SIBO diyetinde tam 2.5 ayı geride bıraktım ve nihayet Faz 3’e geçtim. Dışarıdan bakınca "alt tarafı bir diyet" gibi görünse de, yaşayanlar bilir; bu bir beslenme programı değil, tam zamanlı bir disiplin sınavı.+
Bazen kendimi sorgularken buluyorum: "Gerçekten bu kadar zor mu olmalıydı?" SIBO’nun tıp tarihindeki yeri çok eski değil. Bugün uyguladığımız bu eliminasyon yöntemleri bana inanılmaz ilkel geliyor.
Bir de "serbest ama sana iyi gelmeyebilir" listeleri var. Yani sadece kurallara uymak yetmiyor; adeta kendi vücudunun dedektifi olman, her lokma sonrası kendini gözlemlemen gerekiyor. Bilimsel bir tedaviden ziyade, karanlıkta yolunu bulmaya çalışmak gibi.
İşin fiziksel boyutu zaten zor ama asıl yıpratıcı olan manevi yükü. Sosyalleşirken sürekli durumunu anlatmak zorunda kalmak, nezaketle sunulan ikramları defalarca geri çevirmek ve dışarıda yemek yeme özgürlüğünün sıfırlanması... Ciddi bir psikolojik dayanıklılık istiyor.
Bunu okuyunca son zamanlarda Çetin Çetintaş'ın "Yaşama Hizalanmak" adlı satsang videosu geldi aklıma aynı şeylerden bahsediyor: "Neye inandığımızı değil, kendimize neyi layık gördüğümüzü yaşıyoruz. Davranışlarımız, sözlerimiz ve seçimlerimiz yaşamı şekillendiriyor."
Ama öfkeyi fark edip onun mesajını dinlersen,
sana “nerede ihmal edildin, nerede kendini kaybettin?” sorusunu gösterir.Kimse kimsenin ruhsal ebeveyni değildir. Taraflar birbirini “tamamlamaz”, karşılıklı olarak büyütür.
Benim için "game change" kitaplardan birisi Öfke Dansı, kadın erkek farketmeksizin herkesin okuması ve özümsemesi gereken bir kitap. En sevdiğim kısımlardan bir tanesi "karşı taraf %97 suçlu olsa bile %3 ümüzü değiştirmekten biz sorumluyuz". +
En en büyük hatamız karşımızdakini değiştirmeye çalışmak ve bunu inanmışlıkla sürdürüyor olmak oysa bizim sadece kendimiz üzerinde kontrolümüz var. Öfke doğru kullanıldığında dönüştürücüdür
Öfkeyi bastırmak seni hasta eder, patlatmak da ilişkiyi bozar.+
İnsanın kendine rağmen yaşaması tuhaf… Yıllarca şekeri bırakmak istedim, başaramadım. SIBO diyetiyle mecburen bırakıyorum. Demek bazen sınır koyan biz değil, hayat olunca işe yarıyor.
SIBO diyetinin 10.gününü bitirdim. İlk hafta çok zorlu geçti baş ağrıları tansiyon düşüklükleri derken hayatımı normal akışında geçiremedim . Yıllardır şekeri bırakmak ve düz bir karının hayalini kuruyordum ancak şekeri bir. türlü bırakamıyordum+
yaşanmıştır ve daha doğrusu ne kadar senindir ?Yol uzun fırtınalı ama sonunda kendi evine yani kendine dönüyorsun. Benim için dönüm noktası olan bu kitapları iyi ki okumuşum.
Bu iki kitabı okuyana kadar terapiye ihtiyacım olduğunu bilmiyordum. Farkındalığı yüksek bir insan olduğumu düşünürken kendime ne kadar yabancı olduğumu gördüm. Daha sonra bu yabancı ile tanışma yolculuğuna çıktım ve itiraf etmeliyim ki travmalarla yüzleşmek bayağı bir fırtınalı+
ancak yolculuğun sonunda kendini tanıyıp farkındalıkla yaşadığın bir hayata doğru adım atıyorsun. Suçluluk yerine anlamaya, bastırmak yerine hissetmeye başladım.Diğer türlü seni tetikleyen durum ve duyguların peşinde hayatın şekillenip duruyor. Sana ait olmayan bir hayat ne kadar
Bugün "productive procrastination" diye bir kavram öğrendim.
Özetle: Asıl önemli işi ertelerken, başka verimli bir şey yapmak.
Rapor yazmam gerekirken evi temizliyorsam → tembel değil, verimli erteliyorummuşum
Beyin tam bir kaçak dövüş ustası. Önceliklendirme bu işin panzehiri!
Yapay zekaya kötü prompt verirsen saçmalar insana kötü laf edersen trip atar. Yapay zekada mesele net ne verirsen onu alırsın. İnsan daha karmaşık bir makine ve dışardan güncelleme almıyor içerden talebin gelmesi lazım. Yani biri algoritma, diğeri bilinmezler denklemine yazılmış+