need food and basic necessities. 💔
Please don’t forget us. Any support, no matter how small, means so much to us. 🙏🤲
Açılın, mimarlığın ne olduğunu anlatayım. Yapay zeka konusunda da endişelerim böylece daha net anlaşılır.
Babam o zamanlar 100.000 nüfusu bile olmayan Elbistan'ın ilk mimarı. İlçenin yarısını o çizmiştir, o derece. Bizim evi de o çizdi 23 yıl önce.
Salon 52 m² ve "L" şeklinde. L'nin boşluk kısmında da balkon var. L'nin bir kenarından öteki kenarına da iki basamakla iniyorsun. O dönem bu biraz lüks ve "gereksiz modern" bulundu görenler tarafından. Babam şöyle açıklamıştı bana bu tasarımı (kendisi ağır CHPli bu arada):
"Elbistan halkı muhafazakar bir halk. Salonu böyle yaptım ki haremlik selamlık oturmak isteyenler olur, beyler aşağıda hanımları yukarıda oturur, aradaki duvar da konuşmaların birbirine karışmasını engeller."
Mutfak ve oturma odası da aynı oda. Amerikan mutfak deniyor ya, ondan. Herkes şikayetçi tabii yemek kokusunda oturulur muymuş.. Ancak aspiratöre öyle bir genişlik verip ayarlamış ki yemek kokusu oturma odasına geçmiyor bile. Üstelik camların konumu ve genişliğinden dolayı açılınca hava doğrudan temizleniyor, kenarlardaki koltuklara uğramıyor bile. Bunu neden böyle yapmış?
"Annen mesela gün yapıyor, mutfak ayrı olsa sürekli mutfağa git gel uğraşacak, dedikoduları kaçıracak. Şimdi sohbetten uzak kalmadan çayını kahvesini doldurabiliyor."
Evin bu odalarında kolonlar ve kirişler gözükmüyor. Kutunun içinde gibi tamamen. Ancak duvarların kalınlığı da belli değil. Çünkü dışarda kalıyorlar. Bu tamamen göz zevki. Yaptığı çoğu evi burdan anlayabiliyorum ilçede. Salonda kolon kiriş gözükmüyorsa "babam yapmış" diyorum.
Güneşten herkes eşit faydalansın diye cepheler ona göre belirlenmiş, çöpleri kapının önüne koymamak için bir çöp boşluğu, insanlar çiçekli saksılar koysun da dışardan güzel gözüksün diye arka cephede Fr*nsız balkon, odalarda fazladan yer kaplamasın diye tüm odalara gömme dolap boşluğu, açılınca tuvalette oturanı değil de ayna tarafını gösteren banyo kapısı..
Bunların hepsini 100.000 nüfuslu bir ilçede yapıyor. Şimdi sosyolojik bir tartışmaya girmek istemiyorum ama çoğu lüks ve "gereksiz pahalı" bulunan şeyler. Ancak yine babamın başka bir sözü var: "Mimarın işi barınak yapmak değildir, yuva yapmaktır." Böyle yetiştirmiş kendisini. Yaptığı işlere kendi imzasını atan bi adam. Projesini çizdiği inşaatların beton sulamasını görevi olmamasına rağmen günlük gezip kontrol eden birisi.
--- konu dışı gereksiz detay ---
Ev 9 derece depreme dayanıklı yapıldı. Tabii bu yüzden o dönemki en pahalı evdi ve baya bir dalga geçilmişti. O kadarına ne gerek varmış, 7 olsaymış biraz daha uygun olsaymış.. Elbistan depreminde caddede ayakta kalan 2-3 binadan birisi çok şükür ve ne yazık ki..
--- konu dışı gereksiz detay ---
Mimarlık bu. Şimdi yapay zeka bir proje çizerken insanların hayat tarzlarını, arsanın coğrafi konumunu, günlük ihtiyaçlarını, kadın-erkek ilişkilerini, görsel zevklerini düşünecek mi? Promptu yazan adam düşünürse "düşünecek". Yani gidip "bana ev yap, hata yapma" dersen genel-geçer mimari doktrinleri derleyip toplayacak ve ortalama bir iş çıkaracak.
Bu sadece mimarlığa özgü de değil. Tüm mesleklerde böyle ama hepinizin bir çatı altında hayatına devam ettiğini düşünerek bu meslek özelinde yazdım daha kolay anlaşılır diye. Ha yapay zeka belki gelişir ilerde ama şu an o kadar hızlı ilerliyor ki, yeni nesil bunları bilmeden yapay zeka ile proje dolduracağı için yz'nin kendini eğittiği projeler yine kendi eseri olmaya başlayacak. Kapitalizmin de çirkin yanı bu. Yarıştayken birçok şeyi es geçip devam etmek zorundasın, yoksa başkası maazallah daha çok para kazanıp seni işsiz müşterisiz bırakır.
Dediğim gibi, bu çoğu meslek için geçerli. Ancak bu düzeltilebilir bir şey de değil. Yine sadece geleceğin projeksiyonu olsun diye yazıyorum bunları. Mimarlık da biter bir gün, mühendislik de, tıp da.. Ancak şu an bitti sanmak, mesleklere olan saygısızlığınızdan ve herhangi bir işte uzman olmadığınız için uzmanlığın esasında ne olduğunu bilmemenizden kaynaklanıyor.
Bu ilaca rekombinant biyoteknoloji tabanlı helal alternatifler üretilebilir.
Ki şu anda Anagram Therapeutics şirketi bunun üzerinde çalışıyor.
Eğer başarılı olursa dünyanın ilk domuz içeriği barındırmayan tıbbî enzim replasman tedavisi olacak.
Ama benim canımı yakan; neden Müslüman ülkelerde yapılmıyor bu?
Farmasötik disiplinlerde çok başarılı akademik kadrolarımız var bizim.
Teknik bilgi (know-how) seviyemiz fazlasıyla yeterli.
Bütçe mi sorun?
Hayır.
Sadece belediyelerin yarı çıplak konserlerinin dudak uçuklatan astronomik faturaları bile,
Helal ilaç prosesinin klinik faz deneylerini çok kolay karşılayabilir.
Sadece büyükşehirlerin yıllık ortalama konser giderleri 150 milyon dolar.
Ama işte devlet bütçe planlamasında "yerel tüketim/eğlence" payı,
"Biyoteknolojik yatırım" payından daha büyük.
Yani sorun finansal veya akademik kaynak yetersizliği değil, ulusal bütçe önceliklerimiz.
Parayı nereye harcayacağımızı dinî hassasiyetlerimiz değil, nefsanî eğlence temayüllerimiz belirliyor.
Çoğunluğu Müslüman bi ülke olmamıza rağmen, evet bize rağmen..
Endonezya, Malezya, Pakistan, Umman, Kuveyt..gibi helal hassasiyeti yüksek Müslüman ülkelerle Klinik Deney Konsorsiyumları kurarak maliyet paylaşımı yapabilir Türkiye.
Doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı olan Türkiye Varlık Fonu (TVF) üzerinden yerli ilaç şirketlerine "Girişim Sermayesi" sağlanabilir,
SGK kamu hastanelerine bu ilacı alım garantisi ve yüksek kârlı geri ödeme sözü verebilir.
Böylece yerli şirketler küresel devlerin fiyat kırma politikasıyla ezilmez ve bu pazar garantisi,
Yerli finans çevrelerinin projeye Big Pharma'ya ihtiyaç duymadan milyarlarca liralık yerli taze nakit aktarmasını sağlar.
Yani niyeti olana yol çok, özetle.
Eğer muktedirlerin böyle bir niyeti ve gündemi yoksa;
Bize düşen, toplumda bu farkındalığı oluşturup kamuoyu baskısı yapmak.
Hesabım kapanmasın diye çiçek böcek paylaşmaya başladım. Destek olursanız sevinirim ����🐝
Guguk Arısı: Bu arılar, tam bir "emek hırsızı"dır. Kendi yuvalarını yapmazlar; başka arıların binbir emekle yaptığı yuvalara gizlice girip yumurtalarını oraya bırakırlar.
Ökse Otu: Toprakta kök salmak yerine, başka ağaçların gövdesine yerleşir ve o ağacın suyunu ve besinini "çalarak" yarı-parazit bir şekilde yaşar.
yaklaşık 300 tane gazzeli aile görüntülü konuşuyorum, çocuklarının isimlerine,kaldıkları bölgeye kadar hepsini biliyorum. alper o ailelerin çoğunu bizzat gazze'de buldurdu elden nakdi yardım yaptı- yaptırdı. bunları da bana alper değil aileler söyledi. o mazlum insanlara giden bir parça ekmeğin gitmesine engel oldunuz ya Allah da sizin yediklerinizi burnunuzdan fitil ftil getirsin
demiş ve hesabı birkaç saat içinde kapanmış.
Bu meseleye hiç girmiyorum çünkü midem bulanıyor. Bu seviyedeki insanlarla kavgayla da olsa muhatap olmak istemiyorum.
Yazık bu memlekete. 3-5 kişi daha fazla çalacak diye bu halka bunu yapmayın.
2028’de seçim var ona göre. Haddinizi bileceksiniz. @Akparti
Yoksa bu millet sandıkta had bildirmesini çok iyi bilir.
Kendi mahallenizde erişim engeli getirilen kaçıncı hesap bu?
İsrail ordusunun Türkçe X hesabı hala aktif olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
80 milyonun hakkına giren alçakları gözaltına bile almadınız. Gücünüz bize mi yetiyor?
Bu twiti attığı için hesabı gitmiş. Rezalet.
Vatan haini olduğunu yazan hesapları Muhbirler olayında yüz binlerce cimer şikayetine rağmen engellemeleri 1,5 hafta sürmüştü. O hesaplar bugün halen açık.
Bu arkadaşları eleştirmek vatan haini olduğunu söylemekten beter olsa gerek ki tüm devlet aygıtları eleştirilmemeleri için seferber ediliyor.
Bu twitte ismi yazanlara haksızlık yapıldıysa dava açarlar. Twitterda bir ilk de olmaz. Her gün ana avrat sövüyorlar bize, devletin imkanı vatandaş mı ayırır ?
Diğer insanlardan bunları ayıran -şu an ciddi bir töhmet altında olmak dışında- ne özellikleri var da hesapları engellemekte başka hiçbir durumda olmadığı şekilde hızlı davranılıyor ?
Bu da devlet imkanlarının kişisel menfaatler için kullanılmasıdır. Bu devlet kimsenin oyuncağı değil.
Niye bilmiyorum ama bizim ülkenin seküleri/Kemalisti kadar dindarlara düşman bir kitle zor bulunur. Bunun son 24 yıllık Erdoğan hükümetiyle de ilgisi yok, öncesinde de aynıydılar.
m. emin saraç anadolu imamhatip lisesi mezunuyum türkiyenin en iyilerindendir. arapça okudum 4 dil biliyorum yani istesem dediginiz gibi el ezhere de katara da arabistana da giderim egitimizden supheniz olmasın da sorun o değil
Sorbonne’dan kabul alan kız: Fransa kuralsız bir şekilde başörtüm yüzünden başvurumu işleme almadı, kötü muamelede bulundular
YKS’de ilk bir milyona girmeyi becerememiş ama seküler olduğu için kendisini çok zeki sanan kişi: Afganistan’a gitsene ne işin var senin Fransa’da 😂