New York'ta mamografi tekniklerinin gelişmesinde çalışmış, Bilkent'ten mühendislik, Cerrahpaşa'dan tıp diploması olan birinin İngilizce bilmemesi sadece bu okullara gitmemiş olmasıyla açıklanabilir.
yemekhaneden üç öğün yemek yesen ayda 7500 lira ediyor. devletin hem barınma hem beslenme hem de eğitim için verdiği toplam burs miktarı 4000 lira. kim neyden çalıyormuş bir anlat bakalım?
Eşsiz konumu (çünkü transfer merkezi) nedeniyle garanti insan trafiği olan bir lokasyonda 24 farklı sokak lezzetini tek bir işletmeci altında toplayarak sunmanın adı tekel kurmaktır. Monopoly oyununda her yere yeşil otel dikmekten pek bir farkı yok.
İstanbul’un nitelikli, yerel, köklü gıda işletmelerine yer vermek bir alternatif olabilirdi mesela. Tek bir şirket yerine 24 işletme kazanabilirdi. Kentin yeme içme kültürü için gerçekten bir şey yapılmış olurdu.
Terminal Kadıköy’de food courta gelene kadar konuşulması gereken başka meseleler var, orası ayrı.
Yazıyı yazan kişinin kurucusu olduğu MSA, Terminal Kadıköy’ün oluşum sürecinde doğrudan sistemi inşa eden, yeme-içme sektöründe bilinen bir firma ya da kendi deyimleriyle akademi. Yazarın bu yazısında kendi işlerini övmesi, Akfen Holding’e ve sahibi Hamdi Akın’a yarınlar yokmuşçasına methiyeler dizmesi de bu nedenle anlaşılır. Hatta dahasını söyleyeyim, kamuya ait olan böylesi bir toplu ulaşım “hub”ının neden yıllarca yazarın deyimiyle “karanlık, güvensiz ve atıl alan” olarak bırakıldığını sorgulamaması ve hatta buranın sermaye eliyle tüketim merkezine dönüştürülmesine meşru gerekçe olarak sunması da anlaşılır. El yükselteyim, yazarın burayı neredeyse herkesin sosyalleştiği bir merkez gibi sunma çabası da zihin dünyasını şekillendiren serbest piyasa ve onun her yeri ve her şeyi metaya dönüştüren tüketim mekanizması bakımından da tutarlı. Bir şehir plancısı olarak bu tutumun tam karşısında duruyorum tabii, orası ayrı ama yani takip ettiğim çok sayıda patron/holding/şirket odaklı yayın yapan medya kaynaklarında bu türden övgü yazılarına sık rastlarım.
İşte tutarsızlık da burada: Diken o medya yapılarından biri değildi. Öyle bilmiyorduk. Eğer kendisini bundan sonra böyle konumlandıracaksa kendi sayfalarında “Bu gazete…” diye başlayan tanıtım yazılarını kaldırmalarını ya da bu yeni duruma uygun gelecek şekilde değiştirmelerini isterim. Bu haliyle “gül bahçesine dönüştürülmek istenen medyanın dikeni” olamayacakları açık, olsa olsa toplumsalı, müşterekleri savunan bizim gibi insanlara “diken” olur.
🚨 HATIRLATMA | Resul Emrah Şahan, deprem alanının rezerv alan ilan edilerek inşaatına başlanan Taşyapı projesini mühürlediği için tam 564 gündür cezaevinde.
Ülkede aşırı muhafazakar 15 kişi festival engelletti. Biz ise hala sansürde boguluyoruz. Şu adamlar kadar örgütlenip cevap bile veremiyoruz. Herkes kendi ekranından bağırıyor. Bu da bize dert olsun.
Madencilerin tutsak avukatı Selçuk Kozağaçlı;
''Bu dosyaya eli değmiş 79 tane yargıç ve savcının isim ve sicil numaralarından bir listem var, bu 79 kişinin isim soy isim ve sicillerini sağ olduğum sürece takip edeceğim.
Babalarımız, annelerimiz, sevdiğimiz insanlar öldü. Siz bizi haksız yere hapiste tutarken çocuklarımızdan ayrı kaldık, sevdiklerimizden ayrı kaldık.
Bizi kapattınız ve sizinle helalleşmeyeceğiz, asla helalleşmeyeceğimizi bilin!''
Polis lojmanlarında polis sevgilisi tarafından vuruldu, arkadaşları polisin elini kolonya ile yıkadılar, olayı örtbas ettiler. İntihar dendi. Yeşimin elinde barut izi bile yoktu
Hazar Ergüçlü içinden geldiği maden işçiliği evrenini anlatmış. Samimice.
Yaşar ne Yaşar ne yaşamaz.. bu evrenin hakikati!
Her türlü zorlukla mücadele ederek onurlu bir yaşam bütün dertleri!
Bu dert değiştirecek zorba düzeni!
Yaşar için kavgayı seçin!
Daha önce de göçük altında kalmış, emekli olmuş ama işe devam ediyor, aklına çocukları geliyor, maaşını düzenli alamıyor.
Ülke tarihi adına, milli utancın videosu olabilir.
Bu adamların hakkını helal etmediği bir düzende kim başarılı addedilebilir?
İoanna Kuçuradi’nin adını ilk duyduğumda, 25 yıl önceydi.
2015’te biyografisini yazmak istedim.
Kabul etmedi.
Daha zamanı vardı.
Geçen yıl “Tamam yapalım” dedi ve başladık.
Biyografiyi 90 yaşına kadar “tamamlamayı” istedim.
Planı gösterince
“90’a kadar yaşayacağımı nereden biliyorsun?” dedi.
İki gün vardı 90. yaşına.
Giremedi.
Günlerce, saatlerce, defalarca…
Akla gelen her şeyi konuştuk.
Çok özel sorularda
Beni “fazla meraklı” buldu ama kırmadı.
Yazmamak kaydıyla, cevapladı.
Kitap taslağı tamamdı.
Dört profesör dostu/öğrencisi “Okusun” istedi
Okuyorlardı.
O da Zoe Karelli’nin “Kassandra” şiirinin çevirisini bitirmeye çalışıyordu kitap için.
Yıllarca bu şiiri çevirme konusunda kendini borçlu gördüğünü söylemişti.
Veda etmeden bu borcu ödemek,
sözünü tutmak istiyordu.
Bir gün önce hastane odasında, yanındaydım.
Aklında yine Kassandra vardı.
Kulağıma “Şiiri getir, bir de kalem” diye fısıldayınca…
“Artık Kassandra’yı çevirmeyi düşünmeyin” dedim.
“Benim borcum, ölmezsem, ben çevireceğim” dedi.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra şeftali istedi ve afiyetle yedi.
O hali, yanından ayrılırken,
bana huzur verdi.
İyi olacağına inandım.
Meğer o an son sahnemizmiş.
Şimdi çok eksiğiz:
“İnsan” için çok çabalayan “iyi insanı” kaybettik.
Artık onu izleri yaşatacak.
Her birini kendi çocuğu gibi sevdiği, onu hiç yalnız bırakmayan öğrencileri / dostları…
Ondan kalan izlerin, dünyamıza ışık tutması dileğiyle… #ioannakucuradi #sevgiyle #saygıyla
Soma'da İmbat Madencilik'e ait ocakta dün yaşanan iş cinayetinde katledilen madencileri binler uğurladı
Kerim Ören'in oğlu Yaşar Ören, babasının tabutunun başından ayrılmadı
📷Mahmut Serdar Alakuş/AA
https://t.co/Rha1Y8kG50