If you want to see what a small Uyghur village looks like in Xinjiang today - a place that's absolutely not on tourist maps - here it is 👇
We stumbled upon this small Uyghur village called "yang bu la ke" (央不拉克村), next to Huiyuan ancient town, and decided to walk in.
As you can see, we're the only tourists there and, by the stunned reaction of the kids we met (who were speaking Uyghur language between them), I was probably the first French person they ever met 😅
On one of the houses, we saw they were selling ice cream so we went in and got ourselves a delicious ice cream made solely with eggs and milk. It was also a good opportunity to see what a Uyghur house looks like from the inside: very charming and full of flowers!
Needless to say, this is very much not the image you'll get from Western media on the way Uyghurs live in Xinjiang today - just basically normal lives - but yet again none of these journalists ever bother coming to places like here so 🤷♂️ And, by the way, there are zero restrictions, anyone can come here unannounced as we did.
Trump 1985'i tekrar oynuyor. Ama bu kez masada Japonya değil, Çin var.
Elon Musk birkaç ay önce bir şey söyledi.
"Yapay zeka ve robotlar olmazsa, bu ülke yüzde bin iflas eder. Bu borcu başka hiçbir şey çözemez."
Bir düşün.
Dünyanın en zengin adamı, kendi ülkesinin batmasından korkuyor.
Peki neden?
Çünkü Amerika'nın borcu 39 trilyon dolar. Bu borcun faizi o kadar büyüdü ki, Amerika artık ordusuna harcadığından fazlasını faize veriyor.
Böyle bir borç ödenmez. Ancak ondan kaçarsın.
Amerika'nın kaçış yolu da yeni değil. Bu filmi 40 yıl önce bir kere oynadı.
O zaman karşısında Japonya vardı.
Bu sefer karşısında Çin var.
Peki bu borçtan nasıl kaçılır?
Tek bir yolla. Doların değerini düşürerek.
Çünkü borç dolar.
Dolar değer kaybettikçe o borç da küçülür. Aynı borç kalır ama artık daha az şey eder.
Trump'ın "güçlü dolar umurumda değil" demesinin sebebi de bu.
Ama doları düşürmenin bir bedeli var. Her şey pahalanır, halk fakirleşir.
İşte burada tarih devreye giriyor. Çünkü Amerika bu oyunu bir kere oynadı ve sonunu gördü.
Gel seni 1985'e götüreyim.
O yıllarda dünyanın fabrikası Japonya'ydı. Arabada, elektronikte, çipte, her şeyde öndeydi. Hem daha ucuz hem daha kaliteli üretiyordu. Amerikan şirketleri Japon rakipleriyle baş edemiyordu.
Amerika'nın ihracatı düşüyor, fabrikaları kapanıyordu. Aynı bugünkü gibi.
Sonra Amerika masaya vurdu.
Eylül 1985, New York, Plaza Oteli.
Amerika Japonya'ya dedi ki: ya paranı değerlendirirsin, ya bütün mallarına ağır vergi koyarım.
Japonya kabul etti.
Sonrası felaket oldu. Yen değerlendi, Japon malları pahalandı, dünyadaki üstünlüğü bitti. İhracatı çöktü.
Japonya ekonomiyi kurtarmak için faizi dibe indirdi, ortalığa bol para saldı. Ama o para fabrikaya gitmedi. Gayrimenkule ve borsaya gitti. Kocaman bir balon şişti, sonra patladı.
Japonya bir daha eski günlerine dönemedi. Kayıp otuz yıl işte o gün başladı.
Şimdi Amerika aynı hamleyi tekrar yapıyor. Amaç aynı. Kendi parasını düşürmek, rakibin parasını yükseltmek.
Trump'ın sopası da 1985'teki gibi. Vergi.
2025'te "Kurtuluş Günü" dediği vergileri koydu.
Amerika'ya giren neredeyse her mala vergi bindirdi.
Mesaj basit.
Ya gel burada üret, ya cezayı öde.
Ekibi bile bunu saklamıyor.
Doları düşürecek yeni bir anlaşmaya şimdiden isim bile koydular. Mar-a-Lago Anlaşması. Yani kafalarında birebir 1985 var.
Baskı da işe yarıyor.
Geçen gün Toyota, en çok sattığı kamyoneti artık Meksika'da değil Teksas'ta üreteceğini açıkladı. 3,6 milyar dolarlık yatırım.
Sebebi belli. Meksika'da üretince arabaya yüzde 25 vergi biniyor. Trump bu habere "çok büyük iş" dedi.
Bir tek Toyota da değil. Stellantis 13 milyar dolarla tarihinin en büyük Amerika yatırımını duyurdu. İlaç devleri fabrikalarını birer birer Amerika'ya taşıyor.
Aynı baskı, o zamanlar Japonya'yı dize getirmişti.
Ama bir fark var.
1985'te Amerika bunu sadece ticaret açığı için yaptı. Bugün ise arkada o dev borç var. Yani bahis çok daha büyük.
İşte burada Elon'un ikinci sözü giriyor.
Doları düşürmek borcu eritir, ama halkı da enflasyonla ezer. Peki Amerika bu tuzaktan nasıl kurtulacak?
Elon'un cevabı robotlar.
Mantık şu.
Robotlar gece gündüz durmadan üretsin. O zaman piyasada o kadar çok mal olur ki, ne kadar para basarsan bas fiyatlar yükselmez. Para düşer ama hayat pahalanmaz.
Elon "robotlar olmazsa batarız" derken tam bunu diyor.
Robotlar zamanında gelmezse, basılan bütün para halkın sırtına biner. Gelirse, Amerika tarihte ilk kez borcunu halkı fakirleşmeden eritir.
Bu yüzden Trump, Fed'in başına özellikle Kevin Warsh'ı getirdi.
Warsh eskiden "para basmak enflasyon yapar" derdi. Şimdi diyor ki: yapay zeka her şeyi değiştirdi, artık para bassak da enflasyon gelmez.
Yani Trump doları düşürüyor, Warsh parayı basıyor, Elon da robotları kuruyor.
Plan tamam gibi.
Ama planın iki büyük açığı var. İkisi de aynı yerde. Çin.
Birincisi şu.
1985'te Japonya mecburdu, çünkü Amerika onu koruyordu, "hayır" diyemezdi.
Çin diyebilir. Kendi pazarını koz olarak kullanır, misilleme yapar, geri adım atmaz. Amerika bu oyunu bu sefer boyun eğmeyen biriyle oynuyor.
İkincisi daha da kötü.
Bütün plan robotlara bağlı.
Ama o robotları henüz Amerika yapmıyor. Bu işte açık ara önde olan başka biri var. Çin. Elon bile Çin'i "en büyük rakip" diye anıyor.
Geçen gün biri şunu yazdı.
"Çin dünyanın insansı robotlarının yüzde 90'ını üretiyor, artık hafife alamayız."
Elon altına şunu yazdı.
"Şimdilik."
İşte o kısacık cevapta, Amerika'nın bütün umudu var.
Çin şimdi önde, tamam.
Ama Elon diyor ki, bugün önde olan yarın kazanan olmaz.
Amerika bu yarışı çevirmek zorunda. Çeviremezse, o robotlar hiç gelmez, bütün plan çöker.
Son durum şu.
Kırk yıl önce Amerika bu oyunu oynadı ve kazandı. Çünkü Japonya "evet" demek zorundaydı.
Bu sefer karşısında "hayır" diyebilen bir Çin var.
Üstelik Amerika'nın kazanmak için muhtaç olduğu robotları da o yapıyor.
Yani Trump aynı filmi tekrar çekiyor. Ama bu sefer senaryoyu tek başına o yazmıyor.
Elon boşuna "şimdilik" demedi.
Bu benim şahsi analizim. Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
Allow me to let you in a little secret; One of the reasons why the exiles do stunt like this in ENGLISH as opposed to, you know in TIBETAN, is because even in the exile community itself "Standard Tibetan" comprehension and education is weak and inconsistent.
During Lhasa's de-facto independence from 1913 onwards to 1951, the Dalai Lama regime attempted to impose the Lhasa dialect of Tibetan as "standard" Tibetan, sort of putonghua of the Tibetan world. This was (and is) resisted by non-Lhasa speakers such as Amdowa & Khampa speakers, who combined together, more than double the amount of Lhasa dialect speakers.
After Dalai Lama escaped China, they attempted to re-enact this Standard Tibetan language by streamlining the Tibetan education in Dharamshala and then impose it to the incoming Tibetan exiles from China which were largely successful TOWARDS THE EXILE'S OLDER GENERATION. However since the unclear status of the exiles' citizenship even in India means they can only get deadend jobs or as monastic orderly or as Dalai Lama's staff, many immigrated to Western countries - and in Western countries, let's face it, Tibetan language skill is pretty useless. Even higher up lamas from all major Tibetan Buddhist schools like Gelug, Kagyu, Sakya, and Nyingma all chose Chinese as second language proficiency since targetting diaspora Chinese is a much more lucrative business, er, "priest patron" relationship than mastering standard Tibetan. Of course it need not to be said that Tibetan Buddhist texts are in monastic "Classical Tibetan" rather than "Standard Tibetan", so mastering your classic Tibetan sacred texts does not guarantee you being a fluent daily Tibetan speaker.
Many Tibetan diaspora organizations attempt to run "Sunday schools" and weekly gorsheys and encourage Tibetan exile youths to continue speaking "standard Tibetan" but the decline continues. This is in contrast with Tibetans inside the mainland, who, freed from the strictures of mastering the "standard Tibetan" free to continue their respective dialect tradition, be it Khampa, Gyalrong, Amdowa, or UTsang. Of course one must be reminded that Tibetan "dialect" is actually own separate language nearly unintelligible with one another. For Tibetans in exile "Standard Tibetan" should be the one and all solution to this. But to the Tibetans inside China, they'd switch simply to Putonghua, something that enrages many exile Tibetans because they were concerned that their own self-appointed "Standard Tibetan" will die with the Dalai Lama and with it, the practical death of their movement.
So, how bad is the young exile's general comprehension of "Standard Tibetan"? Suffice to say that exile Tibetans, when tuning in to our mainland's Tibetan dance shows or song premiere would gobble up the music WITHOUT understanding the lyrics. Perhaps like when a Chinese rapping to a filthy English rap song to the beat without understanding the lyric meaning whatsoever. This led to incidents where young exiles got grilled by the older gen exiles who discovered they were dancing to a song "prasing the CCP". Funny, but sad. But funny nonetheless.