Nasıl istersen öyle yaşa, fakat bil ki, bir gün mutlaka öleceksin. Kimi seversen sev ama unutma ki, bir gün ondan ayrılacaksın. Dilediğin gibi davran, lâkin şu da her zaman hatırında olsun ki, her yaptığının karşılığını mutlaka göreceksin.
Hâkim, Müstedrek, 4/360
Mesleğimde 30. yılıma yaklaşırken bu sektörde çok insan tanıdım ama senin yerin hep ayrı oldu kardeşim. Her daim mesleğine ve adamlığına kefil olabileceğim iyi bir dost, iyi bir gazeteci iyi bir insan en önemlisi ADAMsın yolun bahtın açık olsun kardeşim
Paulo Coelho’nun "Simyacı" romanında çoban Santiago, rüyasında gördüğü hazineyi bulmak için İspanya'dan Mısır Piramitleri'ne doğru yola çıkar. Çölleri aşar, dolandırılır, parasını kaybeder ve ölüm tehlikeleri atlatır.
Piramitlere ulaştığında saldırıya uğrar. Onu döven haydutlardan biri, alay ederek kendi rüyasını anlatır: Haydutun rüyasında gördüğü hazine, aslında Santiago’nun yolculuğa ilk başladığı, koyunlarıyla uyuduğu o yıkık kilisenin bahçesindedir. Santiago hazineyi bulmak için onca yolu aşıp dünyanın öbür ucuna gitmiş, ancak aradığı şeyin en başından beri yola çıktığı yerde olduğunu öğrenmiştir.
Aslında Mevlana’nın Mesnevi’sinde yer alan bir hikâyeden esinlenerek kaleme alınan bu eser, insanın anlam arayışına dair net bir yüzleşmedir. Çoğu zaman mutluluğu, başarıyı veya kendi değerimizi çok uzaklarda, bambaşka hayatlarda ararız. Oysa aradığımız o hazine genellikle tam da olduğumuz yerdedir. Ancak o hazineyi fark edebilecek ve kavrayabilecek insana dönüşmek için, o zorlu yolculuğa çıkıp yara bere içinde kalmamız gerekir. Bazen sadece başladığınız yerdeki gerçeği görebilmek için bütün dünyayı dolaşmanız gerekir.
Muhit'e, İbrahim Tenekeci'ye ve Bozkır'a teşekkür ediyorum...
Bozkır ve atlar her zaman dipdiri. Çocukluğum kadar diri ve yaklaşamacağım kadar uzak.
Atları, iyi insanları ve bozkırı küstürmeyin. Öyle ya hayat alınmaya ve küsmeye harcatılmayacak kadar kıymetli.
@muhitkitap@ibrahimtenekeci
#bozkır
TRT SPOR İngiltere- Arjantin maçı öncesi yayınında geçmiş Dünya Kupalarından iki takımın oynadığı maçları gösteriyor. Stüdyo geçmişteki oyunculardan bahsediyor. Bu arada Halit Kıvanç, İlker Yasin, Tansu Polatkan'ın seslerini duyuyoruz ne güzel. Onlar da anılmayı hakediyorlar ama işte kim yapacak!
Düşünsene, bir şiir , güzel bir şiir, mesela Amentü, mesajla Han Duvarları ya da ne bileyim bir Attila İlhan şiiri bile senden benden daha kalıcı. Tüm putlardan,heykellerden,mezar taşlarından,heveslerimizden, öfkelerimizden, ya bürokratları,siyasileri hiç saymıyorum... Bir şiir, muhteşem bir hikaye olmayınca bari şiiri hisseden olmak lazım. Üryan geldim yine üryan giderim, diyor Karacaoğlan. Ego/nefs için köpek gibi çabalayan, oyun kuran, kendini haklı saymak için her yalana başvuran ne etsin Kaşı karam gözü karam çatal karam çingenemi; onu bile şehvete vurur!
Bir de Neyzen var tabi. Her hali şiir. Koca Akif Mısır'a çekip gidince ardından bir tek Neyzen Tevfik gitmiş ya... Adamda beş kilo yürek var!
Nato, dünya kupası, günübirlik hayat ve başkanım başkanım diye köpekleşmenin tarihini yazanlara da Orhan babadan Yazıklar olsun...
Yaşar Kemal de dedi ki:
"İlk üç kitap iyiydi. Tabii dördüncüyü de çevirdim. Bunların hiçbiri benim cümlelerim değil; ben sadece çevirisini yaptım. Böyle şeyler düşünmüyorum. Hatta dördüncü kitap favorimdir; birçok kişi gibi ben de onu en çok seviyorum. İmamoğlu okuduysa, onun da sevdiğini tahmin ediyorum. Dört kitap arasında açık ara en iyisi o. Sonuçta oldukça iddialı bir çıkış yapıyor. Bu son kitap demek. Zaten hâlâ yeni kitaplar çıkıyor. Ben olsam 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm. Yazarı için de çok zor bir durum. Benim aklıma yeni bir fikir gelse, “Son kitap” dediğim bir seriye bile devam etmek isterdim. Fazla empati kurmadan değerlendirmeye çalışıyorum. Birkaç ay önce de benzer şeyler düşünmüştüm."
Bu konuşmayı aklı başında,
buluğ çağına ermiş bir kişi yapmışsa dinen hükmü nedir?
Çıksın DİYANET İŞLERİ açıklama yapsın...
Ya da bu işten anlayan hocalarımız konuşsun...
Eğer özür dilememişse, söylediklerinden feragat etmemişse, tövbe etmemişse bu kişiye sempatik yazılar yazmanın, destek mesajları atmanın, yok yanına gitmenin, yanındayız diyerek işi sulandırmanın, özgürlük çığırtkanlığı yapmanın anlamı sadece tarafgirliktir ya da düşmanımın düşmanı benim dostumdur ayaklarıdır...
Hele söyleyin bakalım: Eğer bu kişi bu konuşmayı yurtdışında yapsa ne derdik?
Peki sizin kutsallarınızla aynı tarzda konuşma yapılsa nasıl cevap verirdiniz?
Daha önce sizin kutsallarınızla ilgili bu minvalde espri yapanlara karşı gelmiş suç duyurunda bulunmuştunuz... (Ben kimsenin kutsallarıyla ilgili dalga geçilmesini alaya alınmasını hakaret edilmesini kesinlikle tasvip etmiyorum)
UNUTMAYINIZ Kİ: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 163-165)
Tevbe Suresi 65-66. AYET: "Onlara soracak olsan mutlaka, 'Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!' derler. De ki: 'Siz Allah ile, O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?'
"De ki: 'Alay edin bakalım! Allah mutlaka gizlediğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.'"
MUHTEŞEM BİR ARŞİV
Aşağıdaki adrese girerseniz güzel bir albümle karşılaşacaksınız.
Şehirlerimizin ve üzerindeki eserlerin yüzlerce yıl öncesine ait görüntülerini, azınlıkların ve yabancıların yerleşim yerlerini, aile resimlerini gösteren bir bilgi kaynağı ve bir arşiv.
Yerli yabancı bir çok kent ve eser.
Saklanıp ansiklopedi gibi yararlanılacak bir derleme.
https://t.co/HEWfA1RZ5r
Ziya Osman Saba’nın şiiri bize bunu söyler sonuçta: Hakiki teslimiyet, büyük sözlerle değil, azaltılmış isteklerle başlar. İnsan, dünyadan elini çektiği ölçüde değil; dünyaya dair taleplerini sükûta, kanaate ve duaya dönüştürdüğü ölçüde huzura yaklaşır.
Bilinir ki hakikat, tevazuun olmadığı mekânda ikamet etmez.
https://t.co/VMgLei3gmK
26 yıl eğitimcilik yapmış ilkokul ortaokul ve lise müdürlüğü ve öğretmenliğinde bulunmuş bir kardeşiniz olarak yeniden hatırlatmak da fayda görüyorum:
1-4+4+4 kesintisiz eğitim sisteminden vazgeçmeli kesintili eğitim modeline geçmeliyiz...
2-Eğitim süresi çok uzun en geç 22 yaşında üniversiteden mezun olabilecek bir sistem üzerinde çalışılmalı.
3-Okullarda dijital eğitimden kesinlikle vazgeçilmeli...Defter kalem kitapla eğitime geçilmeli...Laboratuvarlar yeniden hayat bulmalı...
4-İlkokulda kesinlikle sınav yapılmamalı...
5-Acilen LGS Sınavı daha sonra da TYT ve AYT sınavı kaldırılmalı...
6-Üniversitelerin en az yarısı kapanmalı ya da dönüştürülmeli. Meslek yüksek okullarına son verilmeli...
7-Sınıfta kalma tavizsiz uygulanmalı...
8-Disiplin suçları sicile işlenmeli son yıl düzelme varsa öğretmenler kurulu kararıyla kaldırılmalı...
9-Okumak istemeyen ya da okuyamayacak durumda olan çocuklara hemen meslek öğrenmeleri sağlanmalı...
10-Meslek Liselerini bitirenlerin işe girecekleri bir sistem üzerinde çalışılmalı...
11-Okullara tuşlu telefonla gelinebilmeli ve telefonlar girişte toplanmalı çıkışta verilmeli...
12-Güzel sanatlar ve spor liseleri arttırılmalı...
13-Sadece akademik başarı değil duygusal sosyal sportif kültürel sanatsal başarılar da en az akademik başarı kadar önemsenmeli...
14-Anaokullarında televizyon tablet ekran gösterilmeden çalışma yapılmalı...
15-0-6 yaş sıfır ekran olmalı çocuğu anne yetiştirmeli...
16-18 yaşından önce sosyal medya açılmamalı...
17-Veli toplantılarına anne ve baba katılması zorunlu olmalı...
18-Sabah okul, akşam etüt geç saatlere kadar sosyal hayattan koparan eğitim anlayışı acilen terk edilmeli...
19-Mezuniyet törenlerine sadece üniversite bitiminde izin verilmeli..
20-Ders kitaplarından sanki Yaratıcı yokmuş doğa kendi kendini var etmiş gibi geçen kelime cümle kavram resim şekil grafik ne varsa ayıklanmalı...Yüce Allah ve Hz. Peygamberimiz (sav) en geç anaokullarından başlayarak öğretilmeli...
Kurbanlıklara su verirken yanımıza gelip mahcubiyetle “Bana verebileceğiniz bir iş var mı? diye sordu.
Arkadaşım, “10 kilometre ötede 9 torbamız var, kaça getirirsin” diye sorunca, 6 TL istedi.
Bisikletle de olsa 10 kilometre toprak yolu gitmek ve 200 kilo yükü taşımak kolay değildi. Bu, güçlü bir hikâyenin işaretiydi.
Abbat 55 yaşında. Eskiden bisiklet parçaları satarmış. Fakat ülkeyi vuran o açlık döneminde her şeyini kaybetmiş.
Burada kuraklık gelince insanlar hayatta kalmak için ellerindeki her şeyi yok pahasına beyaz adama satarlar.
Abbat da öyle yapmış. Çocukları aç kalmasın diye dükkanını, sermayesini satmış.
Geriye bir tek eski bisikleti kalmış. Şimdilerde onunla köy köy dolaşıp iş arıyor.
“Bisikletin geçinmene yetmiyor mu?” diye sordum.
“Yalnız olsam yeter ama oğlumun okulu 2 saat uzaklıkta. Sabah o kullanıyor, öğleden sonra bana kalıyor. Bir iş bulduğum zaman yürüyerek giderim ama iş ararken saatlerce yürümek insanı bitiriyor.”
Gözüm, gövdesi birkaç yerinden kaynaklanmış, kırık dökük bisikletine takıldı.
Sorunca “Ağır eşya taşıdığım için.” dedi.
Seni en çok zorlayan şey ne?
“İnsanlar benim yaşımdaki birinin kapı kapı gezip günlük iş aramasını yadırgıyor.
Çünkü böyle işleri gençler yapar. Sadece bir kap yemek uğruna bu yaşta çalışmak onları da üzüyor. En çok onların bu bakışları zorluyor beni. Oysa bir zamanlar durumum iyiydi.”
Arkadaşım araya girdi, “Onu hatırlıyorum. Ben çocukken bisiklet parçaları satardı. Neşeli, komik bir adamdı.” dedi.
Karşımda duran adama baktım. O eski günlerin neşesinden en ufak bir iz kalmamıştı. Bir iş bulabilirse günlük kazancı en fazla 25 TL oluyordu ama o işi de haftada bir buluyordu.
“Yeniden başlasan ne iş yapabilirsin?” diye sordum.
“Bildiğim işi yaparım. Bisiklet parçaları satarım.” dedi.
Bunun mümkün olabileceğini söyleyince sevinçten titremeye başladı. Ama bir şartım var, gelip seni kontrol edeceğim.
Heyecanla “Yol üstüne açın, istediğiniz zaman kontrol edin.” dedi. Kendisiyle sözleştik, bayramdan sonra dükkanını kiralayacağız.
Biz oradan ayrılırken Abbat 10 kilometre ötedeki malzemeleri getirmek üzere bisikletinin pedalını çevriyordu.
Cebinde 6 TL’den çok fazlası vardı ama onu asıl mutlu eden şey eski mutlu günlerin yeniden gelme ihtimaliydi.