GÜVEN ÜZERİNE;
Türkiye’de Güvenin İstismarı ve “İSTİSMAR GÜVENLİĞİ” Yaklaşımı
Yardımseverlik, hayırseverlik, iyilik, dayanışma…
Liste uzayıp gider.
Toplumları ayakta tutan bu değerlerin ortak paydası ise güvendir. Çünkü insanlar, ancak güvendikleri kişi ve kurumlar aracılığıyla yardımlaşır, bağış yapar ve ortak iyiliğe katkı sunar.
Ancak son günlerde Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar ile başlatılan hukuki süreç, sonucundan bağımsız olarak toplumda bir kez daha aynı soruyu hızlıca gündeme taşıdı:
Kime güveneceğiz?
1950’lerden bugüne Türkiye’nin toplumsal hafızasına baktığımızda, birbirinden farklı gibi görünen birçok olayın aslında aynı zeminde buluştuğunu görüyoruz. Ortak nokta; insanın güven duygusunu, iyi niyetini ve içinde bulunulan dönemin ekonomik, teknolojik veya kurumsal imkânlarını birlikte kullanan nitelikli istismar biçimleridir.
Hafızamızı kısaca yokladığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor:
* 1950–1960’lar: Sülün Osman – bireysel güven dolandırıcılıkları.
* 1970’ler: Kooperatif ve arsa vurgunları, karaborsa ve kapıdan satış istismarları.
* 1980’ler: Banker Kastelli ve banker furyası – yüksek faiz vaadi.
* 1990’lar: Gazete promosyon kampanyaları, S. Parsadan, Titan saadet zinciri.
* 2000’ler: Jet iş adamları, İmar Bankası krizi ve yüksek getirili yatırım vaatleri.
* 2010’lar: Çiftlik Bank ve dijital Ponzi sistemleri.
* 2020’ler: Kripto para dolandırıcılıkları, yapay zekâ destekli yatırım vaatleri, deepfake ve oltalama yöntemleri ve gelişmekte olan Yapay Zeka...
Bugün de yardım faaliyetleri, bağış kampanyaları ve sivil toplum alanı zaman zaman güven tartışmalarının merkezine yerleşmekte ve tartışma farklı boyutlarla uzayıp gidebilmektedir.
Oysa Türkiye, özellikle afet ve kriz yönetiminde insani yardım kapasitesi bakımından önemli bir seviyeye ulaşmıştır.
İnsanlarımız da kendilerini yakın hissettikleri kurumlar aracılığıyla bir iyiliğe ortak olmak, bir yaraya merhem olmak istemektedir.
Ancak paranın, yardımın ve insanın bir araya geldiği her alanda istismar riski de vardır.
Bu nedenle mesele yalnızca belirli kişi veya kurumlar değildir; güveni kötüye kullanabilecek her türlü yapıya karşı sistemin dayanıklılığını artırabilmektir.
Güveni hedef alan istismarla mücadele öncelikle İstismar Güvenliğini sağlamakla mümkündür.
Çünkü her istismar vakası aslında bir güvenlik zafiyetinin görünür hâle gelmesidir. Dolandırıcılıkta finansal sistem, dezenformasyonda bilgi ekosistemi, terör örgütlerinde aidiyet duygusu, sahte yardım kampanyalarında ise vicdan ve dayanışma kültürü istismar edilmektedir.
Aktörler değişse de istismar edilen unsur çoğu zaman aynıdır: Güven.
Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz tehditler yalnızca ekonomik dolandırıcılıklardan ibaret değildir. Dijital manipülasyon, dezenformasyon, yapay zekâ destekli sahte içerikler, sosyal mühendislik, yardım kampanyalarının kötüye kullanılması, dinî ve ideolojik istismar, yatırım vaatleri ve kimlik dolandırıcılıkları aynı ortak zeminden beslenmektedir: Güvenin istismarı.
Kamuoyuna yansıyan iddialar doğru kabul edildiği takdirde; deprem bağışları (toplumsal güven), tanınmış bir kişinin kişisel itibarı (bireysel güven), sivil toplum kuruluşu kimliği (kurumsal güven) ve insani yardım söylemi (ahlaki güven) gibi farklı güven katmanlarının aynı anda istismar edildiği bir tablo ortaya çıkacaktır.
Bu nedenle yürütülen hukuki sürecin sonucu yalnızca ilgili taraflar açısından değil, toplumsal güven açısından da önem taşımaktadır.
15 Temmuz’un 10. yıl dönümüne yaklaşırken bunu çok daha iyi hatırlıyoruz.
Yıllarca dinî duyguları, yardım anlayışını, eğitim faaliyetlerini, millî hassasiyetleri ve toplumsal güveni istismar ederek devlete sızan karanlık yapı, bize istismarın yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda millî güvenlik meselesi olabileceğini de göstermiştir. İstismar eden aktörler değişebilir; ancak istismar edilebilen boşluklar varlığını sürdürdüğü sürece risk her zaman devam eder.
Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yalnızca dolandırıcılıkla değil, istismar edilebilirlikle mücadeleyi de konuşması gerekmektedir.
Hukuki boşlukları azaltan, kurumsal denetimi güçlendiren, dijital okuryazarlığı artıran, şeffaflığı geliştiren ve toplumsal güveni koruyan bütüncül bir politik yaklaşım, yeni dönemin önemli reform alanlarından biri olabilir.
Bu çerçevede Kızılay, Yeşilay ve benzeri köklü kamu yararına çalışan kurumlarımız da günlük polemiklerin değil, kurumsal güven perspektifinin konusu olmalıdır.
Eksikler varsa giderilmeli, daha sıkı denetlenmeli ve daha güçlü hâle getirilmelidirler. Çünkü güveni ayakta tutan şey, güçlü bireylerden önce güçlü ve hesap verebilir kurumlardır.
İstismar güvenliği, yalnızca suç işlendikten sonra devreye giren adli mekanizmaları değil; suçun ortaya çıkmasını zorlaştıran önleyici yaklaşımı da ifade eder.
Nasıl deprem güvenliği yalnızca enkaz kaldırmak değil, binayı sağlam inşa etmekse; istismar güvenliği de güveni suistimal etmeyi zorlaştıran hukuk, denetim, teknoloji, eğitim ve kurumsal şeffaflığın birlikte işletilmesidir.
Bu yönüyle yeni dönemde “önleyici güvenlik” anlayışının toplumsal alandaki başka bir karşılığı olarak değerlendirilebilir.
Türkiye’nin geçmişten bugüne yaşadığı tecrübeler göstermektedir ki, istismar eden aktörler değişebilir; ancak istismar edilebilen boşluklar varlığını sürdürdüğü sürece risk ortadan kalkmaz. Bu nedenle geleceğin reform gündemi yalnızca suçluları cezalandırmayı değil, güvenin istismarını zorlaştıracak kurumsal ve toplumsal dayanıklılığı inşa etmeyi de kapsamalıdır. Çünkü güven, toplumların en büyük stratejik sermayesidir; onu korumak ise yalnızca bireylerin değil, devletin, kurumların ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin reform gündeminde yalnızca güvenlik değil, güvenin güvenliği de yer almalıdır.
Güvenin güvenliğini sağlayacak yaklaşım ise İstismar Güvenliğidir.
Güven, devletlerin de görünmeyen stratejik altyapısıdır. Bu altyapısını koruyamayan toplumlar yalnızca ekonomik kayıplar yaşamaz; sosyal sermayesini, kurumsal meşruiyetini ve ortak gelecek duygusunu da kaybeder.
Gemimizin güvenli ve huzurlu yol alabilmesi için her türlü istismara karşı sıfır toleransla yol almak ve periyodik hale gelmiş istismar alanlarıyla ve yeni nesil yöntemlerle mücadele edebilecek daha güçlü bir alt yapıyı hem beşeri hem yapısal hem de teknik unsurlarla oluşturmak durumundayız…
Hani diyorlar ya Filistin diye bir devlet hiç yoktu diye.
Görüntüler 1939 yılında yapılan Avusturya - Filistin milli takımlarının maçından.
Elden ele yayın
Herkes görsün herkes bilsin!
📕 Bağımlılıklarla Mücadele Platformumuzun alanında uzman üyelerinin bölüm yazarlığıyla katkı sunduğu “Türk Hukuk Sistemi’nde Bağımlılıklar” adlı kitabımızın 26.Bölüm Yazarlarından Platform Üyemiz, İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri Volkan Barış Göçmez'e hem kitap çalışmalarına++
9 günlük Kurban Bayramı tatili başlıyor.
Bu bayramda da yüz binlerce insanımız baba ocağına, sevdiklerinin yanına gidecek.
3⃣0⃣.5⃣2⃣9⃣ personelimizle yollarımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirlerimizi aldık.
Ekiplerimiz 3⃣.1⃣0⃣6⃣ saat, havadan trafik denetimlerini gerçekleştirecek.
⚠️Lütfen trafik kurallarına uyalım, dikkatli olalım.
Gözünü Yoldan Ayırma
Sevdiklerinin Gözünü Yolda Bırakma❗️
Bu bir bayrak değişimi🇹🇷
Ülkemizin huzur ve güvenliği için büyük emek veren, İçişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Sayın İsmail Çataklı, Sayın Mehmet Ersoy ve Prof. Dr. Sayın Tayyip Sabri Erdil'e teşekkür ediyorum.
BİZ BÜYÜK VE GÜÇLÜ BİR AİLEYİZ
#TürkiyeninHuzuru🇹🇷
Biz, birlikte güzeliz.
Biz, birlikte Türkiye'yiz 🇹🇷
🏠
Evim Yuvan Olsun Seferberliğinde ev sahibi başvuru sayısı 1️⃣5️⃣.0️⃣0️⃣0️⃣'e ulaştı.
Destek olan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımızla ⤵️
https://t.co/OBV3f6KUf4
Afetzede vatandaşlarımız için kurduğumuz geçici barınma merkezlerimizde tüm ekiplerimiz, STK’larımız ve gönüllülerimizle birlikte, depremin yaralarını el birliğiyle, gönül birliğiyle sarıyoruz…
Beraberiz güçlüyüz… 🇹🇷
El ele vererek yaralarımızı saracağız.
Genel Müdürlüğümüzce AFAD için geliştirilen, hayırsever vatandaşlarımızın güncel ihtiyaç listesindeki ürünlerden seçerek nakdi bağış yapabilecekleri sanal market uygulamasına https://t.co/uv7ZaLRROi adresinden ulaşabilirsiniz.
İçişleri Bakanlığı Bilgi
Teknolojileri Genel Müdürlüğünce Depremzede ailelerimizin barınma ihtiyaçlarını karşılamak üzere AFAD için geliştirilen “Evim Yuvan Olsun Uygulaması” ile
siz de umudun bir parçası olabilirsiniz.
Unutmayın!
“BİR KAPI AÇILIR BİN UMUT ÇOĞALIR”