We hear it as consumption. But it's almost all for allocation. This is a huge issue we need to get past.
Name anyone you would rather see allocate 1T+.
Well done.
My new library does not have tall bookshelves, intentionally so all books are in easy reach.
Non #Lindy books are ditched except those that can be useful are in a hallway not in the main rooms.
[Same material as Umberto Eco's but shorter]
Evidence of exceptional ability and asking how they solved hard problems down to the brass tacks level is what matters.
Those who actually deserve credit know the details of the solution, because it was so hard it got seared into their brain. The phonies and posers who falsely claim credit will flounder at the second or third level of detail.
This is peak Kramer energy. No inner self to interrogate, just raw improvisation and forward motion. One just shouldn't sit around processing and instead just burst through the "door", act, build and let everything sort itself out later 🚀
https://t.co/mVhYtdNgEK
Entelektüel aktivite yapay zekayı doğru kullanırsanız çok zenginleşiyor.
Humboldt okuyorum, adamın gezilerini de yaptırdığım app ile interaktif haritadan takip ediyorum.
İlber Ortaylı’yı kaybetmişiz, çok üzgünüm. Ailesinin, sevenlerinin, hepimizin başı sağ olsun!
Hasetçilerin atıp tutmasına bakmayın, gerçek bir entelektüeldi. Kişisel hukukumuzdan da biliyorum, irfanı (görgüsü ve kültürü) ilminden çok ileriydi.
Vasatlıktan, ukalalıktan, kasaba muhafazakarlığından yaka silktiği iyi bilinir. Ne ki tarihçiliğinin gereği ilkesel olarak geleneksel değerlere hürmet etmeyi hiç elden bırakmadı. [Cahil ve hödük sözcüklerini “bilgisiz” anlamında değil, bilakis “bilmediğini de bilmeyen” (gafil) anlamında kullanırdı.]
Ülkemiz için hakikaten büyük bir kayıp! Kaybı, sanırım kolay kolay yerini dolduracak birinin olmadığı idrak edildiğinde daha iyi anlaşılacaktır.
Nur içinde yatsın!
İlber aslında Alper’in Tatarcadaki hâlidir.
Türk hakanı Alper Tonga′nın adı Tatarlarda İlber Tonga olarak söylenir.
Tarihçi İlber Ortaylı da Tatar kökenli olduğu için adı buradan gelir.
Türk tarihine katkısı büyüktür. Tüm Türkiye’nin başı sağ olsun.
Bilgi ve birikimleriyle tarihimize ışık tutan, yazar ve akademisyen Prof. Dr. #İlberOrtaylı 78 yaşında aramızdan ayrıldı. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
My information consumption is now 1/4 X, 1/4 podcast interviews of the smartest practitioners, 1/4 talking to the leading AI models, and 1/4 reading old books. The opportunity cost of anything else is far too high, and rising daily.
Bence mevzu direkt para da olabilir? Beyefendi mesleğini yapıyor, uzman görüşü sunuyor. Bunun karşılığında ücretini alacak.
Hem de çok alacak. Türkiye’de para konuşmak “ayıp” olduğundan bunu çok güzel kullanıyorlar.
Ben artık para almadığım hiçbir durumda fikir belirtmiyorum iş hayatında. Acayip mesudum.