Konya'da 5 bin TL'lik alacak meselesi nedeniyle kuzenini öldüren 50 yaşındaki şahsın yargılandığı davada yeni bir gelişme yaşandı.
• Şahıs, ilk olarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
• Daha sonrasında kuzeninin olay sırasında 'delikanlıysan vur' dediği belirtildi.
• Sanığın aldığı müebbet hapis cezası, haksız tahrik nedeniyle 18 yıla düşürüldü.
• Yargıtay da 18 yıl hapis cezasını onadı.
Daron Acemoğlu'nun neden küresel lordların bam teline bastığını merak ediyorsanız Koç Üniversitesi'ndeki konuşması fikir verici olabilir:
-Yapay zekanın işçiye odaklanması gerekir.
-YZ konusunda ABD'deki akademik harcamaların yüzde 95'i şirketlereen geliyor. Bilim özerkliği kalmadı.
-YZ merkezileştirilerek değil tabana yayılarak ve insanlara özgürlük vererek kullanılmalı.
Carrefour, içki satışını bitirmesinin yanı sıra mizah dergilerini de şubelerinde bulundurmayacakmış. Bunun çok basit bir çözümü var. Dirayetli olup bir daha Carrefour'dan alışveriş yapmamak. Bir insanın yaşam tarzına savaş açan bir yeri kendi parasıyla finanse etmemesi lazım.
Meclis'te bir tarihi gün daha. Ve evet Ankara'dayım
-Yeni Parti ilk Meclis Grup toplantısını yapıyor. Özgür Özel kürsüye çıkacak.
-Kılıçdaroğlu, "Bu grupta son toplantım" dedikten 41 ay sonra yine CHP grup toplantısında konuşacak.
-Yeni Parti grubundan ilk izlenimlerim.
Meclis'in Meclis olduğu zamanlar. Muhalefet lideri öttürüyor, (ana muhalefet değil) Başbakan can kulağıyla dinliyor, bakan not alıyor. Hatip kendisine atılan lafı göğsünde yumuşatıp karşı tarafa salvoya döndürüyor. Tek sıkıntı genel kuruldaki hiper erkek enflasyonu. Demokrasi güçlü meclisle ve elbette iyi çalışan kuvvetler ayrılığı ile olur.
Birgün Gazetesi'nden Ebru Çelik bir 'siyasal sahtekarlığı'yerle bir etti.
Bunu da hiç öyle bağırıp çağırmadan, aşırı yorumlara, fazla söze gerek duymadan, bizzat olay yerine gidip izleyerek, fotoğraflarla, sadece olan biteni aktararak yaptı.
Tertemiz gazetecilik! Tebrikler....
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Birgün Gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan'ın (@kayhanayhann) kolluk ifadesini okudum. Suçlamaların tamamı "İBB Davasına" bakan Mahkeme Başkanı ile Sanıklar arasındaki diyalogların X ve Youtube sosyal medya platformalarında haberleştirilmesinden ibaret.
Neredeyse hiçbir yorum katılmadan, duruşmada yaşanan diyalogların haberleştirilmesinin "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçunu oluşturmasının mümkün olamayacağı açık. Ancak buna rağmen bir gazetecinin gece vakti evinden gözaltına alınmasını ve ertesi sabah adliyeye sevk edilmesini, bir basın mensubuna yönelik "yargı tacizinden" farklı şekilde tanımlayamıyorum.
Bu hukuka aykırı işlemlerin "İBB Davasında" görev yapan gazeteciler üzerinde baskı oluşturacağı da bir gerçek. Sırf yaptığınız haberlerden dolayı gece vakti kapınıza polisin gelebileceğini ve gözaltına alınabileceğinizi bilmek ister istemez her basın mensubunun kendisini baskı altında hissetmesine neden olur. AYM Kararlarında açıkça ifade edildiği üzere bu durum "otosansürü" beraberinde getirebileceği için de İfade Hürriyeti'nin ihlalini oluşturur. #İfadeHürriyeti #BasınÖzgürlüğü
Mahkeme casusluk davasında tutukluluklara devam kararı verdi. Bunun üzerine Merdan Yanardağ, "İstibdat mahkemesi, kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet" diye bağırdı. Necati Özkan ise "yaşasın demokrasi yaşasın adalet" diye ilave etti. İmamoğlu ise "Bunların hepsi tırvırı hepsi geçecek" diye konuştu. Sqlondan yuh sesleri yükseldi.
Pavyondan toplanan bir güruhla CHP Genel Merkezi'nin sabahın köründe basılması emrini veren biri olarak Madımak'ı anacak son kişisiniz. Artık deşifre oldunuz.
Siyasi kariyeriniz boyunca engelleyemediğiniz otoriter rejimin şimdi de kalıcı hale gelmesi için kullanılıyorsunuz. Kaybettiğiniz koltuğa yeniden oturabilmek uğruna, otoriterleşen iktidarın yargı müdahalesine dayanarak yerel seçimlerde birinci olan CHP'yi içeriden çökertmeye çalışıyorsunuz. Parti tüzüğünü hiçe sayarak kurultayın önünü tıkıyor; yanınızda çok az kişi kaldığı için şaibeli siyasetçiler ve trol isimlerle il örgütlerine çöküyorsunuz.
Mutlak butlan kararından beri sokağa çıkamadınız. Hiçbir toplumsal desteğiniz olmadığı için ancak cenazelerde görünüyorsunuz. Bu yaptıklarınız unutulmayacak!
🔴 Kadir İnanır, son söyleşisini T24'ten Cansu Çamlıbel'e vermişti:
📌 "Bugün çağrılsam yine en önde giderim, yeter ki adı ‘barış' olsun; sadece Erdoğan değil, kim söylese giderim."
📌 "2015 ve 2018'te HDP'den milletvekilliği teklifi geldi, bedel ödemiş insanların önüne geçmek istemedim."
📌 "Oğlunun kemiklerini poşetle teslim alan babanın filmini çekmek istiyorum, ama ağır sansür var."
https://t.co/gnMjWRG8A4
Tuzla'da milyar dolarlık rant tezgahı!
İBB'yi suçlayan son açıklamasıyla, "AKP'ye mi geçecek" denilen CHP'li Tuzla Belediye Başkanı'nın sözlerinin perde arkası ortaya çıktı.
AKP döneminden beri gelen milyar dolarlık bir imar rantı vurgunu yaşanıyor. Organizasyonda kimler yok ki! İnşaatçılar, noterler, siyasetçiler, tarikat ilişkileri...
Vurgunu 12 Haziran 2026 tarihli İBB Teftiş Kurulu raporu ortaya koydu. Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu.
'İmar hakkı transferi' adı altında yüzlerce parsel, farklı mütehhitlere defalarca, mükerrer biçimde devredildi. İlk tespitlere göre güncel değeri 1 milyar dolarlıl rant yaratıldı.
İşi yasallaştıracak imar planına İBB, "buna imza atamam" diyerek onay vermedi.
Kılıçdaroğlu Sözcü TV yayınında, “Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması için oy verdiğiniz için pişman mısınız” sorusuna “hayır pişman değilim” diye yanıt verdi.
Demirtaş, 9,5 yıldır cezaevinde.
Kemal Kılıçdaro��lu, İBB iddianamesini tamamen okumadığını söyledi. Belli ki Silivri'deki savunmalara da bakmamış.
Korkunç bir itiraf bu!
Zaten konuşmasına bakılırsa sadece iktidar trollerinin iddiaları ile yetinmiş, o kadar.
K.Kılıçdaroğlu, bence hiçbir iddianameyi, itirafçı beyanını, sonradan çark edenleri,ifadesini geri çekenleri okumamış, görmemiş, bunu yapmaya gerek bile duymamış. "Yargı bağımsız değil efendim" diyor ama sonra da bld başkanlarına yönelik yolsuzluk suçlamalarını doğru kabul ediyor. "Neden sadece Chp'li belediyelere yapılıyor operasyonlar" sorusuna verdiği cevapla dolaylı olarak tüm davaların siyasi olduğunu söylüyor ama bunun farkına bile varamayıp komik duruma düşüyor. Cevaplar kaçak, tezleri zayıf, tekrarı çok. Bu şartlarda canlı yayına çıkması bile yersiz bir cesaret örneği.
Carlo Ginzburg’u kaybettik…
Sanırım 26 sene önceydi, daha öğrenciydim. Kafamı allak bullak eden elime geçip okuduğumda beni büyük bir şaşkınlığa sürükleyen, ezberlerimi bozan bir kitapla karşılaştım: Peynir ve Kurtlar.
Tarih deyince aklımıza hep krallar, padişahlar ve büyük savaşlar gelirdi. Ama bu kitap bambaşka bir şey anlatıyordu: Günümüzden 430 yıl önce, 16. yüzyıl İtalya’sında, engizisyon mahkemesinin soğuk ve korkutucu duvarları arasında yargılanan sıradan bir değirmencinin, Menocchio’nun hikayesini.
Menocchio 2 kere tutuklanıp zindana atıldı, uzun yargılama süreçleri boyunca kendi anladigi şekli ile doğayı insana ve varlığa ilişkin görüşlerini anlattı. Ölümle burun buruna geldiği, o korkunç yargıçların karşısına çıktığında bile geri adım atmadı ve kendi gerçeğini savundu. Dedi ki; “Bana göre her şey bir kargaşaydı... ve o kütle tıpkı sütün kesilip peynire dönüşmesi gibi bir araya geldi…” Menocchio 1600’de yakılarak öldürüldü. Ondan geriye sadece bu mahkeme kayıtları kaldı.
Kendi köylü aklıyla evrene bambaşka, dokunulabilir bir açıklama getirmişti. Eğer mahkeme tutanakları sadece egemenlerin haklılığını kanıtlamak için okunup geçilseydi, Menocchio ve onun isyanı sonsuza dek unutulup gidecekti.
İşte o resmi engizisyon kayıtlarının arasına dalıp, belgeleri “tersten okuyarak” bu köylünün muazzam hikayesini çekip çıkaran kişi, dün 87 yaşında hayatını kaybettiğini öğrendiğimiz İtalyan tarihçi Carlo Ginzburg’du. Tarihin içinde silinip gitmemesini sağlayan şey; o büyük devletlerin, kurumların, makro yapıların gürültüsü arasında kaybolan “küçük insanın” sesini duyurmaya adadığı hümanist ömrüydü.
Ginzburg bize ideolojik kalıpların dışına çıkıp insanı anlamayı öğretti.
Eğer bugüne kadar okumadıysanız, tarih ve hayata bakışınızı tamamen değiştirecek şu kitapları mutlaka okuyun:
* Peynir ve Kurtlar
* Tahta Gözler
* Gece Savaşları
* Efsaneler, Amblemler, İzler
* Güç İlişkileri
Bu eserleri dilimize kazandıran Metis, Pinhan ve Dost yayınevlerine ne kadar teşekkür etsek az kalır.
İnsan detayını, duyguyu ve hayatın ta kendisini tarihe geri veren bir büyük ustaya saygıyla.
#carloginzburg @Metiskitap@Dost_Yayinevi@pinhankitap
Son zamanlarda yapılan en iyi gazetecilik işlerinden biri 👏 @canancoskun@kemalgoktas Bu yazı dizisini umarım Büyükelçilikler de olumuşlardır. Ayrıca sorun sadece AB schengen ile sınırlı değil .. Aynı acayip sistem ABD vizesi için de geçerli ..Bir takım aracılar içeride adamım var diyerek 1000 $ para talep ediyor bilmem farkındalar mı
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.