Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.
Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir.
Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık. Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır.
Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu:
“Bana diyorsunuz ki ‘Erdoğan mı sizi destekliyor?’
Bu kadar büyük mücadele yapmış bir kişiye bu soru sorulur mu? Benim söylemediğim, konuşmadığım şeyleri yazıyorlar.
Ahlaki yapım belli, ailem belli, partiye bağlılığım belli.
Yolsuzluklarla, haksızlıklarla mücadele ettim, geldim buraya kadar.”
Dokunulmazlıkların kaldırılması süreci, verdiğimiz hukuk mücadelesi ve yalan bilgilerle çarpıtılmak istenen gerçekler;
Son dönemde geçmişteki milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci üzerinden yapılan haksız eleştiriler ve oluşturulmaya çalışılan algılar karşısında, gerçekleri ilk günkü netliğiyle halkımızla paylaşmak bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Şu anda hiçbir dokunulmazlığı olmayan ve Erdoğan’ın açtığı birçok davada onlarca yıl hapis cezasıyla yargılanan, bir kısmından da ceza almış bir siyasetçi olarak tekrar söylüyorum; kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorum.
22. Dönem milletvekillerimizin ve aday adaylarımızın noter huzurunda, kendilerine tanınan dokunulmazlık ayrıcalığından faydalanmayacaklarını beyan etmeleri de bizim konuya bakışımızın göstergesidir.
2016 yılındaki dokunulmazlıkların kaldırılma sürecinde AKP, anayasa değişikliklerini referanduma götürerek yapmak istedi. Bu, ülkenin üzerine bir karabasan çöktürme niyetiydi. Bağrımıza taş bastık, risk aldık; bu karabasanı ve ülkenin tehlikeli bir biçimde kutuplaşmasını engelledik.
Sayısal çoğunluğumuz ancak buna imkân verdi. Dönemin milletvekili arkadaşlarımız her adımına şahittir.
Biz, iktidarın bu algı operasyonunu ve kurduğu siyasi tuzağı bozmak, bütün milletvekillerinin hiçbir suçtan korkusu olmadığını göstermek adına o dönem “Evet” dedik.
Bu karar, iddia edilenin aksine, siyasi bir günah veya teslimiyet değil; iktidarın elindeki en büyük propaganda silahını elinden alma hamlesiydi.
Üstelik o günkü anayasal ve yasal sürece göre, dokunulmazlığı kalkan bir siyasetçinin tutuksuz yargılanması, yargılama bittikten sonra eğer bir ceza kesinleşirse gereğinin yapılması gerekiyordu. Ancak iktidar, yargıyı sopa gibi kullanarak yasal süreci ve evrensel hukuk ilkelerini çiğnedi; milletvekillerini apar topar gözaltına alıp tutukladı.
Burada suçlanması gereken muhalefet değil, hukuku katleden Saray rejimidir.
Bu sürecin perde arkasını, hukuki boyutunu ve o günkü siyasi iklimi en iyi bilen kişilerden biri de Sayın Selahattin Demirtaş’tır. Biz, Sayın Demirtaş’ın ve tüm siyasi tutsakların haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına karşı ilk günden beri en gür sesi çıkardık; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve Demirtaş’ın özgürlüğü için meydanlarda, Meclis kürsülerinde ve Adalet Yürüyüşü’nde her zaman en ön safta mücadele ettik.
Hal böyleyken, bugün gelinen noktada hem bu büyük hukuk mücadelesini görmezden gelen hem de el altından Erdoğan yönetimiyle pazarlık masasına oturan ve sözüm ona Sayın Demirtaş’ın yol arkadaşı olduğunu iddia eden bazı kişilerin tavırları tam bir tutarsızlıktır.
Biz geçmişte kurulan tuzakları bozarak hukuk zemininde kalırken, bugün Erdoğan’ın muhalefeti bölme oyunlarından biri olan dokunulmazlık meselesini yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyunda işleyen siyasetçi ve gazeteciler, bilerek ya da farkında olmadan iktidara hizmet etmektedir.
Bizim ne halkımıza karşı bir günahımız ne de Adalet Yürüyüşü’müzden bir milim sapmamız vardır! Dün olduğu gibi bugün de ilkeli duruşumuzdan taviz vermeden; hem Saray rejimiyle hem de onunla iş birliği yaparak demokratik muhalefeti zayıflatmaya çalışanlarla mücadele etmeye kararlıyız.
Buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Sayın Demirtaş’ın, Selçuk Kozağaçlı’nın, Can Atalay’ın, Gezi tutuklularının, haksız yere tutuklu bulunan bütün belediye başkanlarımızın ve bu milletin her bir üyesinin hakkını sonuna kadar arayacağımı bilmenizi isterim.
Bu ülkede tek bir adaletsizlik, tek bir mazlum kalmayana dek; herkes için adalet, herkes için hukuk demeye inatla ve kararlılıkla devam edeceğiz!
Dış politika, iç siyasette oy devşirmek için tribünlere oynanacak bir şov alanı değil; bu kadim devletin varlık, gelecek ve saygınlık makamıdır.
Biz, koltuk sevdasıyla sermayeye ve sömürüye dayalı küresel odakların projelerine eş başkanlık yapanlardan değiliz; biz, bu toprakların ve bu milletin özüyüz.
Cumhuriyet Halk Partisi, ne senin ne de masalarda delege satın almaya çalışanların oyun alanı değildir; Türk Milleti ve Türk Devleti’nin bağımsızlık iradesidir.
Türkiye’nin köklü devlet geleneğini ve dış politika hafızasını yok sayıp ülkeyi bölgesel krizlerin mezesi hâline getirenlerin, bu millete ödetecek bir tek kuruşluk faturası kalmamıştır.
Biz, bu ülkenin tek bir neferinin burnu kanamasın, Türkiye’nin itibarı yere düşmesin diye “Önce Türkiye” diyen millici ve kamucu duruşun ta kendisiyiz.
Bizi suni gündemlerle, salon siyasetiyle tartmaya kalkanlar, önce kendi sırtlarındaki tarihsel veballerin hesabını vermelidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, bu devletin kurucu iradesidir.
Bizim Orta Doğu’dan Kafkaslar’a, Asya’dan Avrupa’ya ve Altaylar’dan Tuna’ya uzanan sözümüz; başkalarının icazetiyle değil, bu milletin kendi öz gücüyle söylenir. Şehitlerimizin kanıyla sulanmış, gönül bağımız olan hiçbir coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti’ni sıkıştırmaya gücünüz yetmez.
O enkazı kaldıracak, devlete liyakati ve yerli duruşu yeniden getireceğiz!
Türkiye'nin sorunlarına, bölgenin sorunlarına akılcı çözüm üreten tek parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir!
İradesini parayla satanlar bu partide yer alamazlar. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı yurtdışına gidip "Bize niye yardım yapmıyorsunuz?" diyemez.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurultaylarında para olmaz, pul olmaz, çıkar olmaz!
Sevgili Selahattin Demirtaş’ı en son ziyaretimde çektirdiğimiz fotoğrafları yeni elime ulaştı. Yapay zeka fotoğraflarına kimse itibar etmesin. Selam ve saygılar.
Hem bürokratik hem de siyasi yaşamımda, sadece ve sadece bu millete hizmet etmiş bir kardeşinizim. Boğazımdan tek bir kuruş haram lokma inmedi. Kul hakkı yemedim, yedirmedim ve açıkça söylüyorum: Kimseye de yedirmeyeceğim!
Cumhuriyet Halk Partisi’nde demokrasi esastır. Merak etmeyin; Atamızın emaneti olan partimizi, arınmış şekilde tertemiz bir kurultayla, temiz bir vicdanla, temiz bir iradeyle geleceğe taşıyacağız. O sandıktan kim çıkarsa başımızın tacı olacak.
SON DAKİKA..
ÖZEL HABER…
CHP’de “arınma” süreci başladı.
@tv100 için edindiğim bilgiye göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin “ara dönem” yönetiminin kullandığı iki aracı satışa çıkardı.
Bu araçlardan biri İBB itirafçısı Aziz İhsan Aktaş’ın parasıyla alınan Mercedes…
Diğeri ise otelde havluyla basılan Özkan Yalım’ın içini 10 milyon TL’ye dizayn ettirdiği araba…
Kılıçdaroğlu, bu iki aracın bir an önce satılması için talimat verdi.
Araçların üzerine ise “HARAM PARAYLA ALINMIŞTIR” yazıldı.
İşte sadece @tv100 “ün ulaştığı fotoğraflar:
Sevgili Kardeşlerim, Değerli Yol Arkadaşlarım,
Bir Kurban Bayramı’na daha hazırlanırken; içimizde geçmişin muhasebesini, yüreğimizde ise geleceğin umudunu taşıyoruz.
Bayramlar; hakikate sımsıkı sarılmanın, kardeşliğin yıkılmaz köprüsünden yürüyerek birbirimize yeniden ulaşmanın günleridir.
Bizler; tohumları aynı toprağa savrulmuş, yorulanların gölgesinde dinlendiği, her esen rüzgârı birlikte göğüsleyen ve kökleri birbirine sımsıkı bağlı büyük bir çınarız.
Ne yalanlar ve iftiralar ne de aramıza örülmek istenen duvarlar, bu kardeşliği bozabilecektir.
Bizim en büyük gücümüz; dürüstlüğümüz, birbirimizin gözünün içine bakarken saklamadığımız o saf hakikat ve aynı yola duyduğumuz sarsılmaz inançtır.
Bu Kurban Bayramı; eksilmeyecek kardeşliğimizin, büyüyecek umudumuzun ve ortak mücadelemizin en güçlü işareti olsun.
Hepinize sağlık, huzur ve umut dolu bayramlar diliyorum.
Sayın Özgür Özel,
Öncelikle şu noktayı netleştirelim: Cumhuriyet Halk Partisi, bir şahsın veya bir grubun varlığına endeksli bir şirket değil; arkasında koca bir Cumhuriyet tarihi ve milyonlarca seçmenin iradesi olan bir çınardır. Seçmenimizin iradesini bir "oy oranı" üzerinden korku siyasetine alet etmeniz, partimizin kurumsal hafızasına ve tabanımızın ferasetine yapılmış en büyük haksızlıktır.
"%3 oy alırız" şeklindeki karamsar ve partimizi küçülten yaklaşımınız, aslında sizin kendi yönetim başarısızlığınızın bir dışa vurumudur.
Partinin başarısını kendi varlığınıza bağlayıp, aksi durumu bir felaket senaryosu olarak sunmak, siyasi bir vizyon değil, olsa olsa bir yönetim zafiyetidir.
Partimizin gücü, herhangi bir kişinin veya kliğin 'gidişiyle' veya 'kalışıyla' değil, halkın sorunlarına sunduğumuz gerçekçi çözümlerle ve halkla kurduğumuz samimi bağla ölçülür.
Siz yeni yönetime yönelik eleştirilerinizde ve "paralel yapı" iddialarınızda kendi aynanıza bakmayı ihmal ediyorsunuz. CHP’yi kriminal tartışmaların ve iç çekişmelerin merkezi haline getiren süreçlerin mimarı sizsiniz. Bu parti, bugüne kadar pek çok genel başkan ve yönetim gördü; her biri gelip geçicidir, kalıcı olan CHP’nin ilkeleri ve Türkiye’nin geleceğidir.
Bugün CHP’ye asıl zarar veren şey, partinin içinde yeni yönetimle kavga eden bir paralel yapı inşasına girişmenizdir.
Partimiz size bugüne kadar her türlü makamı, imkanı ve yetkiyi verdi. Ancak gelinen noktada, partimize verdiğiniz zararın boyutları, kurumsal tarihimizde eşine az rastlanır bir seviyeye ulaşmıştır.
Tavsiyem odur ki; artık partinin geleceği üzerinden felaket tellallığı yapmayı bırakın.
Cumhuriyet Halk Partisi, sizden de bizden de çok daha büyük ve güçlüdür. Bir an önce şahsi ikbalinizi düşünmekten vazgeçmenizi öneriyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi; kişisel ikbal arayışlarının mücadele alanı değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi milletimizin egemenlik senedidir.
38. Olağan Kurultayımız ile ilgili mahkemenin vermiş olduğu karar; bir ayrışma vesilesi değil, asırlık çınarımızın altında kenetlenme fırsatı olmalıdır.
Gün; sevinç çığlıklarıyla birbirimizi kırma günü değildir.
Gün; kırgınlıkları bir kenara bırakıp ciddiyetiyle, sükûnetle ve kucaklaşarak ayağa kalkma günüdür.
Bu süreci “keşkelerle” değil, ciddiyetle, parti kültürümüzden aldığımız samimiyetle ve ortak akıl ile yönetmek zorundayız.
Şahsi ikballer değil, Türkiye’nin geleceği esastır. Bu kapsamda süreci; önceki dönem Genel Başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle, il ve ilçe başkanlarımızla tam bir uyum ve iş birliği içinde yürüteceğiz.
Hiç kimse endişe etmesin, partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz.
Herkesi sükûnete ve ortak akıla davet ediyorum.
Biz bir aradayız! 🇹🇷
Golü atan genç kardeşimiz, Yusuf Şimşek'in Antalyaspor altyapısında oynayan, 2010 doğumlu oğlu İsmet Yusuf Şimşek :)
Fizik, adımlama, yürüyerek adam geçme, çorapları kısa çekmesi, aynı babası. Yolu açık olsun. 👏
@abdullahbiricik Sporun içinde elbette mücadeleden kaynaklı sertlik olur. Ancak bu tekme ne pozisyon gereği ne de temiz bir rekabet anlayışına uygun. Merih Demiral gereğinden fazla sakin kalmıştır.
We’ve come so far in the last 54 years, but one thing hasn’t changed: Our home looks gorgeous from space! The left view is from the Apollo 17 crew in 1972 and the right was captured yesterday by the Artemis II crew.