TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA
Konu: Staj ve Çıraklık Sigortası
Mağduriyetinin Giderilmesi, Uzun Vadeli Sigorta Başlangıcı Sayılması.
@mehmedmus@ifarukaksu@oerdem42@Nilgun_OK@sadullahkisacik@ayyuceturkestas@resulkurt34@haltinsoy68@orhanyegin@Mv_CavitAri@ahmetkilic16@GulizarBicer@AdaletKaya_@ejderacikkapi@OzgurKarabat34@yasarkirkpinarr@UmitOzlale@cevdetakaychp@NecmettinErkan_@MKalayci42@AVBakirlioglu@kamurantanhan47@GulsoySeydi@tahsinocakli@ertugkocacik@AvukatErsanAksu@55erhanusta@ismailgunes64@suleymansahan66@bakiersoymhp@SaruhanOluc@isikhanvedat@memetsimsek
Çalışma hayatına erken yaşlarda, üretimin tam merkezinde başlayan stajyer ve çıraklar olarak Sosyal Güvenlik Sisteminde ciddi bir eşitsizlikle karşı karşıyayız. İşyerlerine ilk adımı attığımız gün tarafımıza SGK tescil numarası verilmiş ve sigortamızın başlatıldığı beyan edilmiştir. Ancak bu sigorta yalnızca "kısa vadeli" sigorta kollarına prim yatırılmasıyla sınırlı kalmış, uzun vadeli yaşlılık ve emeklilik primleri kapsam dışında bırakılmıştır. Bu durum, çocuk yaşta ter döken milyonlarca vatandaşı emeklilikte ciddi bir mağduriyetle baş başa bırakmıştır.
Sosyal güvenlik mevzuatındaki mevcut uygulamalar ve Anayasa’nın eşitlik ilkesi çerçevesinde bakıldığında durum şu çelişkileri ortaya koymaktadır:
Avukatlık Stajı Borçlanması: 5510 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca avukatlara staj dönemleri için borçlanma imkânı tanınmış ve bu hak borçlanılan süreleri sigortalılık başlangıcına çekme imkânı sağlamıştır.
Yurt Dışı Borçlanması: Yurt dışından gelen vatandaşların bulundukları ülkelerdeki ilk işe giriş veya staj tarihleri Türkiye'de de sigorta başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
Adaletsiz Ayrışma: Avukatlara tanınan ve yurt dışı borçlanmasında geçerli olan bu hakların, bu ülkenin üretimine çocuk yaşta bedenen katılan stajyer ve çıraklara tanınmaması Anayasa’nın "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Yargıtay İçtihatları ve Üretime Katılım Gerçeği
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin ve iş mahkemelerinin son dönemde verdiği emsal kararlar, stajyer ve çırakların sanılanın aksine sadece "öğrenim" görmediğini, doğrudan üretimin ve çalışma hayatının bir parçası olduğunu tescillemiştir. Yüksek yargı, fiilen üretime katılan ve beden gücüyle çalışan kişilerin hakiki anlamda sigortalı sayılması gerektiğini vurgulayarak bu mağduriyetin hukuki zeminini netleştirmiştir.
Taleplerimiz
Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmekte olan bütçe ve kanun teklifi süreçlerinde bu sesin duyulmasını istiyoruz:
Staj ve çıraklık dönemindeki ilk tescil tarihlerinin uzun vadeli sigorta kolları başlangıcı olarak kabul edilmesini,
Yargı kararlarının gösterdiği "fiili üretim" gerçeğinin yasama organı tarafından görmezden gelinmeyip yasal düzenlemeyle çözüme kavuşturulmasını arz ve talep ederiz.
Saygılarımızla,
Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu
3308 Mağduriyeti Çözülsün
#PlandaçırakBütçedeStajyer
SGK KARTININ DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Sen neymişsin be kart…
Bir zamanlar küçücük ellerde taşınıyordun. Üzerinde fotoğrafımız, adımız, soyadımız, sigorta sicil numaramız vardı. Bir de hayatımız boyunca unutmayacağımız o ifade:
“İlk işe giriş tarihi.”
1994, 1995, 1996… Herkesin kartında başka bir tarih, ama birçok evde aynı düşünce vardı:
“Artık sigortalıyım.”
Anneler, babalar da aynı güveni duyuyordu:
“Çocuğumuz meslek öğreniyor, çalışıyor. Hiç olmazsa sigortası başladı.”
O kart yalnızca çocuğa verilmemişti. Bir ailenin geleceğe ilişkin endişesinin arasına konulmuştu.
Kimi onu cüzdanında taşıdı. Kimi nüfus cüzdanının yanında sakladı. Kimi evin en önemli evraklarının bulunduğu çekmeceye kaldırdı.
Kaybolmasın diye korundu. Çünkü günün birinde lazım olacağına inanılıyordu.
Kart saklandı. Ona duyulan güven de saklandı.
Çocuk büyüdü. İşyerleri değişti. Askerlik yapıldı, evlilikler kuruldu, çocuklar dünyaya geldi. Çalışırken yorulan eller yaşlandı. O kart ise yıllar önce başlayan sigortalılığın belgesi olarak görülmeye devam etti.
Derken emeklilik hesabının yapıldığı gün geldi.
Yıllardır saklanan kart çıkarıldı. Üzerindeki tarih gösterildi:
“Benim sigortam o zaman başlamıştı.”
Karşıdan gelen cevap, yalnızca bir işlemin sonucunu bildirmiyordu. Yıllarca taşınan bir inancı da sarsıyordu:
“Bu tarih emekliliğe esas başlangıcınız sayılmıyor.”
Sen neymişsin be kart…
Cüzdanda ağırlığın yoktu. Ama yıllar sonra bir evin bütün hesaplarını değiştirebiliyordun.
Burada meseleyi doğru adıyla koymak gerekiyor. Çırak ve stajyerlere yapılan sigorta işlemleri bütünüyle yok veya anlamsız değildi. Statüye ve döneme göre belirli sigorta güvenceleri bulunuyordu. Ancak kısa vadeli sigorta kapsamında kayıtlı olmakla emekliliğe esas uzun vadeli sigortanın başlaması aynı şey değildi. SGK’nin açıklaması da çıraklar ve mesleki eğitim gören öğrenciler için bu sınırlı kapsamı ortaya koyuyor.
Fakat bu ayrımı çocuk biliyor muydu? Ailesi biliyor muydu?
Asıl soru budur.
Çocuğun eline “Sigorta Sicil Kartı” veriliyorsa, üzerinde “İlk işe giriş tarihi” yazıyorsa ve kendisine “Sigortan başladı” deniliyorsa, o çocuğun bundan ne anlaması bekleniyordu?
Meslek öğrenmeye çalışan bir gençten, sigorta kollarının teknik ayrımını kendiliğinden çözmesi mi bekleniyordu?
Annesinin, babasının “Sigortalı” kelimesini duyunca emeklilik kapsamını ayrıca sorgulaması mı gerekiyordu?
“Sigortan başladı” denirken, “Bu sigorta emekliliğe esas başlangıç oluşturmuyor” bilgisi de aynı açıklıkla verildi mi?
Bu soru yalnızca bugünün tartışması değildir. TBMM’nin 2 Şubat 2023 tarihli komisyon tutanağında da okul tarafından verilen karttan, kartta yazan ilk işe giriş tarihinden ve öğretmenlerle okul müdürlerinin sigortanın başladığı yönündeki açıklamalarından söz edilmektedir. Bu, Meclis kaydına geçmiş bir anlatımdır; bütün okullar hakkında verilmiş bir yargı kararı değildir. Ancak araştırılması gereken meselenin somut bir izidir.
Çıraklık okulları ve meslek okulları, bu hikâyenin dışında tutulamaz.
Çocuk okula güveniyordu. Veli öğretmene güveniyordu. İşletmeye yönlendirme, eğitim sözleşmesi ve sigorta işlemi aynı sürecin parçalarıydı.
Bu nedenle yalnızca “Kayıt yapıldı mı, bildirim verildi mi?” diye sormak yetmez.
Çocuğa ne anlatıldı? Veliye ne açıklandı? Sigortanın kapsamı hangi belgeyle bildirildi? Emeklilik primi ödenmediği anlaşılır biçimde söylendi mi? İşlemleri yürüten personel bu ayrımı açıklayabilecek bilgiye sahip miydi?
Her öğretmeni ve yöneticiyi peşinen suçlamak doğru olmaz. Kimin ne söylediği, hangi görevi yürüttüğü ve hangi bilgiyi verdiği somut belgelerle incelenmelidir.
Ama hiçbir inceleme yapmadan bütün sorumluluğu çocuğun omzuna bırakmak da kabul edilemez.
Çocuğun bilmediği ayrıntıyı, işlemi yürüten sistem açıklamak zorundaydı demek; önce bir kamu hizmeti ve güven ölçüsü koymaktır. Somut hukuki sorumluluk ise dönemine ve dosyasına göre ayrıca değerlendirilir.
Mağdurun “Kandırıldık” demesinin arkasında çoğu zaman bu güven kırılması vardır.
“Bize sigortalısınız denildi. Biz de inandık.”
Bu cümle duyulmalıdır. Belirli bir kişinin bilerek aldattığı iddiasıyla aynı şey değildir; fakat araştırılmadan geçiştirilecek bir duygu da değildir.
Çünkü insanlar hayatlarını yalnızca kanun maddelerine bakarak kurmaz. Okulun açıklamasına, kurumun belgesine, öğretmenin sözüne de güvenir.
O güvenle yıllar geçer.
Emeklilik yaklaşınca evde hesap yapılır. Beklenen aylıkla borçlar azaltılacaktır. Sağlık sorunları nedeniyle biraz dinlenilecektir. Çocukların ihtiyaçlarına daha fazla zaman ayrılacaktır. Şartları oluşursa emekliliğe bağlı ayrılışta alınacak kıdem tazminatıyla bir ihtiyaç karşılanacak, belki küçük bir yatırım yapılacaktır.
Başlangıç tarihi beklenenden farklı kabul edildiğinde, yalnızca takvim değişmez.
Evin hesabı değişir. Çalışma mecburiyeti uzar. Dinlenme planı ertelenir. Ailenin geleceği yeniden hesaplanır.
Bu kayıplar herkes için aynı değildir. Ancak kişiden kişiye değişmesi, yaşanan sarsıntıyı küçültmez.
Bir de şu var: O yıllara “Boşa geçen yıllar” derken dikkatli olmalıyız.
Çocuğun emeği boşa değildi. Öğrendiği meslek, yaptığı iş, üretime sunduğu katkı gerçekti. Yorulması gerçekti. Karşılaştığı tehlike gerçekti.
Boşa çıktığını düşündüğü şey, o yıllara bağladığı emeklilik beklentisiydi.
Emeğin gerçek olduğu yılların, gelecekteki karşılığı neden bu kadar eksik kaldı?
İşte sorulması gereken budur.
Bu nedenle kartlar atılmamalı. Okul kayıtları, sözleşmeler, işe giriş bildirgeleri, prim belgeleri ve çalışma kanıtları korunmalı. Kart tek başına emeklilik hakkını kanıtlamaz; fakat geçmişin araştırılacağı dosyada bir iz olabilir.
Kartın önünü ve arkasını incelemek gerekir. Dönemin sözleşmelerini, veli bilgilendirmelerini, okul yazışmalarını bulmak gerekir. Öğrencilerin, ailelerin, öğretmenlerin anlatımlarını belgelerle birlikte değerlendirmek gerekir.
Çocuğa ne verildi? Ne söylendi? Çocuk ne anladı? Yıllar sonra karşısına ne çıktı?
Bu dört sorunun cevabı bulunmadan, “Mevzuat böyleydi” demek yaşanan güven sorununu açıklamaya yetmez.
Sen neymişsin be kart…
Bir çocuğun ilk resmî çalışma belgesi gibi saklandın. Bir anneyle babanın içini rahatlattın. Yıllarca geleceğin başlangıcı sanıldın.
Bugün senin üzerinde yalnızca bir tarih okunmuyor.
Sana inanarak geçen yıllar da okunuyor.
Kartın hafifliği, taşıdığı hayal kırıklığını hafifletmiyor.
Gözümüz, kulağımız ve umudumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde! 🇹🇷
@Akparti@AKGMTeskilat@MHP_Bilgi@yenipartiyiz@CHPBilgi_@SaadetPartisi@iyiparti@GelecekPartiTR@devapartisi@DSPGenelMerkez@bbpgenelmerkez@rprefahpartisi@DEMGenelMerkezi@tipgenelmerkez@emekpartisi
#Bağımsız
TBMM’nin yeni yasama yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyoruz.
Sayın milletvekillerimize ve Meclis yönetimine başarılar dilerken, haklı mücadelemizi bir kez daha hatırlatıyoruz:
Çocuk yaşta fiilen çalıştığımız, ter döktüğümüz staj ve çıraklık dönemlerimizin SGK uzun vadeli sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi anayasal bir adalet gereğidir.
Yeni yasama yılında gazi Meclisimizden beklentimiz; yıllardır süren bu hak kaybını ve mağduriyeti giderecek yasal düzenlemenin bir an önce gündeme alınıp yasalaşmasıdır.
Alın terinin emekliliğe sayıldığı bir Türkiye için mücadeleye devam edeceğiz!
3308 Mağduriyeti Çözülsün
#PlandaçırakBütçedeStajyer
KAMUOYUNA DUYURU 📢
@mhpsamsunilbsk@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@ilyastopsakal@mustafacavusmhp@AvCeyhun_55@MuratCaner55
Federasyon Başkanımız Sayın Murat Aydın, bugün Samsun’da Milliyetçi Hareket Partisi Samsun İl Başkanı Sayın Burhan Mucur’u makamında ziyaret etmiştir.
Ziyaret kapsamında; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde MHP grubumuz, milletvekillerimiz ve Genel Başkan Yardımcılıklarımız nezdinde gerçekleştirilmesi planlanan randevu ve temaslara ilişkin son derece verimli ve olumlu bir görüşme gerçekleştirilmiştir.
Staj ve çıraklık mağdurlarımızın haklı mücadelesine yaklaşımı, yapıcı tutumu ve göstermiş olduğu nazik misafirperverliği için MHP Samsun İl Başkanı Sayın Burhan Mucur’a Federasyonumuz ve tüm staj-çıraklık mağdurlarımız adına yürekten teşekkür ederiz.
Ankara’daki temaslarımız ve çözüm odaklı adımlarımız kararlılıkla devam edecektir.
Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu
3308 Mağduriyeti Çözülsün
#PlandaStajyerBütçedeçırak
Çırak ve Stajyer Ne Öğrendi, Ne Elde Etti?
Çırağa, stajyere “Meslek öğrendin” denildi. Evet, öğrendi. Makinenin başında durmayı, işi zamanında yetiştirmeyi, ustasının gösterdiğini uygulamayı öğrendi. Ama yalnızca seyretmedi; çalıştı, üretti, işyerinin günlük düzenine katıldı. Kimi zaman eğitime ayrılması gereken saatlerde bile üretimin yükünü taşıdı.
Peki ne yaşadı? Erken yaşta uzun mesaiyle, iş kazası riskiyle ve işyerindeki sorumluluklarla tanıştı. Bazıları yaralandı; bazı aileler çocuklarını bir daha eve getiremedi. “Öğrenci” kaydı, o gün işyerinde yapılan işi ve yaşanan kaybı görünmez kılamaz.
Ne elde etti? Bir meslek ve hayat tecrübesi kazandı. Fakat yıllar sonra emeklilik hesabına baktığında, işyerinde geçirdiği günlerin karşılığını göremeyenler oldu. İşe giriş kaydı bulunduğu hâlde bu tarihin emeklilik başlangıcı sayılmadığını öğrenenler, kendi emeklerini yeniden ispatlamak zorunda kaldı.
Buradaki soru açıktır: Eğitim adı altında geçen sürede gerçekte ne yapıldı? Eğitim geri planda, üretim ön plandaysa; çalışma belgelerle ortaya konulabiliyorsa, o emeğin karşılığı da teslim edilmelidir. Çırakla stajyeri birbirinden ayırarak aynı sorunu parçalara bölmek çözüm değildir.
Bu insanlara bir de “Geçmiş günlerinin borcunu ödeyin” demek, yaşananları tersinden okumaktır. Çırak ve stajyerin borcu değil, tanınmasını bekleyen emeği ve hak alacağı vardır. Talep yalnızca bir başlangıç tarihi yazılmasıyla da sınırlı kalmamalı; çalışmanın niteliği, sigorta günleri ve doğurduğu haklar birlikte ele alınmalıdır.
Çırak ve stajyer mesleği öğrendi. Üretime katkı verdi. Riskle karşılaştı. Şimdi sorduğu soru şudur: Benim çalıştığım günler neden benim geleceğimde yok?
🚨 SON DAKİKA: Yüzlerce kişi, İngiltere'nin Manchester kentinde israilin Gazze’ye yönelik yaptığı soykırıma karşı tüm insanlığın ayağa kalkması için toplandı
ÇIRAK VE STAJYER EKOSİSTEMİ:
AYNI ÇALIŞMA, EKSİK SAYILAN HAK
Çıraklık ve staj yalnızca okulda başlayan ve okulda sona eren bir eğitim süreci değildir. Bu sistemin içinde okul, mesleki eğitim, usta öğretici ve beceri kazanımı kadar; üretim, işverenin emir ve talimatları, mesai, ücret, iş sağlığı ve güvenliği de bulunmaktadır.
Çırak ve stajyer işyerine girdiği anda gerçek çalışma hayatının bütün unsurlarıyla karşılaşır. Üretime katılır, verilen işi yapar, çalışma saatlerine uyar, işyerindeki riskleri taşır ve kimi zaman yetişkin çalışanlarla aynı tehlikelerin ortasında bırakılır.
Koruyucu ekipmana ihtiyaç duyan, iş kazası geçiren, yaralanan, uzuv kaybeden, malul kalan, hatta yaşamını yitiren bir çocuğun yaptığı faaliyet yalnızca “eğitim” denilerek açıklanamaz.
Sistemin temel çelişkisi
Çırak ve stajyer;
Eğitimde öğrenci,
üretimde işçi,
iş kazasında sigortalı,
emeklilikte ise yok sayılan kişidir.
İş kazası ve meslek hastalığı yönünden sigorta tescili yapılan, SGK kayıtlarına giren ve aktif sigortalı istatistiklerinde yer alan bu insanların aynı sigorta başlangıcı, uzun vadeli sigorta kolları ve emeklilik söz konusu olduğunda geçersiz kabul edilmektedir.
Sorunun özü tam olarak budur.
Devlet, çalışma hayatının taşıdığı risk ortaya çıktığında çırak ve stajyeri sigortalı kabul etmekte; yıllar sonra emeklilik hakkı gündeme geldiğinde ise onu yalnızca öğrenci olarak değerlendirmektedir. Aynı kişi ve aynı çalışma, hakkın türüne göre farklı statülere bölünmektedir.
Eğitim varsa çalışma da vardır
Meslek öğrenmek elbette eğitimin bir parçasıdır. Ancak eğitim ile fiilî çalışma birbirini dışlayan kavramlar değildir. Bir kişi hem meslek öğrenebilir hem de üretime gerçek ve ekonomik bir katkı sağlayabilir.
Burada bakılması gereken yalnızca sözleşmenin adı veya kişinin öğrenci olarak kaydedilmiş olması değildir. İşyerindeki gerçek durum araştırılmalıdır:
-Üretime katıldı mı?
-İşverenin emir ve talimatları altında çalıştı mı?
-Belirli çalışma saatlerine uydu mu?
-İşyerinin mal veya hizmet üretimine katkı sağladı mı?
-Mesai saatleri dışında, hafta sonlarında veya resmî tatillerde çalıştırıldı mı?
-Eğitim geri planda kalırken fiilî çalışma ön plana çıktı mı?
Bu soruların cevabı “evet” ise ortada yalnızca eğitim değil, aynı zamanda gerçek bir çalışma ilişkisi vardır.
İş kazasında görülen çocuk, emeklilikte neden görülmüyor?
Bir çırak veya stajyer iş kazası geçirdiğinde tutanaklar, hastane kayıtları, denetim raporları ve SGK bildirimleri devreye girmektedir. Çünkü o çocuk işyerindedir ve işyerindeki riskin doğrudan muhatabıdır.
Fakat yıllar sonra aynı kişi emeklilik için başvurduğunda, kendisine bildirilen sigorta başlangıcının uzun vadeli sigorta kollarını kapsamadığı söylenmektedir.
Oysa çalışma hayatının riski çocuğa aitse, çalışma hayatının karşılığı olan sosyal güvenlik hakkı da ona ait olmalıdır. Risk kabul edilip emeklilik hakkının reddedilmesi sosyal güvenliğin koruyucu niteliğiyle bağdaşmamaktadır.
Hak aramanın yolu belgelerden geçiyor
Çırak ve stajyerlerin fiilî çalışmalarının ortaya çıkarılmasında yalnızca tek bir belgeye bağlı kalınmamalıdır. İşe giriş bildirgesi, sözleşme, ücret bordrosu, puantaj, işyeri kimlik kartı, sağlık ve iş kazası kayıtları, fotoğraflar, yazışmalar, ustalık belgeleri ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilmelidir.
Hizmet tespiti davalarında da şekli kayıtların ötesine geçilerek işyerindeki gerçek çalışma düzeni araştırılmalıdır. Yerel mahkeme, istinaf ve Yargıtay süreçlerinde belirleyici olan husus; eğitimin mi yoksa üretime dayalı fiilî çalışmanın mı ağırlık taşıdığıdır.
Çünkü sosyal güvenlik hukukunda gerçeğin, yalnızca belgelere verilen isimlerden daha güçlü olması gerekir.
Çözüm borçlandırmak değil, çalışılan süreyi tanımaktır
Çırak ve stajyerler geçmişte çalıştıkları günleri yeniden satın almak zorunda bırakılmamalıdır. Burada kişinin devlete olan bir borcundan değil, zamanında eksik kurulan bir sosyal güvenlik ilişkisinden söz ediyoruz.
Bu nedenle çözüm; insanlara yeni bir mali yük getirmek değil, fiilen çalışılmış ve kayıt altına alınmış süreleri sigortalılık başlangıcı ve hizmet süresi olarak kabul etmektir.
Gerekli prim farklarının sorumluluğu da bütün ağırlığıyla yıllar sonra mağdurların üzerine bırakılmamalıdır. Devletin, eğitim kurumlarının ve işverenlerin sorumlulukları birlikte değerlendirilmelidir.
Bu yalnızca emeklilik meselesi değildir
Çırak ve stajyer sorunu; çocuk hakları, eğitim hakkı, çalışma hakkı, iş sağlığı ve güvenliği, eşitlik ve sosyal devlet ilkelerinin kesiştiği büyük bir sistem sorunudur.
Çocuğu üretimde kullanıp sosyal güvenlik hakkının dışında bırakan bir düzen sürdürülebilir değildir. Eğitim adı altında çalıştırılan insanların emeği görünür hâle getirilmeli; sigorta başlangıçları ve hizmet süreleri bütüncül biçimde değerlendirilmelidir.
Çırak ve stajyerler ayrı ayrı gruplara bölünmemelidir. Mesele, 3308 sayılı Kanun kapsamındaki bütün mağdurların ortak sosyal güvenlik meselesidir.
Aynı işyerinde, aynı üretimin içinde ve aynı risk altında geçen çalışma; emeklilik söz konusu olduğunda eksik sayılamaz.
Aynı çalışma varsa aynı sosyal güvenlik hakkı da olmalıdır.
Muğla’da Türk bayrağını ateşe veren 31 yaşındaki A.A isimli şahıs yakalandı.
Eğer Türk vatandaşıysa çıkarılıp sınır dışı edilmelidir.
🇹🇷 Bu bayrağa saygısı olmayan bu topraklarda yaşamasın. Siktirip gitsin…