Eğitim Gücü Sen'i kurarken ben de tıpkı Oğuz Özat gibi bir sendika üyesiydim. İnandığımız ilkeler uğruna, mevcut düzendeki sıkıntılara karşı bir hayal kurduk ve yola çıktık. Fakat bugün, kuruluşundan bu yana büyük emek verdiğim sendikanın, kuruluş felsefesinden uzaklaşıp kendinden olmayan herkesi "hain" ilan eden bir yapıya dönüştüğünü gördüğüm için istifa ettim.
Dün başka sendikalardan istifa edip bu yapıyı kurduğumuzda "kahraman" olan bizler, bugün ayrıldığımız için akıl almaz iftiralara maruz kalıyoruz. Sendika vatan değildir. Sendika din, meshep değildir. İstifa da edilir yeni bir sendikaya da geçilir; bundan dolayı da kendilerinin de birçoğu başka sendikadan istafa edip gelenlen Eğitim Gücü Sen'deki anlayışın iddia ettiği gibi PKK'lı, fetöcü, kripto hainler olmazsınız.
Makam derdiyle hareket ettiğimi iddia ederler unutmasın ki: Ben bu sendikada Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıydım. Sendikayı makamlar değil, teşkilat büyütmüştür. Eğer derdim koltuk sevdası olsaydı; sürecin başında Oğuz Özat'a her türlü hakareti ve küfürü edip bugün onun en büyük savunucusu olanlardan birkaçını (Kırşehir, Diyarbakır vb. ki herkes onları çok iyi biliyor.) görevden alır, rahatça yerimde otururdum. Eğer, derdim Genel Başkanlık olsaydı kuruluşundan beri var olduğum yapıda bizi hain ilan edenler gibi susar zamanı geldiğinde genel başkanlık için kırk takla atardım.
İftira ve yalan çukuruna dönen, inancımı yitirdiğim bir yapıdan ayrılmak utanılacak bir şey değil; benim için taşıyacağım en büyük gururdur.
OĞUZ ÖZAT, HADİ SEN DE CANIM 😄
Daha düne kadar bordo paylaşımlar yapıp artistlik taslayarak “Maaşım 97 bin TL” diye şov yapıyordun.
Şimdi diyorsun ki:
“Benim talebimle huzur hakkı 50 bin TL’den 10 bin TL’ye düşürüldü.”
Yani sen daha düne kadar:
• 50 bin TL huzur hakkı
• 24 bin TL ek ders
• 97 bin TL maaş
Toplamda yaklaşık 171 bin TL sendikadan gelir elde ediyordun.
Sonra da çıkıp millete “90 bin TL maaş alıyorum, hodri meydan” diyordun.
Yani neredeyse kaymakamdan daha yüksek gelir elde ediyorsun.
Cin olmadan adam çarpmaya çalışıyorsun.
Bir de bunun; sendika üzerinden yiyip içtiklerin, gezdiklerin, konaklamaların hariç kısmı var.
Şimdi huzur hakkını kendi talebiyle 10 bine düşürmüş…
Gerçeklerin ortaya çıkmasından korktum diyemiyor da “Kendi talebimle düşürdüm” diyor. ( İç çatışmalar başlayınca hemen huzur hakkını düşürmüş beyefendi )
Şu an bile maaşın yaklaşık 131 bin TL.
Peki madem öyle, 2021’de sendika kurulduğu günden bugüne kadar; ay ay maaşını, ek dersini, huzur hakkını açıklasana da görelim.
Bir de kira yardımından hiç bahsetmedin.
Değerli dostlar, değerli eğitim çalışanları;
Bu sendikaları görün, iyi tanıyın.
Bugün 58 sendikanın neredeyse büyük bölümü aynı anlayışla hareket ediyor.
@oguzozat@egitimgucusen
Kendi cümlenizle başlayayım "sinek küçüktür ama mide bulandırırmış.". İfadede karşılığını bulan sizsiniz sanki. İnsan kendini ancak bı kadar güzel anlatır. Yine yalanlar, yine asılsız iddialar ortaya atılmış. Belgenin aslı burada. Öyle kurumları arayıp rahatsız etmenize gerek de yok, fırıldak çevirmenize gerek de yok. Buyrun.
Parti, sendika, kulüp din değildir; inançlarınıza ve değerlerinize uygun olmayan her yapıdan ayrılabilirsiniz. Bu yapılarla katolik nikahı kıymıyoruz. Bugünün parti ve sendika liderlerinin çoğu, başka bir yapıdan istifa ederek kendi yollarını çizmiş ve yeni oluşumlar kurmuştur."
Sorarlar adama!
1. 42 kişi diye küçümsediğin sayı senin üst kurul delegen. Oransal olarak %26’ya denk geliyor. Bunlar seni seçime götürme yeterliliğine bile sahipken bu kadar delegen neden istifa etti?
2. Sana istifa lazımsa Bursa teşkilatı komple istifa etti. Burada yeniden teşkilatlanıp büyü bakalım da görelim. Dün Bursa’da grup kurmuşsun. Grupta sana “faşo ağa” diyen Ramazan ile Resul için onurunu bile satmış Zafer var. Bunlar sen git diye akil adamlar WhatsApp grubu bile kurmuştu. Kendi illerinde 100 üye yapamamış adamlarla mı Bursa’yı yöneteceksin?
3. Beni bir çiçek üzerinden dolandırıcı ilan etmişsin. 2019 yılında Bursa’da bile değilim ama Bursa’da çiçek alıp faturasını kullandığımı iddia ediyorsun. Sorarlar adama; 2019’da sendika bile yokken senin vergi kimlik numaran nasıl vardı? Ayrıca 2019 yılında bir çiçek nasıl 1.500 TL olabilir? Aynı çiçekçiden aynı ayda iki çiçek alınmış, birine sehven 2019 yazılmış. Bu kadar bariz belli olan bir fatura için bile yarattığınız algı oyunu ve zeka seviyeniz beni şaşırtıyor. Ama onu da geçelim, ben dolandırıcı olayım da sizin Trabzon’da otelde konaklama yapıp; konaklama ücreti 19 bin TL, alkol ücreti 22 bin TL olan faturanın Alkol parasını cebinden mi ödedin, sendika mı ödedi?
4. Burada her ay şov yapıyordun; “97 bin TL maaşım var, bir de 10 bin TL huzur hakkı alıyorum” diye. Ama öğrendik ki bu maaşa ek olarak tam ek ders, yaklaşık 70 bin TL huzur hakkı, bir de ev kiran ve giderlerin için genel başkan yardımcıları aldıkları huzur hakkının içinden bir kısmını elden sana ödüyormuş. Her ay 6 kişinin 14 bin TL elden ödediği yaklaşık 84 bin TL neye harcandı?
5. Faturalandırılamayan harcamalar için mali işlerden sorumlu genel başkan yardımcın; “Yemek ye, faturasını koy. Yakıt al, faturasını koy. Başka bir yerden fatura koy.” diye akıllar verirken, şubelere denetleme gönderip temsilcilik dönemlerine ait harcamaları bile incelemeye aldınız. Peki bizler temsilci iken usulsüzlükler yaptıysak aynı denetlemeci neden sizleri denetlerken bu faturaları tespit edemedi? 12 Ocak’ta mali olarak neden ibra edildiniz? Temsilciliklerin tüm harcama sorumlusu sizlersiniz. Kendinizi de savcılığa verecek misiniz?
Adana'da yaptığı çalışmalarla taraflı, tarafsız herkesin takdir ettiği Eğitim Gücü Adana Kurucu Şube Başkanı Fırat kardeşimin de istifa edenler arasında ismini görünce bu paylaşımı yapmak istedim.
Diğer arkadaşları tanımam ama Fırat kardeşimin emeklerine adına üzüldüm.
Yazık yaşadıklarını okuyunca Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmıyor tabiri caizse.
#öğretmen
#memur
İstifa sebebimizin nedenlerinden biri olan üslup konusunda Oğuz Bey insaflı davranmış. Oysa istifa eden üyler için kullandığı "kusmuk, safra, şerefsizler, PKK ve Fötücü..." yakıştırmaları ve günlük hayatta çok sık kullandığı ifadelere göre "çöp" yakıştırması hiç yakışmamış kendisine.
#İstifaEdiyoruz
EĞİTİM GÜCÜ SEN’DE DEPREM: Baskı, Hakaret ve Zorbalığa Karşı Toplu İstifa!
Kamuoyuna duyurulur:
Değerli Eğitim Gücü Sen Ailesi,
Bizler; kuruluşunda gecemizi gündüzümüze kattığımız sendikamızın, ortak akıl ve demokrasiden uzaklaşarak zorba bir yönetim anlayışına teslim olması nedeniyle görevlerimizden ve Eğitim Gücü Sen üyeliğinden istifa ettiğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Aylardır yürüttüğümüz hukuki ve demokratik çabalara rağmen, Genel Başkan’ın “yetki bende, güç bende” diyerek uyguladığı baskılar, teşkilatımızı onarılamaz bir noktaya getirmiştir. Bizleri bu karara mecbur bırakan sürecin temel nedenleri şunlardır:
Ağır Hakaret ve Kutuplaştırıcı Dil: Genel Başkan'ın tutumlarını eleştiren teşkilat mensuplarına yönelik "kusmuk", "şerefsiz", "ihanet şebekesi" gibi ağır hakaretler kullanması ve çözüm amaçlı toplantı taleplerini reddetmesi.
Demokratik İradenin Reddedilmesi: 165 delegenin 91’inin imzasıyla talep edilen yasal sürecin, baskı ve tehditlerle bastırılması; imzaların yönetim kurulunda antidemokratik bir şekilde reddedilerek "Seçim meçim yok" anlayışının dayatılması.
Asılsız İftiralar ve Hukuksuz Tasfiyeler: Aralarında kadın yöneticilerin de bulunduğu kişilere yönelik argo, küfür ve tehditlerin olağanlaşması. Biat etmeyen yöneticilerin "terörist" veya "PKK sempatizanı" gibi korkunç iftiralarla hedef gösterilmesi ve bugüne kadar 17 il başkanının görevden alınması.
Kasıtlı Denetlemeler ve Ödül-Ceza Sistemi: Muhalif şubeleri susturmak amacıyla kasıtlı denetlemeler gönderilip savcılıkla tehdit edilmesi; buna karşılık yönetime boyun eğenlere yeni iller bağlanarak sendikal imtiyazlar dağıtılması.
Finansal Şeffaflığın Olmaması: Teşkilattan kesilen aidatların; Genel Başkan'ın iddia edilenin çok üzerindeki gelirine (ek dersler ve 70 bin TL huzur hakkı dâhil), ev kirasına ve otellerdeki kişisel harcamalarına aktarıldığının ortaya çıkması.
Acıların Şov Malzemesi Yapılması: Vefat eden bir öğretmenimizin ardından yaşanan büyük acının dahi Genel Başkan tarafından "Nasıl güzel reklam yaptım" denilerek bir şov malzemesine dönüştürülmesi.
SONUÇ
Aylardır süren bu korku, biat, iftira ve tasfiye düzenini; sendikanın kurumsal kimliğinden koparılarak şahsi hırs ve öfkelere kurban edilmesini ahlaken, vicdanen ve sendikal ilkelerimiz gereği reddediyoruz. Tüm bu nedenlerle görevlerimizden ve sendika üyeliğinden ayrıldığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.
#İstifaEdiyoruz
Her renkten insanın üye olabildiği ama kimsenin rengini kaybetmediği bir sendika…
Bağımsız sendikacılığı büyütebilmek için birleşmeye ve bütünleşmeye ihtiyaç var. Birleşme merkezi ise Hürriyetçi Eğitim Sen’dir.
Türk Eğitim Sen...
Öğretmenlerin en büyük hayal kırıklıklarından birisi. Tamamiyle bir siyasi görüşe entegre olmuş ve kararları dahi oradan alan bir yapıya döndü.
6-7 sene önce yetkinin en büyük adayı olan sendika bügün ağır kayıplar yaşıyor.
Eğitim Sen
Kapalı bir kutu. O da bir siyasi temel ve fraksiyon taşıyor. Sahaya çıktığı zaman üzerine yapıştırdığı etiketten dolayı hiçbir amacına ulaşamıyor.
Türkiye Geneli MEB Sendikaların Üye Artış ve Azalış sayıları
Ebs: +14.975
TES: -11.156
Eğitim İş : +4545
Eğitim Sen: -327
Hürriyetçi Eğitim Sen: +4628
Türkiye Genelinde Eğitim Bir Sen, Eğitim İş, Hürriyetçi Eğitim Sen üye sayılarını artırırken Türk Eğitim ve Eğitim Sen'in üye sayıları azalmıştır.
#öğretmen
#meb
Eğitim Gücü Sen'de İFTİRA, HAKARET ve YALANLARA Devam Ediliyor:
Dilekçe veren il başkanlarının görevden alınmasına karşı çıktığım için Yönetim Kurulunda görevim değiştirildi, "eyvallah" dedim. Yönetim Kurulu kararıyla profesyonel sendikacılığım sonlandırıldı, "eyvallah" dedim. Odamın değiştirilmesi kararı alındı, umrumda olmadığını söylediğim ve eşyalarımı topladığım halde polis ve güvenlikle oda değişimine kadar götürdünüz konuyu. Odamı değiştirdim. Yetmedi, "Madem oda senin için önemli değil, masanı koridora koyacağız. Orada çalışacaksın." dediniz. Hak savunuculuğu yaptığını iddia eden sendikada bunu yapmaya utanmayacaksanız, yapın. " dedim, utandığınızdan değil ama rezil olmaktan korktunuz kaldı. Tüm evrak, dosya, defter ve yazıları benle bir yönetim kurulu üyesi arkaşımdan sakladınız, odalara kilitlediniz. Çalışanlara bu yönde talimatlar verdiniz. Bunlar daha başlangıç." Diyerek tehdit ve mobbinglere devam ettiniz. Bir sendikada yaşanmayacak ne varsa yaşandı Eğitim Gücü Sen'de. Bu yönetimle daha kötüsünü de yaşayacaksınız. Makam ve ikbal hırsınız bitirecek sizi. Yazık olan ise üyelerimize. Hadi şimdi bunları da inkar edin. Top yekün inkâr ve iftira başlasın.
6. Hakaret, Küfür ve Tehdit Davalarıyla Anılan Bir Profil
Gelinen noktada genel başkanın; sendika üyelerine, muhalif seslere ve eğitim çalışanlarına yönelik sarf ettiği hakaret, küfür ve tehditler nedeniyle hakkında açılan ve devam eden adli davalar ile geçmişteki eylemlerine ilişkin kesinleşmiş mahkumiyet kararının bulunması, sendikanın dürüstlük ve şeffaflık ilkelerini açıkça çiğnemiştir. Eğitim çalışanlarının haklarını koruması gereken bir yapının başındaki kişinin, adliye koridorlarında hakaret ve tehdit davalarıyla anılması, bu sendikaya gönül veren binlerce öğretmenimizin haklı mücadelesine kara bir leke sürmüştür.
Sonuç ve Çağrı:
İlk günden beri birlikte omuz omuza mücadele ettiğimiz, sendikanın gerçek sahibi olan kıymetli eğitim emekçilerine duyduğum saygıyı, temiz ve ilkeli duruşumu korumak adına tüm yönetim görevlerimden ve üyeliğimden istifa ediyorum. Kendini dev aynasında gören bir Genel Başkanla, koltuk uğruna her türlü ahlaksızlığı, iftirayı ve şantajı mübah sayan bir yönetim kuruluyla, sosyal medyada aşağıda utanarak örnek yayınladığım tweet'lerin sahibi ve bu kirli anlayışı savunan kişilerle beraber aynı yolda yürümek benim için artık imkansızdır.
Gerçek eğitim mücadelesinde, her zaman olduğu gibi yine öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın yanında, başım dik bir şekilde yürümeye devam edeceğim.
Kamuoyunun ve eğitim camiasının bilgisine saygıyla sunarım.
İsmail AKDAĞ
Eğitim Gücü Sen Kurucular Kurulu ve Eski Yönetim Kurulu Üyesi
BASIN AÇIKLAMASI
KAMUOYUNA VE DEĞERLİ EĞİTİM EMEKÇİLERİNE
Büyük umutlarla, eğitim çalışanlarının haklarını bağımsız, demokratik ve siyaset üstü bir anlayışla savunmak amacıyla temelini attığımız Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası’nda (Eğitim Gücü Sen), Kurucular Kurulu Üyesi ve kurulduğu günden bugüne Yönetim Kurulu Üyesi olarak sorumluluk bilinciyle görev yaptım.
Bugüne kadar kurumsal yapıya ve binlerce eğitim emekçisinin emeğine zarar vermemek adına, "kol kırılır yen içinde kalır" mantığıyla hareket ettim; yaşanan aksaklıkları, haksızlıkları ve hukuksuzlukları içeride çözmek için büyük bir sabır gösterdim. Ancak gelinen süreçte gördüm ki, "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali, mevcut yönetim kendi haksızlıklarını ve hukuksuzluklarını örtbas etmek adına her türlü ahlaksızlığı mübah görmektedir. Bu kurumsal çürüme karşısında daha fazla sessiz kalmam, mesleki kimliğime ve vicdanıma ihanet olacaktır.
Bu nedenle, aşağıda kamuoyuyla paylaştığım gerekçeler doğrultusunda Eğitim Gücü Sen Yönetim Kurulu Üyeliğimden ve Sendika Üyeliğimden istifa ettiğimi bildiririm.
1. Sendikal Demokrasinin Katledilmesi ve Kurumsal Tehdit Mekanizmaları
Genel başkanın üslup sorunundan hareketle başlayan haklı demokrasi sürecinde, bir eğitim sendikasında asla yaşanmaması gereken ne varsa hepsi maalesef teker teker yaşanmıştır. Olağan genel kurulda maliyeyi ibrada aklayan Denetleme Kurulu, hukuka ve ahlaka aykırı bir biçimde, aynı döneme yönelik olarak şubeler üzerinde bir baskı ve tehdit unsuru olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sendika içi denetim, adaleti sağlamak için değil; muhalif sesleri susturmak amacıyla bir sopa gibi senaryolaştırılmıştır.
2. Yol Arkadaşlarına PKK ve FETÖ İftiraları
Bizimle beraber yola çıkan, bu sendikanın her bir tuğlasında hakkı olan ve yıllardır gece gündüz demeden sendikamıza emek veren kıymetli yol arkadaşlarımız, sırf haksızlıklara karşı dik durdukları için kirli bir kumpasla karşı karşıya kalmışlardır. Bu emekçiler, asılsız PKK ve FETÖ iftiraları ile lekelenerek hukuksuzca görevlerinden alınmıştır. Koltuklarını korumak adına kendi mesai arkadaşlarına bu hain terör örgütlerinin çamurunu atmaktan çekinmeyen bir zihniyetin, eğitim çalışanlarının hakkını savunması artık imkansızdır.
3. WhatsApp Gruplarında Ağza Alınmayacak Küfürler ve Analara Uzanan Hakaretler
Süreç içerisinde genel başkanın bizzat içinde bulunduğu resmi WhatsApp gruplarında; her türlü hakaret, iftira ve küfür bizzat Genel Başkan tarafından fütursuzca ifade edilmiştir. Bir eğitimciye bırakın yakışmayı, diline dahi destur etmemesi gereken bu üslup; analara kadar küfüre varan, ağza alınmayacak çirkin kıyaslamalara gidilen ahlaksız bir anlayışa dönüşmüştür. Yönetim odalarını ve kurumsal iletişim kanallarını bir küfür yuvası haline getirenlerin, öğretmeni temsil etme meşruiyeti kalmamıştır.
4. "Okulu Öcü" Görenlerin ve Gizli Kayıt Tutanların Koltuk Sevdası
Sendikayı yönetenlerin en büyük korkusu, asli görevleri olan öğretmenliğe ve sınıflarına geri dönmek haline gelmiştir. Sırf o koltukları korumak, yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları gizlemek uğruna; "okulu" bir öcü gibi görerek, okula geri dönmemek adına her türlü ahlaksızlığı kabul eden bir yönetim anlayışı türemiştir.
Daha da vahimi, aynı yapı içerisinde yer alan bazı yönetim kurulu üyeleri, koltuklarını sağlama almak uğruna ahlaksızca gizli kayıtlar tutmakta ve yeri geldiğinde bu kayıtları genel başkana karşı bir tehdit unsuru olarak kullanacağını açıkça ifade etmekten çekinmemektedir.
5. Öğretmeni Aşağılayan ve Kendini Dev Aynasında Gören Bir Genel Başkan
Sendikamızın varlık sebebi olan öğretmenlerimiz, mevcut genel başkan tarafından tamamen basamak olarak görülmektedir. Genel başkanlık makamında oturan şahıs, teşkilata ve bu sendikayı var eden üyelerimize yönelik, "Sizler sıradan öğretmenlersiniz, sizi ben var ettim!" diyebilecek kadar kibir sarmalına kapılmış, kendisini dev aynasında görmeye başlamıştır. Hiç kimse öğretmenlik mesleğinden ve öğretmenin iradesinden daha büyük değildir.
Milli Eğitim Bakanlığı, koordinatör öğretmenlerin iş yeri ziyaretinde QR Kod doğrulaması işlemini hangi gerekçeyle, hangi ihtiyacı karşılamak amacıyla MEB-İMES mobil uygulamasına koymuştur?
Milli Eğitim Bakanlığı, iş yeri ziyaretine giden koordinatör öğretmenlere araç tahsisi yapmamakta, yolluk ve yevmiye ücreti ödememektedir. Öğretmenler, hele ki büyükşehirlerde, alacakları koordinatörlük ücretinden daha fazlasını iş yerine ulaşım masrafı olarak ödemekte iken, MEB-İMES mobil uygulaması üzerinden QR Kod doğrulaması yapılarak ne amaçlanmaktadır?
Milli Eğitim Bakanlığı, koordinatör öğretmenlerin iş yeri ziyaretinde QR Kod doğrulaması işleminin hangi eğitim süreçlerinin planlanması ve değerlendirilmesi amacıyla kullanıldığını açıklamak zorundadır.
“Bugüne kadar aldığımız tüm kararlar en az bir öğretmenler odası toplantısında konuşulmuştur. Ya öğretmen arkadaşlardan bize gelen bir konudur ya da bizim istişareye açtığımız konulardır.” diyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sormak lazım; koordinatör öğretmenin iş yeri ziyaretinde, işletmenin bulunduğu fiziki mekânda QR Kod doğrulaması yaptırma kararı hangi öğretmenler odası toplantısında konuşulmuştur?
İşletme yetkilileri ve usta öğreticiler tarafından öğrencilerin devam-devamsızlık bilgileri ile başarı durumlarına ilişkin verilerin zamanında ve eksiksiz olarak sisteme işlenmesinde, işletme yetkilileri ve usta öğreticilerin bu konudaki hazır bulunuşluk seviyesi düşünülmüş müdür? İşinde gücünde olan işletme yetkilileri ve usta öğreticilerin, hangi zamanda ve hangi teknolojik bilgiyle bu işlemleri yapabilecekleri hesap edilmiş midir?
İş yerinde bulunan QR Kod ile doğrulama yapmak; her ne kadar iş yeriyle ilgili ad, soyadı, adres vb. bilgileri içeriyor olsa da, öğretmenin kendi cep telefonundan ve kendi interneti üzerinden QR Kod doğrulaması yapması, dolaylı olarak konum bildiriminde bulunması anlamına gelmektedir.
Oysa bir kişinin konum verisi, gerçek kişiyi “belirlenebilir” kılan en net unsurlardan biridir ve konum bilgisi, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında açıkça kişisel veri olarak kabul edilmektedir.
İş yerinde bulunan QR Kod üzerindeki tüm bilgiler zaten MEB-İMES mobil uygulamasında bulunmaktadır. O hâlde QR Kod doğrulaması işlemine neden ihtiyaç duyulmaktadır?
Kısacası, Milli Eğitim Bakanlığı kendi öğretmenine güvenmemektedir. QR Kod doğrulaması, sadece öğretmenin iş yerinin bulunduğu konuma gidip gitmediğini denetlemek amacıyla MEB-İMES mobil uygulamasına konulmuştur.
Açık ve net olarak söylüyoruz ki; koordinatör öğretmenin iş yeri ziyaretinde, işletmenin bulunduğu fiziki mekânda QR Kod doğrulaması yaptırılması tamamen öğretmenin konum kontrolünü yapmaktır.
https://t.co/Mi1rnMkLLn
107 yıl önce bugün, Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıkarak, esareti reddeden bir milletin iradesini ayağa kaldırdı.
19 Mayıs 1919; umutsuzluğun değil dirilişin, teslimiyetin değil bağımsızlığın tarihidir.
O gün yakılan istiklal meşalesi, aradan geçen bir asra rağmen hâlâ bu milletin yolunu aydınlatmaktadır.
Atatürk ve silah arkadaşları, milletine güvenerek tarihin akışını değiştirdi. Bugün bize düşen görev ise; aynı kararlılıkla bağımsızlığa, cumhuriyete ve milli iradeye sahip çıkmaktır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.
Pazar günü Kayseri de yine ilginç gelişmeler yaşanmış…
Birileri aynı anda hem Memur sen teşkilat buluşması toplantılarında hem akademide görünmüş, şimdi de yeni sorular konuşuluyor.
Eşi ve kendisi Din Kültürü öğretmeni olan bir sendika ilçe temsilcisi için akademide olmadığı teşkilat buluşmasında olduğu halde imzalar atıldı mı?
Hatta bir ders öğretmeni tarafından “sehven imzalanmıştır” diye üzerine not düşüldü mü?
Akademi müdürünün tüm bunlardan haberi var mı?
Eğer anlatılanlar doğruysa — ki öyle olduğu söyleniyor — şimdi merak edilen başka bir konu var:
“Hak mücadelesi veriyoruz” diyenler, gerçekten hakkın yanında durabilecek mi?
Çünkü çocuğunu eşini bırakıp ilçelerden sabah 06.00’da çıkıp akşam 19.00’da evine dönenler var sınava 2 dakika geç kaldığı için taksi tutup taksiyle geldiği halde taksiye ödediği ücretin belgesini gösterdiği halde sınav cezası alan öğretmenlerimiz varken bu yapılan hak adalet Merhamet Vicdan ve benzeri hangi duyguya sığdırılabilir.
Şimdi herkes, bol kahkahalı açıklamaları değil; adalet ve liyakat anlayışını görmeyi bekliyor…