✍️🏻Ülke için bırakın evladını, bir kılını bile kaybetmemişlerin;
✍️🏻Hele de kuru hamasetçilerin, vatan, millet edebiyatı yapıp hiç bedel ödemeyenlerin, bu evladını kaybedenleri anlaması mümkün mü?
✍️🏻Onun için çok rahat herkesle kolkola girebilirler!
✍️🏻✍️🏻Biz şehitlerimizin aziz hatıralarının yanındayız! Uğruna şehit oldukları değerlerin kadim bekçisiyiz!
Kaç yaşında olursak olalım, ölünceye kadar İNATLA böyle kalacağız!
Bu onurlu olmanın gereğidir!
Kaddafi şöyle demişti:
“Onların planı, Lübnan ve Suriye'yi ortadan kaldırarak sözde İsrail'in sınırlarının Arap ülkeleriyle değil, Türkiye’yle olmasını sağlamaktır. Bunu, bizim çağımızda olmasa bile çocuklarımızın çağında başaracaklarını göreceksiniz... Suriye 5 küçük devlete bölünecek.”
-Kaddafi’nin söyledikleri gerçekleşti.
Yıl 2004: 07 Mayıs günü Anayasa’nın 90.maddesine ek yapıldı. Buna göre milletlerarası antlaşmaları uygun bulma kabul edildi. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır hükmü kabul edildi.
Yıl 2005: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Amerikan Yahudi Kongresi tarafından Cesaret Ödülü verildi.
Yıl 2006: Recep Tayyip Erdoğan 04 Mart günü BOB eş başkanıyız açıklamasını yaptı.
Yine Yıl 2006: 25 Ocak tarih ve 5449 sayılı Kalkınma ajansları kanunu ile 25 eyalete geçiş hazırlığı istendi.
Yıl 2007: TSK’ nın küçültülmesini isteyen ABD, 12 Haziran günü yerli (FETÖ) işbirlikçileriyle tertiplettiği kumpasla Ümraniye’de bir gecekonduda 27 adet el bombası bulunmasıyla TSK’ya karşı davalar başlatılmasını sağladı. Ergenekon, Balyoz gibi davalarla TSK’nın gözde subay ve komutanları tasfiye edildi.
Yıl 2009: “Kürt Açılımı” ile yola çıkarılan federasyon hazırlıklarına başlandı ve Oslo görüşmeleri yapıldı.
Yine Yıl 2009: 29 Mart günü Büyükşehir Belediye seçimleri sonrasında BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan artık Kürdistan sınırlarının çizildiğini açıkladı.
Yıl 2010: 12 Eylül günü Anayasa referandumuyla Yargı bağımsızlığı zedelendi.
Yıl 2012: 06 Aralık gün ve 6360 sayılı Büyük Şehir Kanunu ile Güneydoğu’da kurulacak eyalet iskeleti şekillendi.
Yıl 2014: 16 Temmuz gün ve 6551 sayılı Çözüm Sürecine yani Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair kanun çıkarıldı.
Yıl 2015: 07 Haziran seçimlerinden sonra PKK’ya karşı başlatılan askeri temizlik harekâtının ABD’nin askeri gücüne zarar verdiği beyan edilerek Türkiye uyarıldı.
Yıl 2016: 15 Temmuz tarihinde Türk askerinin şerefli üniformasını giymiş FETÖ’cü vatan hainleri tarafından darbe teşebbüsünde bulunuldu. Recep Tayyip Erdoğan, “Ne istediler de vermedik” “Rabbimden af milletimden özür diliyorum” açıklamasıyla yapılanların vahametini ve buna alet olunduğunu ortaya koydu..
Yıl 2017: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altındaki başkanlık sistemi 16 Nisan referandumu ile kabul edildi.
Yıl 2018: 24 Haziran günü Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı.
Yine Yıl 2018: Sonunda ABD'nin dediği oldu. Başkanlık ve tek adam dönemi 9 Temmuz tarihinde resmen uygulanmaya başlandı.
Böylece arzu edilen federasyon yolunun kapısı açılmış oldu.
Sonraki 7 yıllık süreç hepimizin malumudur.
Yıl 2025: 5 Ağustos günü TBMM bünyesinde "Terörsüz Türkiye" hedefiyle faaliyet gösteren ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ kuruldu.
Yıl 2026: 18 Şubat günü Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, Komisyonun 21’inci toplantısında oya sunularak nitelikli çoğunlukla kabul edildi ve sonun başlangıcı için düğmeye basılmış oldu.
Yasal düzenlemeler yapılacak, APO hapisten çıkarılarak DEM’in başına getirilecektir.
Bunun için sırada alt yapısı çok önceden hazırlanmış olan federal anayasa vardır.
Bu anayasa ile birlikte Federal Yönetime geçildiği an kurulacak özerk Kürt eyaleti bir müddet sonra ABD yaptırımı ile İran, Irak ve Suriye’deki parçalarıyla bir araya getirilecek ve BOP projesinin bölgesel ayağı tamamlanmış olacaktır.
Tüm bu çabalar Türkiye’nin Yugoslavya örneğinde olduğu gibi bölünmesi ve minimal bir coğrafyaya hapsedilmesi içindir.
Değerli dostlarım,
Bu gidişatı tersine çevirmenin tek yolu ülke yönetimine yüzde yüz yerli ve milli bir siyasetin hakim olmasından geçer.
Bu ise ancak milli ve güçlü bir siyasi ittifakın kurulması ile mümkündür.
Burada Atatürk çizgisinden asla taviz vermeyecek olan siyasi partilere düşen tarihi görev çok büyüktür.
Münferit siyasetten vazgeçilerek, her türlü şahsi ego bir tarafa bırakılarak aynı çatı altında birleşmek artık vatani bir zarurettir.
Dr. Vecdet Öz
#BOP #Açılım #Federasyon
@mansuryavas06@MDervisogluTR@umitozdag@huseyinbas_BTP@ComezTurhan@HalukDural@ovgunaercan@cemgurdeniznet
GAYRI MİLLİ SİYASET İHANET KAPISININ ALTIN ANAHTARIDIR!
Ülkemizde bu kapı 46 sene önce aralanmış ve ardından da sonuna kadar açılmıştır.
Olanları detaylara girmeden kronolojik sıraya göre özetleyerek anlatmaya çalışacağım.
Her şey altyapısı çok önce oluşturulmuş planlı bir askeri darbeyle başladı!
Yıl 1980: Askeri darbeyle milli siyaset tasfiye edildi ve Kenan Evren komutasında dış güdümlü ve kontrollü bir darbe hükümeti kuruldu.
Yıl 1981: Turgut Özal, Darbe Hükümetinin ekonomi bakanı oldu ve 15 Ekim 1981 tarihinde ‘Kürt sorununa çözüm’ adı altında Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada “Federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız” diyerek ilk kez niyeti ortaya koydu.
Yıl 1983: Darbe komutanı Kenan Evren’in talimatıyla ülkenin Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir, Trabzon olarak 8 eyalete bölünmesiyle ilgili bir kararname hazırlandı ve ilk resmi işlem
başlatıldı.
Yıl 1988: Mesut Yılmaz’ın Dışişleri Bakanı olduğu ikinci Özal hükümeti döneminde Türkiye, Avrupa yerel yönetimler özerklik şartını imzalayarak ilk tavizi verdi.
Yıl 1991: Turgut Özal Cumhurbaşkanı oldu ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 3723 sayılı ve 12 Nisan 1991 tarihli yasa ile TBMM tarafından onaylandı. Özal yapmakta olduğu işlem yüzünden ileride Anayasa’nın 105. Maddesi uyarınca “Vatana İhanet” ile suçlanmaktan çekinerek 21 Mayıs 1991 tarih ve 3723 sayılı terörle Mücadele Kanunu’nun 23. Maddesi ile 29 Nisan 1923 tarih ve 2 sayılı “Hıyanet-i Vataniye kanununu” yürürlükten kaldırttı.
Yıl 1993: 17 Şubat günü uçağının düşürülmesiyle Org. Eşref Bitlis şehit edildi. Eşref Bitlis İncirlikten kalkan ABD helikopterlerinin PKK’ya ikmal yaptığını tespit etmiş ve tekrarı halinde vur emri vermişti. Böylelikle TSK’nın ilk direnci kırılarak orduya göz dağı verilmiş oldu. Hükümet olayın üstüne gitmedi.
Yıl 1995: TSK, 21 Mart- 02 Mayıs tarihleri arasında, ABD’den bağımsız olarak Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı Çelik Harekâtı düzenledi. Bunun üzerine ABD’nin yarı resmi organları “Türk komutanlar hizadan çıktı” açıklamasını yaptılar.
Yine Yıl 1995: Temmuz ve Ağustos aylarında gerçekleşen ve ABD heyetince ABD’nin Kuzey Körfez İşleri İstasyon Şefi Robert Deutsch’ın başkanlık ettiği birinci Türkiye -ABD görüşmelerinde ABD Türkiye’nin Federasyona geçmesini istedi.
Yıl 1996: TSK, ABD’nin tehdit ve tasarruflarına karşı yeniden yapılanmaya başlayarak TSK’yı tümenler yerine yüksek ateş gücüne sahip hareketli tugaylara dönüştürdü ve yurt sathında yaygın yerleştirmeye başladı.
Yıl 1998: 28 Şubat tarih ve 406 sayılı Milli Güvenlik Kurulu kararı ile Genel Kurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu “28 Şubat’ı bin yıl sürdürmeye kararlıyız” dedi.
Yıl 1999: Recep Tayyip Erdoğan 26 Mart günü okuduğu bir şiir bahane edilerek Pınarhisar Cezaevine konuldu ve burada dört ay tutularak mağdur edildi.
Yıl 2001: Cezaevi mağduriyeti kamu vicdanında karşılık bulan Recep Tayyip Erdoğan 14 Ağustos günü bu rüzgarla Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu.
Yıl 2002: 24 Temmuz’da ABD, TSK’nın bu kararlılığı karşısında harekete geçti. Bin Yılın Meydan Okuması adı altında Nevada çölünde Türkiye’yi işgal tatbikatı yaparak gözdağı verdi.
Yine Yıl 2002: AKP, 03 Kasım günü yapılan genel seçimlerde iktidara geldi.
Yıl 2003: ABD 20 Mart günü Irak’ı işgale başladı.
Yine Yıl 2003: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 02 Nisan günü ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel ile 2 sayfa, 9 maddelik gizli bir anlaşma imzaladı ve 7. madde gereği Federasyona dönülme şartı kabul edildi.
Yine Yıl 2003: 04 Haziran günü BM İkiz Sözleşmeleri TBMM’de onaylandı.
Yine Yıl 2003: ABD askerleri 04 Temmuz günü Türk subaylarını esir alarak, kafalarına çuval geçirdi.
Yine Yıl 2003: Başbakan Erdoğan, 08 Temmuz günü çuval operasyonu karşısında ABD'ye nota verilmesini isteyen muhalefete alaylı bir tavırla "ne notası veriyorsun, müzik notası mı" diye cevap verdi.
@MilensAjans İşte bu yüzden o dediklerini yapamayacaklar. Çünkü Kürt halkı biliyorlar ki o feodal yönetimle karın tokluğuna çalıştıracak, astığı astık, kestiği kestik olacak. Narin cinayeti sadece görünen tarafı, görünmeyeni kim bilir
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını canlı izledim. Sonra videoda tekrar dinledim. Terörsüz Türkiye süreci ve dış politika ile ilgili sözlerinin anlamı şu:
-Terörsüz Türkiye süreci kayıtsız şartsız desteklenecek,
-Anayasa değilikliğine “evet” denilecek,
-Atatürk’ün “ulus devlet” yapısı yerine Osmanlı millet sistemi savunulacak.
-Bunlar, ABD’nin hedefi. Lozan’ı bir türlü hazmedemeyenlerin hedefleri. Ve Türkiye’yi parçalar.
--“Butlan vakası” sanıldığı gibi sadece koltuk/makam olayı değil, çok ötesinde stratejik hedefi var.
Kılıçdaroğlu’nun konuşması, “100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyenlerle, “Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyenlerin hedefleriyle örtüşüyor.
-SORU: Bu konuşmayı kim hazırladı? Açıklanmalı.
“Bu süreci gördüğümde benim dünyam başıma yıkılıyor!”
“Bu çocukların kanlarında boğulacaklar!”
👉 Şehidimiz Selçuk Özer’in babası oğlunun mezarı başında açılım sürecine isyan etti:
“Biz bu çocukları boşuna mı verdik? Bu ülke için verdik! Bu vatan için verdik!
Bir devlet, bir ülke, bir örgütle nasıl masaya oturabilir?
Bu süreci gördüğümde benim dünyam başıma yıkılıyor!
Bir şehit babasını bunlar kahreder.
Helallik mi alacaklar? İlahi adalette ben buraya bir Atatürk'ün askerini, bir bozkurdu, bir ülkücü bozkurdu, bir Türk milliyetçisi gömdüm ben buraya.
Ellerimle koydum bunu buraya. Yıkılıyorum her mezarlığa geldiğimde.
Oğlumu boşuna mı verdim ben
Bu çocukların kanlarında boğulacaklar. Eninde sonunda tarihe bakın.
Zamanı geldiğinde göreceğiz hepsini. İlahi adalet muhakkak tecelli edecek.
Ve biz de bu dünyadan gitmeden göreceğiz bunları.
Allah yönetime değil, devlete millete zeval vermesin.”
Ümit Özdağ’dan Tom Barrack’a tepki:
- Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack var.
- Bir iş adamı, emlakçı. Amerika’nın en büyük gayrimenkulcülerinden biri. Ama mesleki bir deformasyona sahip. Türkiye’yi de emlak zannediyor.
- Tom Barrack bilmelidir ki Türkiye emlak değildir.
- Türkiye, Türk milletinin vatanıdır.
- Dünyanın değişik yerlerinde emlaklar üzerinde alım satım yapabilirsiniz ama Türk milletinin vatanı üzerinde bize hat çizdiremezsiniz.
- Biz o hattı Türk süngüsüyle zamanında çizdik zaten.
- Dışişleri Bakanlığı’nın, Amerikan Büyükelçisi tarafından yapılan bütün bu açıklamalar karşısında neden bu kadar suskun kaldığını da büyük bir merakla Dışişleri Bakanlığı’na soruyoruz.
Soner YALÇIN
23 Mayıs2019
OSMANLI İLE CUMHURİYET FARKI BUYDU...
Türk; Yavuz Sultan Selim’e göre, eşek idi...
Türk; Koçi Beye göre, mezhepsiz ecnebiydi...
Türk; Hoca Saadettin Efendi’ye göre, leşti, hilebazdı, aşağılıktı...
Türk; Naima’ya göre, azgındı, çirkindi, kabaydı, cahildi...
Türk; Nef-i’ye göre, Allah’ın irfan pınarını yasakladığıydı...
Türk; Baki’ye göre, kabaydı...
Türk; Hafız Çelebi’ye göre, baban bile olsa öldürülmesi gerekendi...
Türk; Sadrazam Kuyucu Murat’a göre, başı vurulması gerekendi...
Türk; Aksaraylı Kerimettin Mahmut’a göre, hunhar köpekti. Me’lundu...
Türk; Merzifonlu Seyyit Abdurrahman Eşref’e göre, eşsiz bir gaddardı...
Türk; Gelibolulu Mustafa Ali’ye göre, pasaklıydı, çirkindi...
Türk; Taşlıcalı Yahya’ya göre, soyu kuruyasıca idi...
Türk; Büyükelçi Moralı Çuhadır Ahmet’e göre, hayvandan farkı olmayandı...
Türk; Tokatlı Nuri’ye göre, şehir dili bilmez hayvandı...
Türk; Şeyhülislam Mustafa Sabri’ye göre, tiksinti duyulandı...
Türk; Vahdettin’e göre, dini, soyu sopu, yurdu belirsiz, cahiller sürüsüydü...
Siniriniz bozulmasın devam etmeyeyim!
Osmanlı...
– Ermenilere, “Millet-i Sadıka”...
– Araplara, “Kavm-i Necip”..
– Rumlara, “Romalı” anlamına gelen “Romeos” derken Türkler’i böyle aşağıladı.
Peki, Türk kendini nasıl görüyordu?
Türk’ün hali
“İlk ders beni şaşırtmıştı. Bu bölük, o zamanki milletin bir parçasıydı. Hepsi de Anadolu köylüleriydi. Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler.
Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki, bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.
‘Biz hangi milletteniz’ deyince her kafadan bir ses çıktı:
‘Biz Türk değil miyiz’ deyince de hemen, ‘Estağfurullah’ diye karşılık verdiler.
Türklüğü kabul etmiyorlardı.
Halbuki biz Türk’tük. Bu ordu Türk Ordusu’ydu. Türklük için savaşıyorduk. Asırlarca süren maceralardan sonra son sığınağımız ancak bu Türklük olabilirdi.
Fakat ne çare ki bu “biz Türk değil miyiz?” diye sorunca “Estağfurullah” diye cevap verenlerin görünüşe göre Türk demek Kızılbaş demekti.(...)
Dininde, milliyetinde birleşmiş olmayan bu bölük, dersler ilerledikçe görüldü ki, devletin şeklini, devletin adını, padişahın ismini, devletin merkezini, başkumandanını ve onun vekilini de bilmemektedir.
Hele iş, vatan bahsine dönünce büsbütün karıştı. Kısacası, vatanımızın neresi olduğunu bilen yoktu. Yahut da bütün bilgiler, belirsiz, köksüz, şekilsiz ve yanlıştı...”
Şevket Süreyya Aydemir (1897-1976), hayat öyküsünü yazdığı “Suyu Arayan Adam” kitabında böyle anlattı Türkleri...
Vatandaşlık Bayramı
Falih Rıfkı Atay (1894-1971), “Batış Yılları” adlı eserinde kendi kuşağını Osmanlı’nın son çocukları olarak tanımladı:
“Kendime ilk defa ne zaman ‘Türk’ dediğimi pek hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda ‘Türk’, kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve Osmanlı idik. İlmihallerde baş dersimiz ‘din ile milliyetin bir olduğunu’ öğrenmekti.
‘Vatan’ sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal’i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak Meşrutiyet’te duydum.
Biz padişah kulları idik. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer, ‘Padişahım çok yaşa’ diye bağırırdık...”
Buraya kadar yazdıklarımın kuşkusuz amacı var:
Mustafa Kemal de, Osmanlı’nın son kuşağındandı. Türk’ün, Osmanlı iktidarı tarafından nasıl aşağılandığını yaşadı. Osmanlı münevverlerinin Babıali’de “Türk” sözünü Arap aksanıyla ifade ederek “Terk” diye yazdıklarını unutmadı. (“Terk” sözcüğünün çoğulu Arapçada “Etrâk” demekti; ve Türklere, “İdrâki biidrak” -anlayışsız Türkler- diyorlardı!)
Oysa...
Türk; Atatürk’e göre, yıldırımdı, kasırgaydı, dünyayı aydınlatan güneşti. Bu sebeple...
91 yıl önce...
Tarih: 23 Mayıs 1928.
TBMM, 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nu kabul etti. Böylece...
Asırlardır hor görülen Türk, yurttaşlık payesiyle onurlandırıldı.
Osmanlı ile Cumhuriyet farkı buydu...
Bugünlerde...
“Osmanlıcı” geçinen kimi AKP’liler, Ekrem İmamoğlu’nun “Türk” değil, “Rum” olduğunu ima ederek onu aşağılamaya çalışıyor! Demek ki artık...
“Türk”, Osmanlı’da olduğu gibi aşağılanan-horlanan değildi.
Zamanın ruhu değişmişti: Türk; uluydu, yüceydi...
Atatürk başarmıştı.
Vatandaşlık Bayramınız kutlu olsun.
İSamuel Huntington Medeniyetler Çatışması kitabında, “Atatürk'ün mirası laik Cumhuriyet'ten vazgeçin,” diye yazıyordu.
Ve 2025’te, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, sıklıkla yaptığı açıklamalarda ısrarla şunu söylüyor:“Ulus devlet başarılı olmadı, Osmanlı millet sistemine dönün.”
Yani, “monarşiye geçin”
Arap’dan çok daha fazla Arapçı Osmanlı Şeyhülislam’ı Ebussuud’un Türk düşmanlığı; Yunus Emre kâfirdir, Alevi Türkmenler dinsizdir, Türk’ün katli vaciptir…
Murat Bardakçı :
"Ebussuud Türkler için akıl almaz ifadeler kullanmıştır, Türk kanı dökülmesine sebep olmuştur.”
Yunus Emre’nin ölümünden 250 yıl sonra Ebussuud ,Yunus Emre’nin zındık olduğuna hükmetmiştir. Bugünkü tarikatların gittiği yol Yunus’un değil Ebussuud'un yoludur...
EY İKTİDAR, PAPAZIN RUHBAN OKULUNU DEĞİL KAPATTIĞIN ASKERİ OKULLARI AÇ!
FENER RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS, MANİDAR BİR ŞEKİLDE YUNANİSTAN'DAN YAPTIĞI AÇIKLAMADA, HEYBELİADA RUHBAN OKULUNU'NUN EYLÜL AYINDA AÇILACAĞI MÜJDESİNİ VERMİŞ!..
BU OKULU AÇMAK DEMEK, GEÇMİŞTEKİ İHANETLERİN ÖNÜNÜ AÇMAK DEMEKTİR!
Hiçbir dine inanca ve eğitimine karşı değiliz. Bu ülkede herkes anayasanın imkan verdiği şekilde dini inancının gereğini özgürce yerine getirmektedir.
Karşı olduğumuz şey; din eğitimi adı altında yeniden bir ihanet karargahı kurulmasına izin verilecek olmasıdır!
Çünkü sicili bozuk olan bu şer yuvası, papaz yetiştiren sıradan masum bir okul değildir. Bilakis tarihte Türk düşmanı, casus ve terörist yetiştirmesi ile ünlüdür!
İşte bunun ispatı!
Bu okuldan mezun olanlar ve yaptıkları:
Germanos (Patras) → 1821 Mora İsyanı’nı başlattı, 80 bin Türk sivil katledildi.
Hrisostomos (İzmir) → Yunan işgalini kutsadı, Türklere katliam fetvası verdi.
Germanos → Karadeniz’de Pontus çetelerini kurup Türk köylerini yağmalattı.
Hrisantos (Trabzon) → Pontus terör çetelerine liderlik etti, Paris’te Türkiye’yi karaladı.
Yakobos → Mavri Mira terör örgütünün aktif yöneticisi, Türk istihbaratına karşı çalıştı.
Makarios → EOKA terör örgütüyle işbirliği yaptı, Kıbrıslı Türk katliamlarını planladı.
III. Yeorgios → Günümüz Kıbrıs Başpiskoposu, “Türkleri Kıbrıs’tan kovun” diye açık nefret çağrısı yaptı.
I. Bartholomeos → Fatih Kaymakamlığı'na bağlı Fener Rum Patriği, "Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa Birliği gibi uluslararası platformlardaki temaslarında, Türkiye'deki Hristiyan azınlıkların sorunlarını dile getirmekte, bu faaliyetleri ülkemizde "Türkiye'yi yabancı güçlere şikayet ediyor" olarak algılanmakta, tüm Ortodoksları temsil ettiğini belirten "Ekümenik" unvanını, Türkiye tarafından tanınmamasına ve Türk Ortodoksları'nın karşı çıkmasına rağmen ısrarla kullanmakta ve bu durum iç siyasette egemenlik tartışmalarına neden olmakta, sicili bozuk olan ruhban okulunun açılması konusunda başta ABD olmak üzere Vatikan'ı arkasına alarak Türkiye'yi köşeye sıkıştırarak şımarıkça devlete kafa tutmaktadır.
2025 yılında Papa'nın Türkiye ziyareti ve Patrik Bartholomeos'la birlikte yaptıkları İznik ziyareti ve aynı gün gerçekleşen dini ayin sonrası Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Selçuk Erenerol'un, "Bu ziyaret,
Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğüne ve ulusal egemenliğe tehditdir." Ayrıca, "Fener Rum Kilisesi Ekümenik değildir. Yeni Roma ve Konstantinopol diye bir yer yoktur. Ruhban Okulu, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı bir şekilde açılamaz. Açılmayacak" demesi bir hayli manidardır! Bunu söyleyen bir Müslüman değil Hristiyan bir Türk'tür!
Son derece de haklıdır.
Zira Heybeli Ruhban Okulu'nun tekrar açılması demek; makus tarihin tekerrür etmesi demektir, sebep olunan onca kötülüğün tekrar önünü açmak demektir, mezunlarının müsebbibi olduğu katliamlar nedeniyle hayatını kaybeden şehitlerimizin kemiklerinin sızlaması demektir...
Buradan iktidara sesleniyorum!
ABD'de Trump'a bu minvalde verdiğiniz sözden derhal vazgeçin ve ihanet karargahı olan Ruhban Okulunu değil onların işbirlikçisi FETÖ yüzünden kapattığınız ve her biri geleceğin teminatı olan Askeri Okulları açın..!
Dr. Vecdet Öz
#HeybeliadaRuhbanOkulu #Ekümenik #Akp #AskeriOkullarAcılsın
@mansuryavas06@MDervisogluTR@umitozdag@huseyinbas_BTP@ComezTurhan@HalukDural@ovgunaercan@cemgurdeniznet@_OsmanAydogan@Orsatramola@HiImEzio@turkdegs@ipekkozbey@OzlemGurses@ismailsaymaz@Yalcinbayer@cosknbekr2@AvarBanu@Yilmaz_Ozdill@SabihSamur@ArslanBulut9@kubrapc@muratagirel@AtayFerit@merveyildirimtv@can_atakli_@ugurdundarTV@eminsirin12@gizemfidanhaber@ebasaksengul_@Gurbuz_Evren@MuratYetkin2@BayraktarOr@barispehlivan@cigdemtoker@Deniz_Zeyrek@MaliGuller@OzlemGurses@gazetesozcu
Şaka-maka "Bohcalıyan Efendi"
On yıllarca ülkücüleri güzel uyuttu, böldü, parçaladı, finalinde apoyu da önder yaptı!
"Kahpe içeride ise kapın kilit tutmaz oğul!" DEDE KORKUT
Bu kahpe düzenin namusu; Müsavat Dervişoğlu'nu Cumhurbaşkanı yapmak vatani görevdir. @MDervisogluTR
Mevzular Açık Mikrofon'a konuk olan Ümit Özdağ'a sorulan soru:
“Amedspor’u bir sürü insana bölücü, terör örgütü olarak gösterdiniz. Kutlamalarda yaşanan bir olayın sorumluluğunu alabilecek misiniz?”
Ümit Özdağ: “Ahmet Türk, ‘Kürdistan’ın takımı Amedspor’un Süper Lig’e çıkmasından büyük mutluluk duyarım’ diyor, bu provokasyon olmuyor.
Murat Karayılan, ‘Amedspor’a finansal destek verin’ diyor, bu provokasyon olmuyor.
Kuzey Irak’ta 9 askerimizin şehit olduğu gün, Amedspor’un sosyal medya hesabından ‘Sporcularımız keyifli anlar yaşıyor’ paylaşımı yapılıyor, bu da provokasyon olmuyor.
Ben Amedspor’un bu yaptıklarını eleştirince provokasyon olmuş oluyor, öyle mi?”