ABD 40 trilyonluk borcu nasıl ödeyecek? Cevap 1946'da.
ABD'nin borcu bu hafta 40 trilyon doları geçti.
Bessent'e aynı gün bu borcun nasıl ödeneceği soruldu ve cevabı iki cümleydi. Sihirli bir şey yok, büyüyerek çıkarız.
Bu soru ABD'ye ilk kez sorulmuyor, en son 1946'da bu soru sorulmuştu.
O günkü cevabın gerçekte nasıl işlediğini ise IMF yıllar sonra hesapladı.
Size o hesabı göstereceğim.
Bessent aynı konuşmada geri alımların artık rutin olacağını, gerektiğinde 4 milyar doların üzerine çıkılabileceğini ve bunun bir kısmının piyasaya sinyal vermek için yapıldığını da söyledi.
Bu cümleleri aklınızda tutun, çünkü hikayenin sonunda yeniden karşımıza çıkacaklar.
Hikaye, İkinci Dünya Savaşı'nın bittiği günlerde başlıyor.
1946'da ABD'nin borcu milli gelirinin %106'sına ulaşmıştı.
Bu o güne kadar görülmüş en yüksek orandı ve ABD bugünkü soruyla karşı karşıyaydı.
Bu borç nasıl ödenecek?
Cevap bir vergi paketi ya da tasarruf planı olmadı.
Fed, 1942'de uzun vadeli faize %2.5 tavan koymuştu ve bu tavan tam 9 yıl korundu. Fed o yıllarda bağımsız bir merkez bankası gibi değil, Hazine'nin borçlanma penceresi gibi çalıştı.
Bu arada savaş sonrası enflasyon geldi ve 1947'de %14'ü gördü.
Devlet tahvili en fazla %2.5 verirken fiyatlar yılda %14 arttı. Yani parasını devlete emanet edenler kağıt üstünde faiz kazanırken gerçekte her yıl alım gücü kaybetti.
Mart 1951'de Hazine ile Fed anlaştı ve tavan kalktı. Ama düşük reel faiz dönemi onunla bitmedi, çünkü sonraki yıllarda da enflasyon çoğu zaman beklentilerin üzerinde geldi ve tahvil sahibinin gerçek getirisi sık sık ekside kaldı.
1946'da %106 olan oran, 1974'te %23'e inmişti.
Nesiller boyunca bu iniş bir büyüme mucizesi olarak anlatıldı. Savaş bitti, ekonomi büyüdü, borç küçüldü dendi.
IMF 2024'te yayımladığı bir çalışmada bu hesabı yeniden yaptı ve başka bir şey buldu.
Faiz baskısı ve beklenenin üzerinde gelen enflasyon olmasaydı oran 1974'te ancak %74'e inebilecekti, ama gerçekte %23'e indi.
Yani inişin küçük parçası büyümeydi, büyük parçası ise bastırılmış faizle beklenenden yüksek enflasyonun birlikte çalışmasıydı.
Üstelik o yıllarda borcun kendisi hiç azalmadı, dolar olarak artmaya bile devam etti. Küçülen şey borcun ekonomiye oranıydı, çünkü fiyatlar ve gelirler borçtan çok daha hızlı arttı.
Bunu eski bir ev kredisi gibi düşünün. Taksit alındığı gün ağırdır ama maaşlar ve fiyatlar yıllar içinde katlanınca aynı taksit önemsizleşir. ABD'nin borcuna olan tam olarak buydu.
Şimdi bugüne dönelim ve Bessent'in cümlelerini hatırlayalım.
Geri alımlar rutin olacak, gerekirse 4 milyarın üzerine çıkılacak ve bunun bir kısmı piyasaya sinyal olacak.
19 Ağustos'ta bunun ilk örneğini gördük. Fed faize dokunmadı ama Hazine geri alım kararını açıkladı ve 30 yıllık faiz aynı gün %5.33'ten %5.19'a indi.
1942'de uzun vadeli faizi tavanla tutan el Fed'in eliydi. Bugün uzun vadeli faizi aşağı çeken el Hazine'nin kendi eli.
Araçların adı değişmiş, işlevi değişmemiş.
Tarih tekerrür etmek zorunda değil, dönem farklı, dünya farklı ve bu sefer sonuç başka olabilir.
Ama bu hikayenin anlattığı kural borçtan büyük.
Tarih boyunca büyük borçlar nadiren geri ödendi, çoğu zaman ya silindi ya da zamanla eritildi. Yük ise hiçbir zaman ortadan kalkmadı.
1946'da yükü taşıyanlar, parasını sabit faizde ve mevduatta bekletenlerdi. Devlet yükünden kurtuldu ve faturayı sessizce onlar ödedi.
Bugünün en büyük alacaklıları bu hikayeyi biliyor.
Çin'in altın alımının bir sebebi de bu, taşıyan taraf olmak istemiyor.
Çünkü para değer kaybettiği dönemlerde değer yok olmaz, arzı çoğaltılamayan varlıklara kayar.
Altının, gümüşün ve Bitcoin'in bu dönemlerde öne çıkması bu yüzden.
Bugün Bessent büyüyerek çıkarız diyor. IMF'nin hesabına göre geçen sefer çıkışı sağlayan şey büyüme değildi.
Sence bu sefer yükü kim taşıyacak?
Son sözü 250 yıl öncenin en büyük iktisatçısına bırakıyorum.
Adam Smith 1776'da şunu yazmıştı.
Milli borçlar belli bir noktayı aştığında, adil ve eksiksiz biçimde ödendiklerine dair bir örnek bile yoktur.
Kurtuluş hep bir iflasla gelir ve bu iflas bazen açıkça ilan edilir, çoğu zaman ise ödeme süsüyle gizlenir.
ABD'nin borcu bu hafta 40 trilyonu geçti. Smith'in aradığı o örnek hâlâ ortada yok.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri analiz ediyorum, sizi bilgilendireceğim.