İnsan kırıldığında karşısında sadece mahcup bir insan görmek ister. Hatasını savunmayan, üste çıkmaya çalışmayan, kırdığı yerin ağırlığını gerçekten hissettiğini gösteren birini...
Çünkü, canını yakan kişinin yüzünde o pişmanlığı görmedikçe, onun tarafından sevildiğine asla ikna olamaz.
hepimiz dünyada birer yolcuyuz, amacımız ise allah’ın rızasıdır. bir gün bu yolculuğu sonlandıracak ve asıl yurdumuza varacağız.. bu yüzden, bu hayatın seni yoran tarafı karşısında göğsün daralmasın. çünkü o yorgunluğun arkasında, allah’ın senin için yaptığı ince planlar vardır..
Sevdiğimiz için mi özen gösteriyoruz yoksa özen gösterdiğimiz için mi seviyoruz?
Genellikle bakım vermenin ve bir başkasının sorumluluğunu üstlenmenin, halihazırda var olan yoğun bir sevginin doğal bir sonucu (bir zorunluluk) olduğu düşünülür. Tam aksini söyleyeceğim : Sevgi bir başlangıç noktası değil, verilen emeğin, gösterilen şefkatin, dökülen alın terinin ve kurulan bağın bir sonucudur. Selvi Boylum Al Yazmalım’ı hatırlayalım : ‘Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti.’
Bir insana emek verdikçe, onun kırılganlığına ortak olup ihtiyaçlarını giderdikçe ona olan sevgimiz ve bağlılığımız derinleşir. Dolayısıyla emek verdiğimizi, ihtimam gösterdiğimizi, üzerine titrediğimizi severiz.
Kendime not:
İnsan, kapısını çalmadığı yerden değil; eşiğinde bekletildiği yerden yorulur. Bir gün yerini tahmin etmek zorunda kalırsan, o hikâyeyi geride bırak. Uğruna kendini kaybettiğin hiçbir yer, sana ait değildir…
İlahi adalete inanın.
Çünkü bazı insanların özrünü duymazsınız, pişmanlığını göremezsiniz ama hayatın onlara verdiği cevabı mutlaka izlersiniz. Bugün sizi görmezden gelenin, yarın görülmek için çırpındığını; kıymetinizi bilmeyenin, bir gün yokluğunuzla sınandığını görürsünüz. O yüzden bırakın, herkes yaptığının ağırlığını kendi omzunda taşısın. Bazı hesapları siz sorarsanız eksik kalır; zaman sorarsa herkes payına düşeni alır.
İlahi adalet gecikir, eksik kalmaz.
insanın kalbi yorulunca kelimeleri de azalır. artık kimseye bir şey anlatmak, kendini kanıtlamak ya da haklı çıkmak istemezsin. o büyük sessizlik başladığında, dışarıdaki dünyanın gürültüsü de biter. sadece kendi sesini duyduğun o tenha yer, ruhun asıl evidir.
Mahcup insanlara sempati duyuyorum. Özgüven zırhına bürünmüş küstahlık, kibir, hadsizlik yerine dünyadaki, hayattaki varlığına, anlamına dair tekinsiz duygularını tarzına, tavrına yerleştirmiş insanlar daha ilgi çekici benim için
Şunu fark ettim: İnsanlar beni, gerçekten ben olduğum için sevmediler. Daha çok onlar için yaptıklarımdan dolayı yanımda oldular. Onlara nasıl destek olduğum, zor zamanlarında arkalarında durduğum, herkes ortadan kaybolduğunda yanlarında olduğum, her zaman güçlü ve güvenilir kişi olduğum için... Düşünce yapımla onlara ilham verdiğim, kusurlarını görmezden gelip onlar için en iyisini istediğim ve ne olursa olsun sadık kaldığım için.
Ben böyle bir insan oldum çünkü hayatım boyunca benim gibi birinin yanımda olmasını istedim. Bu; aile, arkadaşlıklar ve ilişkiler dahil hayatımdaki herkes için geçerli. Ancak zamanla anladım ki bazı insanlar seni olduğun kişi için değil, onlara sağladığın şeyler için seviyor. Bunun farkına varmak acı verse de, insanın kendisini ve ilişkilerini yeniden değerlendirmesi için önemli bir gerçektir.
Merhametten, nezâketten ve edepten nasibini almış insanların ince düşünceden ve saygıdan yoksun, kaba insanlar arasında yaralanmadan yaşamaya çalışması da imtihandır.
Bir insana zekası kadar kızacaksın, ötesine geçmeyeceksin. Empati seviyesi kadar duygularını göstereceksin. Kapasitesi kadar konuşacaksın. Fazlası israftır.
Olgunluk, herkesi anlamak değil; kiminle ne paylaşacağını bilmektir.
SAMİMİYET
Gerçek manada iyileştirici bir ilişki, insanın içtenliğiyle kurulur. Anlamak için sevmek gerek.
Bazen muhatabımızın sahici varlığından şifa buluruz. Onun yaydığı esenlik hissi bize iyi gelir. Ruhların birbirine değdiği, kimsenin yaralarını saklamadığı bir buluşma insanı iyileştirir. Herkes hissedilmek, herkes görülmek ister. Bir insanın acısına gerçekten temas eden şey “Senin acını görüyorum” diyebilen bir kalptir.
Her konuşma bir karşılaşmadır: İnsan, kendisine yukarıdan bakılmadığını hissettiği yerde iyileşmeye başlar. İçtenlik ve şefkat yaralarımıza iyi gelir, bizi dünya ağrısından kısmen iyileştirir.
İçtenlik, insana “Burada maskesiz olabilirsin” duygusu verir. İnsan ancak yargılanmayacağını hissettiğinde kırılgan taraflarını ortaya çıkarır. Bu yüzden samimiyetin olduğu yerde iyileşme başlamış demektir.
Bilgi yol gösterir ama ilişki dönüştürür. Bir cümle, soğuk bir ağızdan geldiğinde öğüt gibi duyulur; içten bir kalpten geldiğinde insanın içine yerleşir.
Gerçek temasın olduğu yerde insan kendini savunmayı bırakır. Bazen ne konuştuğumuzu unuturuz da birinin yanında hissettiğimiz huzuru yıllarca unutmayız.
'Dikkat duadır' demişti düşünür. Şifa çoğu zaman, bir insanın başka bir insana hakiki bir dikkatle yönelmesinden doğar. 'Bütün varlığımla, bütün hücrelerimle seni dinliyorum'.
Samimiyet, insana 'iyi ki varız' dedirtir.
güvendiğin birine ihtiyaçlarından bahsedebilmek güzel, karşındaki kişiye ihtiyaçlarını anlatabilecek güveni vermek daha da güzel. çok seviniyorum böyle konuşulabilen ilişkileri görünce. cıvıl cıvıl evin içi.
sevdiğin birine sevdiğin şeyleri paylaşmak. gördüğün güzellikleri onun da aynı yerden görmesini istemek. dokunduğun yere dokunsun, hissettiğin yerden hissetsin. birine kendi dünyanı açmak. “bak, ben böyle güzelliklere tutuluyorum” diyebilmek. nereden baksan güzel his.
sevme biçiminiz parmak izinizdir diye bir cümle okumuştum.insan,en çok sevme kudretiyle övünmeli. yanılgılar,yenilgiler. başkalarının hayatımızda bıraktığı izlerdir ama sevmek o büsbütün bizim işimizdir.lekesiz bir sevdayı büyütmek,
işte bütün meselimiz budur.
Kimden uzaklaştıysam son bir kez dönüp baktım. Gördüklerimden sonra kendimi bir kez daha kutladım. Meğer ne kadar doğru bir sözmüş:
“Manzaranın içindeyken görülmeyen, manzaraya uzaktan bakıldığında kendini gösterirmiş.”
Bir insanı en çok, güvenerek, severek ve değer vererek besleyip geliştirebiliriz. Ortalık, değersizleştirmelerin güdük bırakıp sığlaştırdığı insanlarla dolu.