🔴 "Size yalan söylediler. Zulüm bitmedi. Gazze'de çocuklar yanıyor."
İsrail'in Gazze'ye yönelik durmaksızın devam eden saldırılarında 4 kişilik bir aile uykuları sırasında yanarak şehid oldu.
Kimsiniz lan Siz?
Nereden çıktınız Allah’ın belaları?
Dünyanın hangi ülkesinde o ülkenin diniyle bu kadar iğrenç bir şekilde dalga geçen bir adama göz yumulabilir, es geçilebilir ki?
UYARI / YORUM
Kuzey Kore’yi geçeceğiz böyle giderse…
Yeni torba yasasıyla birlikte 163. madde hortlatılacak!
Yanlış okumadınız!
Buna göre, Atatürk ilke ve inkilaplarına aykırı yayın yapılamayacak!
Laikliği eleştirmek suç sayılacak!
İnsanın inanası gelmiyor!
Siz insanı çıldırtmak mı istiyorsunuz?
Bu çağda bu zamanda nasıl ilkel bir kafa yapısıdır bu?
Milleti aptallaştırdığınız yetmiyormuş gibi, şimdi de milletin yarısını hapishanelere mi dolduracaksınız?
Özgürlüklerin önünü açmanız gerekirken, milleti inim inim inleten 5816 sayılı yasanın kaldırılmasını beklerken, yapılan işe, getirilmeye çalışılan yasaya bakar mısınız!
Bunun bir şaka olduğunu söylesin biri!
Eğer bu yasa geçerse, Ak Parti intihar eder, bu milletin tarihî yolculuğunu da mezara gömer!
Laf lafı, ilaç ilacı açar.
Tansiyon ilacı verilir öksürük yapar.
Öksürük ilacı mideye dokunur.
Mide ilacı baş ağrısı yapar.
Baş ağrısı ilacı kabızlığa sebep olur.
Kabızlık ilacı kusmaya yol açar.
Kusma ilacı uyutur.
Uyku ilacı denge kaybı yaratır.
Denge ilacı çarpıntı yapar.
Çarpıntı ilacı tansiyonu düşürür.
Tansiyonu düşen hasta yere düşer.
Yere düşen hasta kendini kaybeder, ilaçlarını alamaz olur, birden bire iyileşir.
Not: Tıbbi tavsiye değildir, tekerlemedir.
Böbrek, milyonlarca yıllık seçilimle su-tuz dengesi, asit-baz kontrolü, toksin atılımı ve kan basıncı düzeni için çok ince ayarlı bir organ haline gelmiştir. Yani “süzgeç” pasif bir filtre değil; aktif karar veren, geri emen, atan, hormonlarla konuşan canlı bir denge sistemidir. Bu yüzden dışarıdan gelen ve böbreğe “şunu tut, bunu at, suyu artır, sodyumu azalt, damar tonusunu değiştir” diyen ilaçlar gerçekten de bu doğal ayara müdahale eder.
Evrimsel biyolojinin diliyle söylersek, ilaç burada organizmanın kendi homeostatik algoritmasına dışsal bir komut sokar. Kısa vadede bu komut hayat kurtarabilir; ama uzun vadede bedelin olmaması beklenmez. Çünkü evrim, böbreği kronik farmakolojik zorlamaya göre değil, doğal çevresel baskılara göre şekillendirmiştir. Bu nedenle diüretikler, NSAİİ’ler, bazı antihipertansifler, lityum, bazı antibiyotikler ve benzeri ajanlar, özellikle uzun süre ve uygunsuz kullanıldığında renal hemodinamiği, tübüler işleyişi veya elektrolit dengesini bozarak gerçekten “yararlı zehir” gibi davranabilir.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
"Bebekler düşük vitamin K seviyeleriyle doğar ve bunun bir sebebi vardır. Bu bilinçli bir tasarımdır. Göbek kordonu kanı, kök hücrelerle doludur; bunlar doğum sonrası bebeğin travma bölgelerine hızla ulaşarak iyileşmeyi sağlar. Yüksek vitamin K seviyesi olsaydı, anında pıhtılaşma olur ve bu kök hücrelerin travma bölgelerine ulaşması engellenirdi. Gecikmeli kordon kesimi çok önemlidir. Ağız sütü (kolostrum), olgun anne sütünden daha yüksek vitamin K içerir — bu bir hata değil, bilinçli bir tasarımdır. Çoğu durumda vitamin K iğnesi gereksizdir."
Fikir jimnastiği için çok uygun bir paylaşım!
Bu CIA belgesinde ABD devletinin, insanların ruh hâlini bozacak maddeleri geliştirmeyi araştırmış olduğu yazıyor.
Üstelik bunların yiyecek, içecek, su, sigara gibi şeylerin içine gizlice konabilmesi anlatılıyor.
İnsanların fark etmeden kaygılı, çökkün, halsiz hale gelmesi asıl hedef.
Bu bir komplo teorisi değil millet bizzat resmi belgede yazıyor.
Şimdi AĞU ?
Hâla da değildir mi diyorsun?
Prof. Dr. Alişan Yıldıran.
Babam GATA’da ihtisaslı uzmandoktoruydu.
Cerrah olmamı istedi; ancak çocukları sevdiğim için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları alanını tercih ettim.
Çocuk Alerji ve İmmünoloji alanında uzmanlaştım.
Yüksek lisans ve klinik eğitimler dâhil çeşitli akademik eğitimler aldım.
Ana uzmanlık alanlarım:
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları.
Pediatrik İmmünoloji ve Alerji çoçuk.
Neonatoloji (yenidoğan sağlığı) bebekler.
Genetik bozuklukların moleküler biyolojisi üzerine çalışmalar bebek ve çoçuklar.
Mesleğim ve görevim:
Çocuk hekimliği alanında uzman bir pediatristim.
Uzmanlık alanım çocukların bağışıklık sistemi ve alerjileridir.
Akademik düzeyde laboratuvar yönetimi ve klinik çalışmalar yürütmekteyim.
Bu görevden geçen hafta alındım.
Neden alındım sizce ?
Aziz Milletime,
Sizlere şunu söylüyorum:
Bebeklere aşı yapılmamalı.
Aşı olmadan insanların, bebeklerin ve çocukların yaşayamayacağı, sağlıklı olamayacağı zannediliyor. Bu tamamen bilim dışıdır.
Bademciklerin alınması menenjitin önde gelen sebeplerindendir. Bademcikler asla ama asla aldırılmamalıdır.
Kızamık Allah’ın bize bir lütfudur.
Çocukken kızamık geçiren bir insanın immün sistemi artık çok güçlü demektir.
Bunda alerji, otoimmünite ve kanser olmaz. Ancak kızamık aşısı yaptırarak hem bunları bozuyor hem de aşının yan etkilerine maruz kalıyorsunuz.
Hücrelerimiz o kadar güçlüdür ki, Allah o kadar güzel yaratmıştır ki, tamir mekanizmaları koymuştur.
ModernTıbbın bir tarihi vardır. Bu tarihi bilmeden neden, neyin nasıl olduğunu anlamamız mümkün değildir.
Ben aşı oldum, bana bir şey olmaz
anlayışı doğru değildir.
1- "Folik asit herkese bol bol verilir” YAPMA
Metilfolat varken körlemesine yüksek doz folik asit verme.
B12’ye bakmadan folat yükleme.
2- “B6 vitamini zararsızdır” ETME
Aylarca yüksek doz B6 kullanma.
Uyuşma–karıncalanma yapar.
3-“Demir düşüktür, bas geç” – YAPMA
Enfeksiyon varken, CRP bakmadan demir verme.
Demir bakteriyi besler.
4- “D vitamini ne kadar çok o kadar iyi” ETME
Kontrolsüz yüksek doz yükleme yapma.
Kalsiyum yükseltir, böbreği bozar.
5- “Potasyum düşükse potasyum ver” YAPMA
Magnezyum düşüklüğü varken potasyum işe yaramaz.
Önce magnezyuma bak.
Saadet, DEVA ve Gelecek Partisi bebeklerimizin ve çocuklarımızın Epsteincilerin ürettiği 50 doz kimyasal zehir olan aşılar ile zorla aşılanıp hasta olup, sakatlanıp, ölmesi için kanun teklifi verdi.
Tepkiler çığ gibi büyüyor...
Detay için izle:
https://t.co/dym0HGWivt
Bakın bu yaşlı adam ne diyor?:
“Yahudiler yeni araba, yeni telefon veya herhangi bir şeyin yenisini almaz.”
“Çünkü, yeni olan şey tuzaktır, pazarlama oyunudur.”
“Goyimler (Yahudi olmayanlar) her yıl telefonlarını yenilerler.”
“Biz ise aynı telefonu 5 yıl kullanırız.”
“Siz sıfır araba alırsınız; alır almaz ikinci el olur.”
“Biz ise, yarı fiyatına 3 yıllık kullanılmış araba alırız.”
“Siz, her şeyin en yeni modelini almaya meraklısınız.”
“Bizim içinse, çalışır durumda olması ve iş görmesi yeterlidir.”
“İşte bunun için siz sürekli parasızsınız.”
“Yeni olan, yetersiz ego sahibi kişiler için bir pazarlama tuzağıdır.”
“Sizin servetiniz kapıdaki arabanızda (veya eşyanızda); bizim servetimiz ise bankalardaki yatırım hesabımızdadır.”
“Siz, zengin görünürsünüz.”
“Biz ise, gerçekten zenginiz.”
“Aramızdaki fark budur.”