En güçsüzünün, en güçlüye yeri geldiğinde ‘yanlış yapıyorsun!’ diyebildiği ve yurttaşların desteğini alabildiği toplumdur cumhuriyet.
Cumhuriyetin özü erdemse, bu erdemi taşıyanlar, onu elbette ki yaşatacaktır da.
Bugün lokantada yediğimiz tavuğun (Çin) yanında servis edilen patatesin (Andlar) ve mısırın (Meksika) üzerine serptiğimiz karabiberin (Hindistan) ve en sonunda içtiğimiz kahvenin (Etiyopya) üzerine düşünmüyoruz. Hepsi dünyanın ayrı bir bölgesinde evcilleştirilip dünyaya yayıldı.
Bizler birbirimizden uzaklaştıkça doğa farklı şekillerde bu bağı kuruyor. Gerçek şu ki 2020 ağlaklığı yerine insanoğlunun hoyratlığını konuşmamız gerekiyor. Bugün yuttuğumuz tozlar kim bilir nereden kalkıp ciğerlerimizi doldurdu. Kim bilir belki de ciğerimizde bir nergiz açar?
Insanlara hayat lineer bir çizgi gibi öğretiliyor. Oysa kainatin düzeni spiraldir. İmkansizlik ve gerçeklik bir lineer çizgideki iki zıt kutup değildir. Aksine tamamlanmaya ramak kalmış bir dairenin iki ucudur. Çok az insan aradaki o boşluğu kavrayabilir.
Kriz anlarında allame-i cihan olsan vatanından uzakta ikinci sınıf vatandaş olmaktan öteye geçemiyorsun. Sistematik olarak haklarından mahrum bırakılmakla başlar ve ilk feda edilecek kişi olma hissiyle yaşarsın. Kurtarılırsan küçük düşürülmüş yardım görürsen alçalmış hissedersin.
Bir video vardı; adam, annemin öldüğünü teyzemden ikinci tabak patates kızartmasını isteyemediğimde anladım diyordu.
Yurtdışında yaşamak da öyle geliyor bana. Normalde her şey çok iyi de olsa olağanın dışına çıkınca vuruyor kafana oraya ait olmadığın.
Tek vatan..
“Veba, kent için yozlaşmanın başlangıcı oldu…. Hiç kimse öncesinde iyi olduğunu düşündüğü şeylerde sebat etme eğiliminde değildi artık, çünkü muhtemelen bunlara ulaşamadan öleceğine inanıyordu” (Thukydides, Peleponnes Savaşları).
nobel ödüllü yazarımız orhan pamuk'un hoca karakteri vasıtasıyla padişahından esnafına, halkından paşasına, sosyal ve ekonomik sınıf ayırmaksızın hemen herkese aptal dediği beyaz kale kitabını okuyorum. batının kucağına oturan herkes aynı yolu yürüyor.
Insanoğlu tarih boyunca çeşitli evrelerden geçti. Tarım devrimiyle birlikte yerleşik hayata geçiş yaptı. Bu süreçte kısmi olarak özgürlüğünden feragat eden insanoğlu birçok bitki ve hayvanı bu süreçte evcilleştirerek daha güvenli ve sürdürelebilir bir yaşam formuna adapte oldu.
Kendi içindeki devinimle katlanarak gelişen sanayileşme insanlığın serüveninde ciddi pay sahibi oldu. Devasa büyüme ve nüfus artışı pratik çözümleri ve o da dijitalleşmeyi başlattı. Dijital Devriminin bayrağı devralmak için simgesel bir olaya ihtiyacı vardı. Bu zaman o zaman mı?
Farklı coğrafyalarda farklı zaman dilimlerinde gerçekleşen bu yeni hayat kendi içindeki devinimle gelişerek devam etti. Sonra peşpeşe gelen icat ve buluşlarla Sanayi Devrimi kendi kurallarını insanoğluna dayatmaya başladı. Seri üretimle birlikte insanlık artık başka bir evredeydi
Hastanelerde ne oluyor? Girsene bir tane yoğun bakıma. Konuş acildeki doktorla. Hemşireler neler yaşıyorlar? Birisi cep telefonuna çeksin, tüm gün sosyal medyada dönsün sonra siz de yayınlayın 👏 Kuryelerin, marketçilerin, kasiyerlerin, eczacıların bir günü nasil geçiyor çeksene.
Ne habercilikmiş mübarek! Iki doktor studyoda, iki doktor evinden/hastaneden bağlaniyor. Bir tanesi Bilim Kurulu üyesi, diğerleri de alanında isim yapmış doktorlar. Oluyor orası tıp kongresi. Başka hiçbir şey yok. Gördüğüm bütün kanallar steril alanlarinda gazetecilik yapıyorlar!
Hiç öyle değilmiş gibi yaşayıp gidiyorduk ama modern dünyayı büyük savaşlar, yıkımlar, acılar ve salgın hastalıklar yoluyla şekillendiren şey eşit olamayan halklar arasindaki ilişkinin tarihiydi aslında.