ŞEMS ile MEVLANA ilişkisinde; ŞEMS ilk etapta MEVLANA’nın bütün kitaplarını suya attırdı… MEVLANA buna çok üzüldü,
kuru kalan bir kitap FERİDUN ATTAR’ın kitabıydı… Kuşkusuz ŞEMS’in özelliği UYARICI değil HİDAYET VERİCİ olmasıdır..
Fetih'le alakalı olan Fatiha Suresi'nin, namazın her rekatında okunması zorunludur. Kur’ân-ın bizden istediği, ayetleri okurken gerçekten idrak edilmesi büyük önem taşır. Beynimizde karşıt düşünce oluşturmadan, itiraz etmeden, tamamen açık bir zihinle ona yaklaşmalıyız. Her seferinde adeta ilk defa okuyormuşçasına, çöp bilgiler olmadan değerlendirilmesi ve eski bilgilerle bağlantı kurulmaması gerekir.
“İhdinas Sıratal'müstakıym” yani 'herkes sıratı müstakim üzere gider' diyor; FATİHA Suresi'nin başlarında. Herkes Sırat üstünde gittikten sonra artık bu noktada seçilmiş-seçilmemiş diye bir AYRIM söz konusu olamaz. Açığa çıkan her şey yerli yerindedir ve seçilmiş olarak kabul edilmelidir.
Bir başka ayet ise bunu teşvik eder:
“Yedi semâ (yedi bilinç mertebesindeki tüm yaratılmışlar), arz (bedenler) ve onların içindekiler O’nu tespih eder (Esmâ’sının özelliklerini açığa çıkaran işlevleriyle her an hâlden hâle dönüp dururlar)! Hiçbir şey yok ki, O’nun Hamdı olarak, tespih etmesin! Fakat siz onların işlevini anlamıyorsunuz! Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafûr’dur." (İsra:44)
Burada sanki örtülü olarak açığa çıkan bir şey var; ama o perdeliliğin altında 'herkes Rabbini zikretmektedir' anlamı söz konusu.
Herkes “Sıratal'müstakıym” üzeredir, “Sıratalleziyne en'amte aleyhim” de ise farkındalıklı bir durum söz konusu. Sürekli genişleyen sözcükler, yeni aşamaları getirse de baştaki sınırsızlığına riayet ederek farkındalık yaratan bir durumu ortaya koyuyor. Bu aşamada “İyyaKE na'budu” nün yani Rasul boyutunun kendine (tanımaya dönük) seçtikleri var.
Bir örnekleme ile denileni anlatmakta yarar var:
Mesela tüm eşyalarınızı düşünün; Bunların arasında yeni alınanlar, ailenizden kalanlar, arkadaşlarınızdan gelenler, size bırakılanlar... İstediklerinizi arzu ediyorsunuz, yani seçiyorsunuz. ‘Sıratalleziyne en'amte aleyhim’ koşullarını bu şekilde düşünebilirsiniz.
Bu konu Kur’ân-ı Kerîm Çözümünde şu şekilde anlatılıyor:
“Özel anlam ile, "İHDA"yı, kişinin " en'am" yolundan ebedi huzur ve saadete ermesini sağlayacak bir "sırat"ı istemesi gerektiğini; "Hazreti Muhammed Aleyhisselam'ın bildirdiği gerçekler uygun bir yaşam sürmeyi kolaylaştırır" anlamında değerlendirmemiz gerekir. Allah'ın bu genel "in'am"ı dışında bir de özel "in'am"ı vardır ki, buna erenler; derece derece "Salihler, Şehidler, Veliler ve Nebilerdir"... Bu nimetler ile derece derece Allah'a yakiyn ve kurbet eylemişlerdir... "İHDA"yı bu "yakine ve kurbete götüren yola" anlamında da anlayabiliriz.’
Bahsedilen noktalardan uzak düşmüşseniz, artık perdelenilenlerden olup, kafasında büyük resmin oluşabileceği parçaları bir araya getirememişsiniz demektir.
Kuşkusuz Kuran’ı anlamak, kişisel veya bizim bakış açımızla olmuyor. O ağızdan, O kelamda, O hakikat üzere bir yaşama sahipse İNSAN; o zaman çok daha farklı (tasavvufi deyimle) hiçbir itikatla kayıtlanmayan bakış açıları gerçekleşiyor.
Dolayısıyla tüm açılımları en küçük ayrıntısına kadar didik didik edilerek kavranması gereken bir durum ortaya çıkıyor.
Bu yoksa; hakikatten perdeli olup kabul etmediğin şeylerden ötürü, mecaz ve metaforlar üzerinde bir sürü gereksiz düşüncelere, hayallere kapılıyor, boğuşmalara giriyorsun. Söz konusu anlayışa istinaden gerçeği aramak ve bulmak zorlaşıyor, hatta imkansızlaşıyor!