İyi Parti, Özgür Özel'den başka kimsenin cesaret edemediği günlerde büyük bir iş başardı.
Ankara Tandoğan'da 100 Bin kişiyi aşan bir kalabalıkla meydana çıktı.
📍Demokrasilerde en güçlü ses meydanlarda duyurulur.
Millet meydanları doldurmaya hazır, umarım devamı gelir.🇹🇷
İstanbul sokaklarına Narko-terörist Öcalan’ın fotoğrafları asılıyor: Terörist Öclan’ın Türk Milletine baş müzakereci ve kurucu önder olarak pazarlanması, milletimizin bu konuma hazırlanması için psikolojik operasyon çalışmaları sürüyor. Ancak Türk Milleti Öcalan’ın baş müzakereci ve kurucu önder olmasını kabul etmeyecek. @zaferpartisi@zpgencresmi
Tarih bölümü okumamış, tez yazmamış ve bu alanda uzmanlaşmamış bazı insanların sadece kitap çevirerek kendilerini tarihçi gibi gösterdiklerini görüyorum. Bu kişiler videolar çekiyor, hatta tarihçi sıfatıyla programlara konuk oluyorlar. Gazetecilerden sonra şimdi de bunlar türedi.
"Adalar Denizi"
Bu iki kelimeye bir ömür sığdırdım ben.
Çok mutluyum.
Milli Eğitim müfredatını hazırlayan uzmanları ve karar alıcıları tebrik ederim.
Doğru terminoloji kullanımı milli ve stratejik bir konudur. Sadece bugün için değil asırlar sonrası için de önemlidir.
Karadeniz'de Lazlar kimdir nerede yaşar sorusunu Dr. Ayhan Yüksel;
-Giresunlu Laz değildir. Trabzon'da Laz değildir.
-Rize'nin merkezi de Laz değil. Rize’de Ardeşen, Pazar ve Arhavi Laz’dır.
-Lazlar, Fatih Sultan Mehmet Doğu Karadeniz'i fethettiği zaman da burada da Müslümanlaştılar.
-Rize'nin merkezinde çepin asıllı Türkler var. Rize'nin merkezinde Lazca konuşulmaz. Çayeli'nde Lazca konuşulmaz. Giresun'da Laz yok. Lazca bilmezler. Trabzon da bilmez.
-İstanbul'daki oturanlar, beyler, beyefendiler genelleme yaparak orası Laz burası şu bu dedikleri için Karadeniz’in tamamı Laz sanılıyor.
-16.yüzyılda Lazistan diye geçmiyor 19.yüzyılda Tanzimat'tan sonraki yöneticiler Lazistan diye bir sancak ihsas ediyorlar. Ortaya çıkartıyorlar. Ve Rize'ye de Lazistan sancağı diyorlar.
Osmanlı klasik döneminde Türk, Türkmen, Türkistan, Rumî vb. kavramlar, etnik gruplar hakkında kullanılan ifadeler gibi hususlarda araştırma ve yayın yapmış bir akademisyen olarak kısaca ifade etmem gerekirse;
Osmanlı Devleti bir ulus devlet değildi ama bir Türk Devleti idi. O yüzden de dönemin seyyah ve diplomatları Osmanlı ülkesine Türkiye, devletine Türk İmparatorluğu, sultanına da Büyük Türk derdi.
O günün anlayışı çerçevesinde bakmazsanız sağlıklı yorum yapamazsınız.
Yoğun olarak 25-17. Yüzyıllarda uygulanan devşirme sisteminde 8-18 yaş arasındaki çocuklar, Arabistan'a veya başka bir yere değil, Türkçeyi, Türk örf ve adetlerini öğrenmeleri için Türk köylerine, Koçi Bey'in ifadesiyle Türkistan'a gönderilirdi.
Sarayda, bir kısım şair ve ediplerin kullandığı veya yabancı devletlere yazılan tantanalı mektup ve fermanlarda kullanılan ağır üslup değil, arı duru Türkçe kullanılıyordu. (Yavuz Kartallıoğlu'nun Osmanlı Konuşma Dili kitabına bkz.) Bu mecrada III. Selim'in hattı hümayunları bolca yayınlanıyor, bir zahmet onlara da bakılabilir.
Genel okuyucunun kavramları tarihî bağlamından ve onları kullananlardan soyutlayarak ve de anakronik bir yaklaşımla kullanması hoş görülebilir ama tarihçiler başta olmak üzere akademisyenlerin bunu yapması bilim adamlığı ile bağdaşmaz.
Osmanlı Devleti kuruluş döneminde Selçuklu-İlhanlı mirası başta olmak üzere yayıldığı coğrafyaların birikimlerinden tabii ki hem etkilenmiş hem de yararlanmıştır ancak bu Osmanlı'nın kuruluş döneminde Bizans taklidi olduğu anlamına gelmediği gibi 16. Yüzyıldan sonra Araplaştığı anlamına da gelmez.
Tarihte bir Osmanlı Türk medeniyeti vardır, tarihsel süreçte değişimler yaşansa da modernleşme dönemine kadar ana çizgisini devam ettirmiş olan Osmanlı Devleti sanayileşme ve millî devletlerin doğuşu gibi meydan okumalara cevap vermeye çalışmış ama neticede başarılı olamayıp tarihe karışmıştır.
Kemalizm'in din politikası konusunda Post-Kemalist ve Anti-Kemalist anlatılara zarar veren yeni bir makale yayınlandı.
@alp_bugdayci sayesinde haberdar olduğum bu makale rejimin çektiği kadro sıkıntısı ile paralel okunabilir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra 121 dini figürün serencamını izleyen Wilson, bu kişilerin devlet tarafından iddia edildiği gibi idam edilmediği, ötekileştirilmediği ve baskıya uğramadığı; aksine devletin elindeki imkanlar ölçüsünde istihdam edildiğini gösteriyor.
Bu noktada merkez-çevre teorisine bir darbe daha indirilmiş gibi gözüküyor. Erken Cumhuriyet tarihindeki çalışmalar yerelleştikçe, mikro çalışmalar arttıkça bu teori rafa kalkacak gibi görünüyor. Nihayetinde erken cumhuriyet tarihine yaklaşımın bilhassa akademik dünyada önyargılarla dolu olduğunu, ancak bunun değişeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Üniversite hocalarının emeklilik yaşının 72'ye hatta 75'e çıkarılmasının öğrencilere, eğitimin kalitesine, bilime veya Türk yüksek öğrenimine zerre miskal faydası yoktur. Bu yasa taslağı mecliste veya siyasi partilerde güçlü bağları olan bir grup yaş almış akademisyenin başının altından çıkmış olabilir. Elbette emekli olmasıyla yerinde büyük bir boşluk bırakacak çok kıymetli hocalarımız vardır. Ne yazık ki sayıları çok sınırlıdır.
Hocası olmayan üniversite açmayın. Zaten mezunların çoğu işsiz.
@TurkerToker Deyim yerinde ise bu yine iyi. Çoğu üniversite iki makalenin AHCI, Scopus veya ESCI dizinli olmasını istiyor. Doktora öğrencilik yıllarında bunları yayınlamak çok zor. Çünkü Türkiye'de bu dizinli dergiler çok az sayıda. Bunun yanında makalenin yayınlanması çok uzun zaman istiyor.
İnönü Üniversitesi doktor öğretim üyesi ilk atama için eğitim bilimlerinde 5 TrDizin makale istiyormuş. 😂😂😂 Arkadaşlar bu atamalar esnasında “veya” kelimesini kullanmayı öğrenin. 5 TrDizin nasıl bir saçmalıktır. Tanıdığın yoksa 5 sene sürer!!!
ÜNİVERSİTE HUZUR EVLERİ
Üniversite hocalarının emeklilik yaşını 72’ye çıkaran düzenleme taslağı hazırlandı.
Dijital değişimin gereklerine ve Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarına ve cevap veremeyen üniversiteler iyiden iyiye “diploma üretim tesislerine” dönüşmüştü.
Bu defa öğretim üyelerinin zorunlu emeklilik yaşının 72’ye çıkarılmasıyla birer “huzur evi” haline gelecekler.
" Polis özel harekat birliklerini ağır silahlarla sokağa indireceğiz.
Tacizciler 24 ay içerde yatacak. Tecavüzcüler kimyasal maddeyle hadım edilecek.
Uyuşturucu satıcıları ağır çalışma kamplarına alınacak. "
Prof. Dr. Ümit Özdağ
https://t.co/dLWY0gYxIy