@betulsenaben Birkaç gün önce "sadeliğin çoğunlukla imkanı olmayanın mecburiyeti, imkanı olan için ise vitrinene koyduğu bir lüks" diye belirttim ama pek okuyanı olmadı. Burada görünür belki.
Türkiye ne yazık ki mutsuz anneler ülkesi. Dünyanın en zor işi çocuk yetiştirmek iken, bunu birçok ekstra sorumlulukla, hatta dışarıdaki işiyle birlikte tek başına yapan nice kadın var. Çocukların çoğunun kafasındaki anne profili ‘yorgun, gergin, başı ağrıyan bir kadın’…
Oysa mutlu anne, mutlu çocuk ve mutlu hane demektir. Erkekler eşlerine karşı ortalama seviyede sorumluluk bilinci ve merhamet geliştirince bir ailenin kaderi değişebiliyor. Nesilden nesile aktarılan psikolojik sıkıntılarda bu değişmeyen düzenin rolü büyük ki…
Bir şey de ben ekleyeyim: insanların ne düşündüğünü önemsememek. Devamlı bir şeyler yapar, konfor alanında kalmaz bir de insanların ne düşündüğüyle ilgilenmezseniz; bir sürü kapının size açıldığını görürsünüz. (Ne yapıyor olursanız olun)
Maşallah. Sevdiğim takip ettiğim hocalarımın başta Rahman hoca olmak üzere savunmamda olmasını istiyorum. Bu fotoğraf içimde çok hoş bir hisse dokundu. Rabbim selamet versin
çok gösterilen şeylerin o kadar da güzel olmadığına, güzel olsa bile zamanla içinin boşaldığına inanıyorum. böylesine gözler önünde yaşanan bir hayatın, mahrem alanı zedeleyip özel çizgiyi incelttiğini; bunun da yaşananların manasını silikleştirdiğini düşünüyorum. halis yaşantılar ve güzel hatıralar, fikrimce biraz örtülü kalmalı.
insan elbette güzel anlarına birilerini şahit tutmak istiyor. fakat bir noktadan sonra nefis, “birileri görsün, duysun, bilsin” putunun kölesi olmaya çağırıyor insanı. işte o çizgiyi muhafaza etmek de maalesef kolay olmuyor.
bu yüzden güzellikleri yaşarken yalnızca o ana ortak olan insanlarla paylaşmanın verdiği hazzı keşfetmeli; hayatı başkalarının nazarına sunmak için değil, kendi ruhumuzu hakiki anlamda doyurmak için yaşamayı öğrenmeliyiz. belki de asıl ehilleşme tam olarak burada başlıyor.
bana nar alırsan akşama ayıklanmış nar yersin cümlesini çok seviyorum, sen bana nar alacak kadar beni düşünürsen ben bu düşüncenin devamında seni daha çok düşünür ve senin benim için aldığın narı senin için ayıklarım demek nereden baksak çok güzel
Anlaşılmak, sevilmekten daha lüks bir duygu. Hele böyle bir zaman diliminde oldukça ehemmiyetli bir his. Hasbelkader sevebiliriz belki de seviliriz fakat anlaşılır mıyız bu gerçekten de meçhul.
Henüz yeni tanıştığımız birinden mükemmel incelikler beklemek yerine 'ben bunu istiyorum' dediğimde egomun incinmediği ve isteğimin karşılanacağı bir ilişki 🫱🏻🫲🏼
konudan bağımsız bir sey söyleyeceğim. erkege cicek alsın diye baskı yaptığınız ya da bir seyleri caktirmaniz gereken iliskide sevilmiyorsunuzdur. cunku erkekler gercekten sevdıgı zaman karsisindaki mutlu olsun diye her seyi yapmak icinden geliyor. mesela bu abi kiraz mevzusu++
tesettüre girmeden önce bazıları sonra açılırsan şimdi kapanma diyordu kurs hocama sorduğumda beyza olabilir belki ama iki gün mü tesettürlü oldun onun sevabını âhirette göreceksin şeytan seni kandırmasın demişti hamdolsun iki haftaya 14 seneyi devireceğiz umut aşısı olsun 🤍
Kuş olsaydım göğünde uçuşan
Yanında yamacında dolansaydım
Sinene konsaydım, dinlenseydim
Savrulmadan bu yalanın içinde
Oyalanmaksızın yaşasaydım
yüsra, 5.7.26
Kuş olsaydım göğünde uçuşan
Yanında yamacında dolansaydım
Sinene konsaydım, dinlenseydim
Savrulmadan bu yalanın içinde
Oyalanmaksızın yaşasaydım
yüsra, 5.7.26
Kokusu var gecenin
Huzurlu bir rüzgar bir esenlik
Derinlerde bir ötüşme, ormandan
Ve bir yavru ağlıyor annesine
İşitiyorum ve anımsıyorum
Kokusunu yalnızlığın
yüsra, 3.7.26
"Bunun sebebi şudur: İnsan nefsi, kendisine boyun eğdiği kimsenin üstün ve mükemmel olduğuna inanır. Bu ya gerçekten onu üstün gördüğü içindir ya da mağlubiyetinin tabiî bir üstünlükten değil, galibin kemalinden kaynaklandığını zannettiği içindir."
İbn Haldun şöyle der: "Mağlup olan toplumlar, galip olan toplumların
- Kıyafet,
- Yaşayış tarzı,
- İnanç,
- Örf ve âdetlerinde
- Ve bütün diğer hâllerinde taklit etmeye daima meyillidir.
Bunun sebebi şudur: İnsan nefsi, kendisine boyun eğdiği kimsenin üstün ve mükemmel olduğuna inanır. Bu ya gerçekten onu üstün gördüğü içindir ya da mağlubiyetinin tabiî bir üstünlükten değil, galibin kemalinden kaynaklandığını zannettiği içindir.
Bu kanaat yerleşince, galibin bütün davranışlarını benimser ve ona benzemeye çalışır. İşte taklit budur.
Hatta bazen galibin üstünlüğünün güç ve asabiyetten değil, sadece âdet ve yaşayış tarzından kaynaklandığını sanır; bu yüzden de onu bu konularda da taklit eder.
Bu sebeple mağlup olanların; elbiselerinde, bineklerinde, silahlarında, bunları kullanış şekillerinde ve hatta hayatlarının diğer bütün yönlerinde galibe benzemeye çalıştığını görürsün.
Çocukların babalarını sürekli taklit etmeleri de böyledir. Çünkü onlar babalarının mükemmel olduğuna inanırlar.
Her memlekette halkın çoğunluğunun, kendilerine hâkim olan devletin askerî kıyafetini ve yaşayış tarzını benimsemeleri de bundandır. Çünkü galip olan onlardır.
Hatta bir ümmet, komşu bir ümmetin hâkimiyeti altına girerse, onlara benzemesi ve onları taklit etmesi büyük ölçüde yaygınlaşır.
Nitekim bu devirde Endülüs'te Hristiyan komşularıyla yaşanan durum böyledir. Müslümanların birçoğunun onların kıyafetlerini, alametlerini, âdetlerini ve yaşayışlarını, hatta evlerini ve binalarını bile onlara benzetmeye çalıştıklarını görürsün. Basiret sahibi kimse bunda istilânın (İşgal) belirtilerini fark eder.
||el-Mukaddime||
"Türkiye politik olarak bağımsız olsa da özellikle elit sınıflar zihniyeti düzeyinde bir sömürge ülkesi kültürünü yaşıyor. Kendi şıklığını yaratamamış, kendi kıyafet kodlarını üretememiş, kapıdan kovulsa bacadan girmek istercesine batı hayranı..."