Bir Gün Daha Bekleme, TKP’ye Katıl!
Değerli yurttaşlar, emeğiyle geçinen kardeşlerimiz;
Hayatın karmaşası içinde çoğu zaman yorgunluk, kaygı ve umutsuzlukla savruluyor, durup düşünmeyi ihmal ediyoruz. Oysa sormamız gerek: Bu düzen kimin için işliyor, kimin sırtında yükseliyor? Biz bu hikâyenin neresindeyiz?
Düşündünüz mü? İktidarlar ve sermaye sahipleri, milyonlarca asgari ücretliye neden daha iyi bir yaşam sunsun? Çarklar tıkır tıkır işlerken, kârlarına kâr katarlarken hayat pahalılığını niye dert etsinler? Başımızdaki azınlık neden yıllarca emeğiyle yaşamış, bugün en düşük emekli aylığıyla geçinmeye çalışan yurttaşların derdiyle ilgilensin? Gençlerin işsizliği, umutsuzluğu kimin umurunda? İşsizlik yaygınken çalışanları daha kötü şartlara razı etmek kolay değil mi? Kadınların aynı işte daha az ücret alması umurlarında mı? “Beğenmiyorlarsa gitsinler” demek onlar için yeterli değil mi?
İşçiler, çiftçiler, öğrenciler, esnaf… Bütün ülke sabahın köründen gecenin yarısına kadar çalışıyor, üretiyor. Ama en zengin %10, zenginliğin %70’ine el koyuyor. Geri kalan için insanlar birbirine düşüyor. Söyleyin, niye son versinler bu kardeş kavgasına?
Şirketler büyürken, faizciler kazanırken; vitrindeki siyasetçiler zenginlere hizmet etmeyi sürdürüyor. Yoksullaşan emekçiler kimsenin umurunda değil.
Ayağa kalkana dek de kimsenin umrunda olmayacak!
Yalanlara, kirli propagandaya, demagojiye kulak asma. Tehditlere, göz boyamalara boyun eğme.
Emeğiyle yaşayanların mutlu, huzurlu ve güvende olmaya hakkı var. Bunun için birlikte mücadele edecekleri bir Parti de var.
Doğruyu savunuyorsa, emekçinin yanında duruyorsa, mücadeleden kaçmıyorsa; TKP’ye katılmak, komünist olmak gerek!
Aynı soruları soruyorsan, “Bu düzen değişmeli” diyorsan; Bir gün daha bekleme. Türkiye Komünist Partisi gönüllülerine katıl. Ülkemizi hak ettiği geleceğe birlikte taşıyalım.
Yeni Osmanlıcı hayaller ve emperyalizmin bölgesel planları doğrultusunda ülkemizi her an savaşa sürükleyebilecek Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Meclis’te aklanmasına izin vermeyeceğiz. İktidarın ülkemize biçtiği bu kaderin karşısına dikilmek, ABD ve İsrail’in çıkarları için halkımızın kanının dökülmesine engel olmak ve geleceğimize sahip çıkmak için tüm Ankara halkını birlikte sesimizi yükseltmeye çağırıyoruz.
🗓 21 Ekim Çarşamba
🕣 19.30
📍 Sakarya Meydanı
"Fon Vurgunu ve Emekçiler: Bu Düzenden Nasıl Kurtulacağız?" başlıklı buluşmamıza tüm emekçileri, fon mağdurlarını ve düzene karşı ses çıkarmak isteyen yurttaşlarımızı davet ediyoruz.
Tarih: 8 Ekim Perşembe
Saat: 19.30
Yer: Nazım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM)
Çözüm sürecinin Alevilerle ilişkisi tartışılıyor. Tartışılması normal. Çözüm sürecine meşruiyet sağlamak için gündeme getirilen tarihsel referansların Alevi yurttaşlarımızı rahatsız etmemesi mümkün değil.
Çözüm sürecinin Alevilerle ilişkisi tartışılıyor. Tartışılması normal. Çözüm sürecine meşruiyet sağlamak için gündeme getirilen tarihsel referansların Alevi yurttaşlarımızı rahatsız etmemesi mümkün değil.
Peki neden süreç bu kadar tarihsel referansa ihtiyaç duyuyor
Cumhuriyet ile derdi olan bir masa var karşımızda. Ama bir yandan da “biz”i kanıtlamak zorundalar. Masada “Türk”ün ve “Kürt”ün oturduğu iddiasından hareket ederek…
“Kavga ettik, bizi kavgaya sürüklediler ama aslında öteki yok, biz varız” demek için, tarihsel figürler, olaylar yardıma çağrılıyor. Hatırlayalım, ilk başta Çanakkale Savaşı’na gönderme yapılırdı, “hep birlikte savaştık” diye. Gerisi geldi, Malazgirt filan derken Yavuz Sultan Selim’e ulaştık.
Cumhuriyet’in “kapanması gereken bir parantez” olduğunu göstermek için daha eskilere gitmenin kaçınılmaz sonucudur bu. Konu sadece Alevilik değildir. Tarihsel ilerleme diye bir olgu vardır ve daha yeniyi daha eski ile zaten asla düzeltemezsin.
Öte yandan konu bayağı güncel bir boyuta da sahip. Gazze merkezli Hamas’ın yediği darbe sonrasında bölgedeki ABD ittifak sistemi kendisini mezhepsel olarak ifade edebiliyor. İran merkezli “direniş ekseni”nin karşısında bir Sunni blok şekillendi. Çözüm sürecinin bölgesel gelişmelerle bağı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla dönüp dolaşıp “biz”i oluşturmak için Sunni referansları bulup çıkarmanın güncel bir karşılığı da var: İran’ın kuşatılması.
Bütün bunların karşısına “bu sefer de bizi dışarıda bırakıyorsunuz”a varacak kimlikçi itirazlardan uzak durmak gerekir. Bugünkü sürecin sorunu bazı kimlikleri dışarıda bırakması ya da onlara karşı olması değildir. Sürecin hedefleri vardır, bu hedefler sorunludur, sorunlu hedeflere yönelen bir sürecin yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır.
Yani, yeni süreçle ilgili tartışmaların Alevilik meselesine sıkıştırılmamasında yarar var. Kuşkusuz konuyla ilgili ısrarlı ve provokatif tutum, güçlü bir tepkiyi hak ediyor. Ancak bu tepkiler daha bütünlüklü bir çerçeveye yerleşmeli.
Bugünkü çözüm süreci, kim ne dersen desin, bir Türkiye tasarımı ile ilişkilidir. Bu tasarımın sınıfsal ve ideolojik karakteri ile bağlandığı uluslararası dinamikler veri alınmadan yürütülecek bir tartışmanın hiçbir anlamı yok.
Türkiye’de etnik kimlikler üzerinden bir “biz”in ya da “birlik”in yaratılamayacağını defalarca vurguladık. Bu türden “birlik”ler her zaman yeni “öteki”ler yaratır, yaratmak zorundadır.
Öte yandan evet, bir “biz” yaratabiliriz. Bugün yurttaş kavramının içine dahi sokamayacağımız, para neredeyse oralı olan, sömürücü-asalak-hırsız çok küçük bir azınlığı dışarıda tutarak oluşturulacak bir “biz”, yani sınıfsal temellerde oluşacak bir “biz”, en kapsayıcı ve en az sorunlu “birlik” inşasını sağlayacaktır. Sanıldığının tersine etnik, kültürel zenginliklerimizi koruyup geliştirecek olan da böylesi bir “birlik”tir.
Ama işe etnik ve mezhepsel kimliklerle başlayınca, sorunlar derinleşmektedir. Buradan “biz” filan çıkmaz, çıkmayacak.
Bugünkü süreç Yeni-Osmanlıcıdır. Ademi-merkeziyetçi bir demokrasi deniyor. Bunun sermayeye ve tarikatlara mutlak özgürlük anlamına geldiğini 20 yıldır anlatıyoruz. Sınır geçişkenliklerinin artmasının “demokrasi” değil, kuralsızlık anlamına geleceğini ısrarla vurguluyoruz. Şu artık anlaşılmalıdır: “Yerel demokrasi” diye kodlanan şey sermaye diktatörlüğünün en sert ve acımasız biçimlerinden biridir.
Bunlar tartışılmalıdır. Bunlar tartışıldığında “biz” diye yaratılmak istenen şeyin Kürt, Arap ya da Türk çoğunluğun çıkarlarını da kapsamadığı görülecektir. Yani dışarıda kalan sadece Aleviler değildir.
Bu tartışmanın sol içi bir tartışma olarak ele alınmaya kalkılması ise tam anlamıyla abestir. Öcalan’ın bir yandan bu sürece dönük itirazları gidermek diğer yandan masadan çıkacak Türkiye tasarımında “kurucu fikir babası” olmak için yaptığı konuşmaları “şurası iyi” “şurası sorunlu” türünden bir sol içi eleştiriye tabi tutmak ancak sürecin ne anlama geldiğini kavramayan ya da kavramak istemeyenlerin işi olabilir.
İmamoğlu ile başlayan ve birçok belediye ile devam eden operasyonlar, yolsuzluk vardır-yoktur tartışmasından bağımsız bir biçimde, “seçme ve seçilme hakkına müdahale” anlamına geldiği için güçlü bir itirazı hak ediyor.
İmamoğlu ile başlayan ve birçok belediye ile devam eden operasyonlar, yolsuzluk vardır-yoktur tartışmasından bağımsız bir biçimde, “seçme ve seçilme hakkına müdahale” anlamına geldiği için güçlü bir itirazı hak ediyor.
Şimdi gündemde tarikatlar var. İktidarın motivasyonu aynı olabilir. Ancak eğer AKP’yi iktidara taşıyan ve orada tutan dinamikleri doğru kavrıyorsanız ve azıcık da olsa Cumhuriyet değerlerini önemsiyorsanız, bir kısım tarikata, evet hadi adını koyalım, bir kısım “muhalif tarikata” dönük operasyonlara aynı mantıkla itiraz edemezsiniz.
Tarikatları haber kovalayan gazeteciyle, siyasi partilerle aynı düzleme yerleştirip, “papazı vermeyecektik” türünden öyküler anlatamayız.
Tarikatların topyekun sorgulanması yerine “zaten varlar bari muhalif olanlar ayakta kalsın” yaklaşımının tercih edilmesi, bir kısım muhalif çevrenin neden zamanında ve belki şimdilerde Fethullahçılara umut bağladığını da açıklıyor.
“Sizin tarikat gerçeğini ortadan kaldıracak gücünüz yok, o zaman onlardan iyisini tercih edeceksiniz” türünden yorumlar yapılmakta. AKP iktidarı ile bu şekilde mücadele edebileceklerine düşünenler var demek ki!
Şu anda “iyi tarikat, kötü tarikat” ayrımından en fazla AKP yararlanır, bunun farkındalar mı acaba!
Holdinglerin sömürü çarkından çıkan pis kokular etrafa saçıldığında ya da iktidar bir sermaye grubuna müdahale ettiğinde, “koşun bizimkilere çökecekler” diye çığlık atmak yerine bütün stratejik sektörlerde devletleştirmeyi savunmak nasıl zorunluluksa, tarikatlar bir nedenle gündeme geldiğinde benzer bir talep ileri sürülmesi de zorunluluktur.
Ha “hayal dünyası”nda geziniyoruz değil mi!
Memleketi iliklerine kadar yağmalayan holdinglerin arasından dost, elbirliği ile laikliği yiyip bitirip iktidar ve rant alanlarını kendi aralarında paylaşan tarikat ve cemaatlerden kurtarıcı aramak ise gerçekçi politika!
Bizim hayallerimiz, böylesi bir gerçekçilikten daha akılcıdır, kusura bakmayın.
Aylardır mücadele eden maden işçileri kararlı, alınlarından akan her bir damlanın hakkı söke söke alınacak!
Yıldızlar SSS Holding tarafından maaşları, kıdem tazminatları ve çeşitli alacakları gasp edilen Doruk maden işçileri, 14 gündür Ankara'da verdikleri mücadelenin sonunda bugün açlık grevine başladı.
Diğer yandan Elazığ Eti Gümüş madencileri de yine aynı şirket tarafından gasp edilen hakları için Doruk Maden işçileriyle birlikte bugün Ankara'ya geldi ve 100'ü aşkın işçi Enerji Bakanlığı önünde gözaltına alındı.
Aylardır bu kepazeliği izleyen yetkililerin görmezden geldiği, hak aramayı suç ilan ettiği sürecin sonunda, Ankara Valiliği hiçbir dayanağı olmadan ve herhangi bir kanaldan ilan etmeden Yıldızlar SSS Holding ile ilgili eylem yapmayı 15 gün yasaklama kararı aldı.
Açıkça ilan ediyoruz, Ankara'da ya da bu ülkenin herhangi bir noktasında işçilerin onurlu mücadelesini engellemeye kimsenin gücü yetmez. Temas ettiği herkes tarafından hırsızlığı tescillenmiş, işçilerin emeği üzerinden sermayesini semirmiş bir holdingi koruyanların da, bu işçi düşmanı-emek hırsızı holdinglerin de ensesinde olacağız.
İlk günden bu yana mücadele eden maden emekçilerinin yanındaydık, tüm hakları alınana kadar yanlarında olmaya devam edeceğiz.
Bu kadarı yetmez. Bir avuç asalağın çöreklendiği tüm madenlerimiz devletleştirilene kadar Türkiye Komünist Partisi mücadele etmeye devam edecek.
“NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur” demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor.
Bunu kabul etmeyeceğimizi de söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.
Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, “artık eski Türkiye yok” diye övünmekteydi. Şimdi yine “artık eski Türkiye yok” diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.
Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz.
NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen “kolektif işbirlikçilik” yaftasını yırtıp atmıştır.
TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda “NATO’ya karşı durmak bir görevdir” diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.
Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.
Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.
Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz.
NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın.
Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın emekçilerin yeni bir düzen, eşit ve aydınlık bir gelecek için birliği ve mücadelesi!
🔴TKP ile 1 Mayıs'a:
Adana | İller Bankası Kavşağı, 12.30
Ankara | Anıtpark, 15.00
İstanbul | Kartal Meydanı, 15.00
İzmir | Bostanlı Demokrasi Meydanı, 15.00
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta, Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere dört ayrı merkezde miting düzenliyor.
1 Mayıs mitingleri işçi sınıfının kapitalist sömürüye ve emperyalist barbarlığa karşı devrimci ve cumhuriyetçi meydan okuyuşunu temsil edecek.
1 Mayıs'ta emekçiler sosyalizm ve cumhuriyet için toplanacak.
İstanbul Kartal Meydanı- Saat 15.00
Ankara Anıtpark- Saat 15.00
İzmir Karşıyaka Demokrasi Meydanı- Saat 15.00
Adana İller Bankası Kavşağı- Saat 12:30
TKP 1 Mayıs için çağırıyor
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, dört ayrı merkezde miting düzenlemeye karar vermiştir. İşçi sınıfının kapitalist sömürü ve emperyalist barbarlık karşısında devrimci ve cumhuriyetçi bir meydan okuyuşun öncü gücü haline gelmesi bugünün ertelenemez temel görevidir.
1 Mayıs emekçi halkın bu görev doğrultusunda irade gösterdiği, enerji ve umut çoğalttığı, örgütlendiği bir gün olmadığı sürece anlamsızlaşmaya mahkumdur.
Ne yazık ki, Türkiye’de 1 Mayıslar anlamsızlaşma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Sendika konfederasyonlarının uzun yıllar boyunca 1 Mayısların kutlanması için gösterdiği çabayı yok saymak, hükümetlerin baskısı karşısında gösterdikleri kararlılığa karşı haksızlık yapmak niyetinde değiliz. Ancak bu emek ve mücadeleye gölge düşüren tutum ve davranışlar da yıllar içinde ne yazık ki kalıcılaştı ve 1 Mayıslarda belirleyici olması gereken işçi sınıfının bağımsız ideolojik ve siyasal kimliği iyice silikleşti.
Konfederasyon ya da bağlı sendika yönetimlerinin siyasal tercihlerine kimse karışamaz. Ancak birleşik ve kapsayıcı bir 1 Mayıs düzenlemek doğrultusunda irade ortaya koyanların 1 Mayıs’ın evrensel ilkelerine uygun bir içerik hazırlamaları ve katılımcı örgütlere eşit mesafede durmaları gerekmektedir. Bütün çağrılarımıza, açıklamalarımıza, görüşmelerimize rağmen 1 Mayıslarda CHP ve bazen de DEM’li siyasetçilere konuşmacı olarak yer açılması, bazı kentlerde miting düzenleyicilerinin CHP seçim otobüslerini kürsü ve propaganda aracı olarak kullanması basit bir özensizliğin ürünü değil, Türkiye’de sendikal hareketin içine düştüğü durumla ilgilidir. Türkiye Komünist Partisi’nin CHP’nin 1 Mayıslara katılımından rahatsızlık duymadığı herhalde açık olmalıdır. Tersine, partimiz CHP’nin 1 Mayıslara daha büyük bir kitle ile katılmasını arzu etmektedir. Ancak TKP büyük bir ciddiyet, kararlılık ve yüksek katılımla parçası olduğu işçi sınıfının mücadele gününde, hangi gerekçeyle olursa olsun, kapitalist sömürü düzeni ve emperyalizmle sorunu olmayan siyasetçileri dinlemek ya da onların sahne şovlarını izlemek zorunda değildir. 1 Mayısların düzen partilerinin işçi sınıfının çıkarlarıyla ilgisi olmayan gündemlerine bağımlı hale getirilmesinin bir diğer sonucu Taksim Meydanı ile 1 Mayıs arasındaki tarihsel ilişkinin değer yitirmesidir. Taksim, Türkiye’de 1 Mayıs’ın ilk kez kitlesel ve merkezi olarak kutlandığı alandır. Bu alanda yüz binlerce emekçi toplanmış işçi sınıfının taleplerini dile getirmiş, halaylarla, türkülerle umut tazelemiştir. Diyarbakır'dan, Çukurova’dan, Trabzon’dan, İzmir ve Ankara’dan saatlerce yolculuğu göze alarak toplanan işçilerin oluşturduğu güçlü irade bir yıl sonra burjuvazinin kalleşçe provokasyonu ile kana bulanmış ve işçiler bu katliama 1978’de daha büyük bir kararlılıkla ve birleşik bir 1 Mayıs için Taksim’e akın ederek yanıt vermiştir. Bunun ardından gelen yasaklama ve baskı dönemlerinde Taksim doğal olarak bir mücadele alanına dönüşmüştür. Partimiz yıllar boyunca Taksim’in 1 Mayıs Alanı olarak işçi sınıfına açılması için sürdürülen mücadelenin parçası olurken, birkaç kez iktidarların yasakçı tutumunun örgütlü bir iradeyle delinebileceğini göstermiştir.
Öte yandan 1 Mayıs’ın bir alan inatlaşmasına indirgenmesi, tam da iktidarların istediği bir olgudur. 1 Mayıs, işçi sınıfının enerji topladığı, çoğaldığı, kendine güven tazelediği ve toplumun diğer kesimlerinin işçi sınıfı gerçeğini bir kez daha gördüğü bir gün olmak durumundadır. Taksim gündeminin bağlamından kopması, giderek kimi popüler kişilerin “görüntü verme” işlemine dönüşmesi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma ruhunu güçlendirmemektedir. Her yıl ortaya atılan ve sonrasında hakkı verilmeyen “Taksim kararlılığı” bir noktadan sonra inandırıcılığını yitirmekte, daha da önemlisi başka alanlarda düzenlenen eylem ve etkinlikleri peşinen değersizleştirmektedir. Taksim Meydanı’nın işçi sınıfına açılması konusunda iktidar üzerinde kurulacak sistematik baskı kadar, işçi sınıfının bu talebin karşısında durulamayacak bir siyasal ve toplumsal ağırlık kazanması da önem taşımaktadır. Taksim Meydanı, 1970’lerde, İstanbul’un değil, Türkiye’nin 1 Mayıs Alanı’ydı. Bugün bu yaklaşımın terk edilmesi, “teknik” zorluklarla değil siyasal ve ideolojik gerilemeyle açıklanmalıdır. Bu anlamda, 1 Mayıslarda önceliğimiz işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden birleşik ve bağımsız bir kuvvetin vücut bulmasını sağlamak olmalıdır. Taksim’in bir daha sermaye tarafından işçi sınıfına kapatılamayacak bir biçimde yeniden kazanılması da ancak bu çabanın sonucu olarak mümkün olacaktır. Böylesi bir birlik ise, protokol açıklamalarla, “biz Taksim’deyiz, herkese çağrımızdır” diye ilan edip 1 Mayıs’a kısa bir süre kala başka bir alanı miting adresi olarak göstererek sağlanamaz. 1 Mayıslar işçi sınıfın sözünün ve eyleminin sömürücü sınıflar dışında bütün topluma umut verdiği bir gün olmalıdır. TKP’nin bütün çabası bu yöndedir. Partimizin önümüzdeki yıllarda işçi sınıfının örgütlenmesine, siyasal ve toplumsal gücüne katkı koyacak, düzen partilerinin gölgesinden kurtulmuş ve alınan kararların arkasında durulacak birleşik ve kapsayıcı 1 Mayıslar için elinden gelen katkıyı koymanın yollarını arayacağından kuşku duyulmamalıdır.
2026’da ise TKP, Türkiye’nin devrimci, yurtsever, cumhuriyetçi birikiminin ve en önemlisi işçi sınıfının öncü kesimlerinin 1 Mayıslarda boynunun bükük durmaması, tersine 1 Mayıs’ın hemen ertesinde daha büyük bir umut ve kararlılıkla mücadeleye devam etmesi için sorumluluk almaktadır. Benzer kaygı ve yaklaşımlarla hareket eden siyasi ve sendikal yapıları bu sorumluluğu paylaşmaya, dört merkezde düzenlenecek 1 Mayıslara aktif bir biçimde katılmaya çağırıyoruz.
Dünyanın en büyük terör örgütü NATO’nun kuruluş yıl dönümünde Ankara’da yürüyoruz!
Emperyalizme karşı,
“NATO’yu ülkemizden söküp atacağız!” diyen tüm emekçileri ve yurtseverleri yürüyüşümüze çağırıyoruz.
🗓 4 Nisan Cumartesi
📍 Buluşma ve yürüyüş: 18.30 – Kolej
📍 Açıklama: 19.00 – Sakarya Meydanı
TKP, bu emperyalist saldırıya karşı İran halkının yanındadır.
Bu saldırı durdurulmalı, bu haydutluk püskürtülmelidir.
İran halkı kazanacak, emperyalizm kaybedecek!
Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm
Haydut devlet ABD ve soykırımcı İsrail’in İran’a yönelik yeni saldırısı bugün başladı.
Bu saldırı sadece İran’ı değil, ülkemiz de dahil olmak üzere bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir.
Gelinen noktada ülkemizin bu saldırıların üssü olarak kullanılması akıldan bile geçirilmemelidir. Ülkemizdeki ABD üsleri bir an önce kapatılmalı, topraklarımızdan ABD ve İsrail’e verilen istihbari destek derhal sonlandırılmalıdır.
Bugün insanlık için bir test günüdür. Bu barbar saldırının karşısında ikircikli bir tutum almak, söze “ama İran” diye başlamak ABD ve İsrail saldırısına destekçilik anlamına gelmektedir.
TKP, bu emperyalist saldırıya karşı İran halkının yanındadır.
Bu saldırı durdurulmalı, bu haydutluk püskürtülmelidir.
İran halkı kazanacak, emperyalizm kaybedecek!
15 Şubat'ta yayınladığımız açıklamada vurguladığımız gibi:
“Kapitalizm iğrenç bir toplumsal sistemdir ve bütün kötülüklerin kaynağıdır."
🔴Yolları ayırma zamanı
https://t.co/2OvYoL440f
Ortaklaşa'ya;
🏙️kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 semt evlerimizden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
🗞️ @solhaberportali'nin abonelik sisteminden ulaşabilir ya da
💬sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
📌Ortaklaşa, şubat sayısında, seçimler meselesini Türkiye’deki ittifaklar, düzen partilerinin seçim stratejileri ve başkanlık sisteminin tuhaflıkları gibi güncel boyutlarıyla tartışmaya açıyor.
Yeni sayımızda seçim tartışmalarını, düzen siyasetinin sınırları ve devrimci mücadelenin olanakları üzerinden ele alıyoruz.
#Ortaklaşa'ya;
🏙️kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 semt evlerimizden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
🗞️ @solhaberportali'nin abonelik sisteminden ulaşabilir ya da
💬sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Kürt sorununda TKP'nin çözüm önerisi üzerine:
"Sosyalizmde Kürt sorunu çok kolay çözülür. Çünkü bütün kaynaklara emekçi halk el koyacak. Bu kaynaklar merkezi planlama doğrultusunda bütün toplum için kullanılacak. Kimse kimsenin diline karışmayacak.
Dil birliği sağlar: Türkçe'nin birleştiriciliği sorgulanamaz. Ama insanların ana dillerini konuşma, ana dillerinde eğitim alma hakkı da sorgulamaz.
Peki bu nasıl olacak? Biz hangi kökenden olursak olalım, bu ülkenin emekçi halkı, ilerici, yurtsever aydınlar kol kola gireriz ve bu sorunu çözeriz. Kardeşlik hukuku bu ülkede ırkçılıktan daha kuvvetlidir, bunu unutmayın!"
Aydınlık Türkiye'nin özlemini duyan yurttaşların bir araya geleceği etkinliğimize katılmak için 1 Şubat Pazar günü size en yakın otobüs kalkış noktasına giderek bizimle buluşabilirsiniz.
Etkinlik yeri ve başlangıç saati:
📍 ATO Congresium
🕒 15.00
Bize ulaş, aramıza katıl, karanlığa beraber meydan okuyalım!
İletişim: +90 501 138 24 67
Aydınlık Türkiye’nin özlemini duyanları, bu memleketin çalışkan, dürüst, adil ve yurtsever insanlarını 1 Şubat’ta karanlığa meydan okumaya davet ediyoruz.
Emperyalizm, uluslararası tekeller, holdingler, tarikatlar, milliyetçilik, mezhepçilik, sömürü, yağma, savaş, göç, yoksulluk, çürüme…
Üzerimize dalga dalga gelen bu kötülükler, bu karanlık kaderimiz değil.
Sömürü ve eşitsizliğin son bulduğu, laik, bağımsız, çağdaş, özgürlükçü, devletçi, sanayileşmiş, bir Türkiye mümkün. TKP buna inanıyor, böyle bir Türkiye’nin mücadelesini veriyor.
“Dalgaları karşılayan gemiler gibi”; yaşadığımız bu karanlık karşısında yıkılmaz bir inanç ve irade ile yolumuza devam ediyoruz.
1 Şubat 2026 Pazar saat 15:00’te Ankara Congresium’da gerçekleştireceğimiz etkinliğimizde yaşadığımız bu karanlıktan nasıl kurtulabileceğimizi konuşacacağız.
TKP’nin dün de bugün de bu inanç ve iradeyi temsil etmek için neler yaptığını ve neler yapacağını sözümüzle, sanatımızla anlatacağız.
Aydınlık Türkiye’nin özlemini duyanları, bu memleketin çalışkan, dürüst, adil ve yurtsever insanlarını 1 Şubat’ta karanlığa meydan okumaya davet ediyoruz.