müthiş.
beynin, yaşamın boyunca yeni nöronlar üretmeye devam ediyor.
bu ne demek?
sürekli kendine bir şeyler öğretebilirsin.
bir engelin yoksa bir sınırın da yok, unutma.
nöroplastisite muhteşem bir olgu.
Aziz Ephrem'in Gnostik Melodilere Karşı Teolojik Savaşı!
Süryani Hristiyan geleneğinin en büyük teolog, şair ve düşünürlerinden biri olan Nusaybinli Aziz Ephrem (M.S. 306-373), gnostik akımları heretik (sapkın) kabul etmiş ve ömrü boyunca çok sert bir teolojik mücadele yürütmüştür.
O dönemde Urfa (Edessa) civarında yaşayan ünlü gnostik/filozof Bardaisan (İbn Daysan) ve oğlu Harmonius, karmaşık gnostik kozmolojiyi (Arkonlar, Işık Alemi, ruhun maddeden kaçışı) halka anlatmak için dahiyane bir yol bulmuşlardı: Şiir ve Müzik. Süryanice dilinin ritmine tam oturan, akılda kalıcı, 150’ye yakın farklı makamda muazzam besteler yaptılar. Halk bu şarkıları o kadar sevdi ki, teolojisini tam anlamasa bile sokaklarda, tarlalarda, evlerde bu gnostik ilahileri mırıldanmaya başladı.
Gnostiklerin ve Bardaisan’ın halkı etkilemek için çok güzel melodilerle ilahiler yazdığını fark eden Ephrem, popüler gnostik şarkıların bestelerini ve melodilerini aynen aldı; ancak içlerindeki gnostik sözleri çıkarıp yerine kendi ortodoks teolojisini anlatan sözler yazdı. Bunları kiliselerde kadın korolarına (Kutsal Anlaşma Kızları / Bnath Qyama) söyleterek halkın gnostisizme kaymasını büyük ölçüde engelledi. Bu yüzden kendisine kilise tarihinde "Kutsal Ruh'un Arpı" unvanı verilmiştir.
Ephrem gnostik şarkıların içindeki "Beden kirlidir, evreni demiurge yarattı" gibi gnostik sözleri sildi; yerine "Dünya Tanrı'nın eseridir, beden kutsaldır" diyen kendi teolojisini yazdı.
Sonuçta halk sokakta yine aynı güzel melodiyi mırıldanıyordu ama bu sefer farkında olmadan Ephrem'in öğretisini ezberliyordu. Ephrem bu durumu şu sözlerle açıklar:
"Düşmanın (Bardaisan'ın) gizlice yerleştirdiği zehri gördüm ve onun kendi tatlı ezgilerini, panzehiri taşımak için kullandım."
Gnostiklere göre kurumsal kilise mensupları ruhsal açıdan olgunlaşmamış insanlardı. Kendilerini ise ruhun derinliklerindeki o ilahi kıvılcımı uyandırmış gerçek bilge azınlık (Pnömatikler) olarak görüyorlardı. Ephrem’in "Hakikat dağın tepesindeki kandildir, herkes görür" tezine karşı; "Cevher yerin altındadır, herkes ona ulaşamaz. İnciler domuzların önüne atılmaz" diyerek kendi elitist ve gizemli konumlarını korudular. Gnostikler, Ephrem gibi ortodoks teologları "halk için basit, çocuklar için masal" anlatmakla suçluyorlardı.
Aziz Ephrem'in Hymns on Nativity (Doğuş İlahileri), Süryani edebiyatında Madrasha denilen bir müzikal formda yazılmıştır. Bu formda, koro veya solo bir şarkıcı karmaşık teolojik kıtaları okurken, cemaat her kıtanın sonunda çok basit, ritmik ve akılda kalıcı bir nakaratı tekrarlar.
Örneğin Ephrem derin bir kıtada İsa’nın kozmik doğasını anlatır, ardından koro ve halk hep bir ağızdan şu ritmik nakaratı söyler:
"Övgüler olsun Sana, rahimdeki Gizem! Övgüler olsun Sana, dünyaya doğan Işık!"
Ephrem bu ilahilerin bestelerinde ve sözlerinde muazzam bir ritmik zıtlık (antitez) kullanır. Melodi bir an çok görkemli ve ağırlaşırken, bir an çok hafif ve neşeli hale gelir. Bu ritim geçişleri sözlerle tam bir uyum içindedir:
"O ki evreni avucunda tutan Devdir, şimdi Meryem'in kucağında bir bebektir.
Gökleri besleyen Zenginlik, şimdi bir annenin sütüne muhtaçtır."
Melodi bu tezatları işlerken, dinleyici müzikal bir büyüye kapılır.
Ephrem’in İlahilerinden Örnekler
"O, ışıkların ışığıdır, karanlığı yener..." (tekrarlı)
"Dağlar O’nun kudretini, denizler O’nun büyüklüğünü ilan eder"
"Tek bir Yaratıcı var, O’ndan başka ilah yoktur"
"O gün hesap görülecek, gizli olan açığa çıkacak"
"O öyle bir Nur'dur ki, hiçbir göz O'nu doğrudan göremez ama O'nun ışığı her evi, her kalbi ve her kandili aydınlatır. Kendisi eksilmeden, binlerce meşaleyi yakar."
"O (Tanrı), karanlık rahimde cenini şekillendirendir. Oraya gizlice nakış işler gibi insanı çizer; kemikleri çatıp üzerine eti giydiren O'dur."
"Orada (Cennet'te) temiz gençler ve bakireler salihleri karşılar. Onlara kokulu esintilerle, pınarlardan doldurulmuş kadehler sunarlar. Ne bir yorgunluk vardır orada, ne de bir bıkkınlık."
"Cennet’in dalları, altından yürüyen azizlerin üzerine sevgiyle eğilir. Ağaçlar gölgelerini onların üzerine serer; canları bir meyve çektiğinde, dallar kendiliğinden aşağı sarkar ki insan yorulmadan onu koparabilsin."
"Kandillerinizi yakın ve bekleyin, çünkü Gece Gelen (Süryanice: Tāreq) kapıdadır. O, karanlığın kalbini delen bir yıldız gibi aniden belirecektir. Uykuda yakalananlar O'nun ışığından mahrum kalır."
"Her şey O’nu tesbih eder:
Ağaçlar dallarıyla, çiçekler kokusuyla,
Irmaklar akışıyla, rüzgârlar uğultusuyla.
Sessiz bir koro ile Yaratıcılarını överler."
"Kuşlar kanatlarıyla O’nu tesbih eder,
Gökyüzü O’nun ihtişamını yıldızlarıyla gösterir.
Bütün mahlukat, O'nun adını zikreder,
Ama insan aklı bunu anlamakta aciz kalır."
"O öyle bir Kudret’tir ki, heybetli dağlar O'nun adını duyduğunda sarsılır, sanki saygıyla eğilirler. Cansız sandığın o kayalar, O’nun emriyle su fışkırtır; sessiz toprak O’nun büyüklüğünü haykırır."
"Deniz o devasa cüssesiyle kükrer ama Yaratan’ın koyduğu sınırı (kıyıyı) bir parmak bile geçemez. Dalgalar her yükseldiğinde O’nun tahtına doğru uzanır, her kırıldığında ise kumsalda O’na secde eder."
The "Middle Class" was a 50-year fluke designed to prevent a communist revolution during the Cold War. Now that the threat is gone, the elites are systematically dismantling it. You aren't "falling behind"; you’re being pushed back into the peasantry.
Loneliness is not just a feeling now. It is a growth sector. Dating apps, mental health apps, delivery apps, companion AI, streaming platforms. The system breaks social life into isolated consumers, then sells each isolated consumer a subscription to cope.
Kıvılcımlı bu satırları,
henüz Maraş-Çorum-Sivas gibi kitlesel katliamların olmadığı bir dönemde yazmıştır.
'o zaman gözünü kırpmaksızın bütün kasaba eşraf ve agavatını Türkiye Devrimci Güçlerine karşı, Sen Bartelmi katliamlarına taş çıkartan, kana susamış eğilimiyle Haçlılar ++
Yorumlarda insanlar korkmuş ama bu Afgan adamlardan en az 2 milyonu ~10 sene boyunca İran sınırından her gün ülkeye kaçak giriş-çıkış yaptı, tüm şehirlerimize dağıldı, kimisi Türkiye sokaklarında kadınların başına taşla vurup, tecavüz etti ama halktan neredeyse hiç tepki gelmedi
🚨: Renowned AI professor, Dr. Roman Yampolskiy, claims the universe is a simulation created to develop superintelligence — and will "soon be turned off."
Advanced civilizations might run planet-scale simulations to birth, train, and test superintelligent systems. Once the artificial entity reaches its goal or escapes the simulation, the cosmic "plug" could be pulled.
Büyük patlamadan sonra tam 400 milyon yıl boyunca evrende tek bir yıldız bile yoktu. Her yer mutlak ve zifiri bir karanlıktı. Işığı bırakın, ışığı üretecek mekanizmalar bile henüz çökmüş hidrojen bulutlarının içinde hapsolmuştu. Bilim insanları bu devasa körlük dönemine kozmik karanlık çağlar diyor. Evren o zifiri karanlığın içinde hiçbir şey görmeden, sessizce ve korkunç bir hızla genişledi.
Sonra o ilk yıldız ateşi yandı ve karanlık yırtıldı. Biz şu an o yırtılan karanlığın içinden teleskoplarla bakıp evrenin sırlarını çözdüğümüzü, bilimin zirvesinde olduğumuzu iddia ediyoruz. Bütün denklemleri bulduğumuzu, atomu parçaladığımızı, yapay zeka ile tanrısal bir yaratıma yaklaştığımızı sanıyoruz.
Ama korkutucu olan kısım şu, ya bizim bütün insanlık tarihimiz, o çok övündüğümüz bilincimiz ve bilimimiz, evrenin hala devam etmekte olan çok daha büyük bir zihinsel karanlık çağına denk geliyorsa. Düşünsenize, evrenin sadece fiziksel olarak aydınlanması bile 400 milyon yıl sürdü. Gerçek kozmik aydınlanmaya, yani evrenin kendi kendini tam anlamıyla idrak etmesine daha milyarlarca yıl varsa ve biz şu an evrenin henüz hiçbir şey bilmeyen, zifiri karanlıkta emekleyen o ilk ilkel bebekleriysek.
Bildiğimizi sandığımız her şey koca bir cehaletin ta kendisi olabilir. Kuantum fiziği, kara delikler, sicim teorisi dediğimiz şeyler karanlıkta çaktığımız son derece cılız kıvılcımlardan ibarettir belki de. Kendimizi evrenin en zeki gözlemcisi sanıyoruz ama durum tam tersi olabilir. Biz sadece evrenin hala devam eden karanlık çağının ortasında, ışığı hiç görmemiş ama her şeyi gördüğünü sanan kör bir anomaliyiz.
O kokuyu aldınız değil mi. O tuğlayı kimse çekemez..İlk profesyonel sermayelerini 1850-1915 arası Hristiyanların mallarına çökerek elde edenler. 1946 sonrasında "bölge elden gitmesin" diye illegal imtiyazlar verilip her iki partide kendilerine konum açanlar. Oranın düzeninde hep iki gibi görünür ama aslında tektir. Bir de buna bitmek bilmeyen ilahi referanslara sahip olduğunu iddia eden kişileri ekleyelim..
Bu korkunç düzeni şu an için yıkabilecek veya tartışabilecek hiçbir yapı ya da kişi yok. Işin çok daha vahimi bu düzeni ayakta tutmak isteyen milyonlarca kişi neye hizmet ettiklerini bile bilmiyor
madem dünyaya dargındın mamudo kurban niye doğdun sorusunun saçmalık?? adam bilmiyodu ki amk dünya nası bi yer. geldi gördü darıldı zaten fikrini soran da olmadı kırgın bi adama bi de sorumluluk yüklemeyin
CIA created ANDCO in 1966 in Peru as a front to collect drugs for MKULTRA experiments. CIA officers ran the company with CIA-backed dictatorships across South America hosted cocaine-processing plants, protecting drug-smuggling warlords & Nazis. CIA ran the global narcotics trade.
Şu an ekrana bakıyorsun ve evrenin 13.8 milyar yıl önce tek bir patlamayla başladığını sanıyorsun ama modern kozmoloji bu sıradan algıyı tamamen yıkıyor.
Hepimize evrenin mutlak bir sıfır noktasından başlayıp sonsuza kadar genişleyeceği öğretildi. Evet şu an etrafımızdaki her şeyin birbirinden hızla uzaklaştığı, galaksilerin karanlık enerji yüzünden kütleçekiminden bile daha hızlı bir şekilde kaçtığı doğru. Süpernova gözlemleri evrenin De Sitter uzay yapısına doğru ivmelendiğini kanıtlıyor ve çoğu kişi bunun sonsuza kadar sürecek karanlık bir hiçlikle biteceğini düşünüyor.
Ama kimsenin hesaba katmadığı kısım şu, genişlemenin kaderi tamamen bir enerji savaşına bağlı. Eğer evrenin toplam kütle ve enerji yoğunluğu, karanlık enerjinin bu ivmelenmesini yenecek o kritik eşiği aşarsa devasa bir kozmik fren mekanizması devreye girecek. Big Crunch senaryosu tam olarak bu. Bir gün, belki 20 milyar yıl sonra uzay dokusunun genişlemesi tamamen duracak. Evren o en şişkin halinde bir anlığına asılı kalacak.
Ve o sessizlik anından sonra tarihin en büyük geri sarma işlemi başlayacak. Galaksiler birbirinden kaçmayı bırakıp birbirlerinin üzerine düşmeye başlayacaklar. Düşünsene Andromeda galaksisi devasa bir hızla üzerimize çöküyor, uzayın kendisi daraldığı için arka plan ışıması inanılmaz bir ısıya ulaşıyor. Zaman algısı bile fiziksel olarak yön değiştiriyor. Yıldızlar, kara delikler ve gezegenler birbirine giriyor. Sonunda tüm fizik yasalarının iflas ettiği, atomların bile var olamayacağı o mutlak tekilliğe geri dönüyoruz. Her şey sıfır noktasına sıkışıyor.
Conformal Cyclic Cosmology (CCC) gibi yeni fizik teorileri bize çok daha varoluşsal bir şey fısıldıyor. Belki de bizim Büyük Patlama dediğimiz o ilk saniye, bizden önceki devasa bir evrenin Büyük Çöküşünün son sahnesinden başka bir şey değildi. Evren ölmüyor, sadece nefes veriyor ve sonra tekrar içine çekiyor.
Başlangıç diye bir şey yok sadece evrenin bize oynadığı sonsuz bir döngü var.
13.8 milyar yıl önce başlayan bu hikayede inanılmaz derecede tuhaf bir zaman dilimine denk geldik. Şu an g��kyüzüne baktığımızda milyarlarca galaksi görüyoruz, evrenin genişlediğini ölçebiliyoruz ve Büyük Patlamanın yankılarını dinleyebiliyoruz. Ama sarsıcı olan kısım şu, evren bu bilgileri sonsuza dek açık tutmayacak.
James Webb verileri ve modern kozmolojik modeller bize evrenin genişleme hızının yerçekiminden çok daha güçlü bir şekilde arttığını kanıtlıyor. Her saniye, diğer galaksiler bizden hızla uzaklaşıyor. Ve o genişleme hızı milyarlarca yıl sonra o kadar kritik bir eşiği aşacak ki, galaksiler arası boşluk ışık hızından daha hızlı bir şekilde birbirinden kopmaya başlayacak.
Şimdi şunu düşün, trilyonlarca yıl sonra Samanyolu ve Andromeda birleşmiş devasa tek bir galaksi haline gelmiş olacak. O dönemde yepyeni bir yıldız sisteminde zeki bir yaşam formu ortaya çıkıp gökyüzünü incelemeye başladığında, evrenin gerçek doğasına dair en ufak bir ipucu bile bulamayacak. Teleskoplarını ne kadar uzağa çevirirlerse çevirsinler sadece zifiri bir karanlık görecekler.
Büyük Patlamaya dair hiçbir radyasyon kalıntısı olmayacak. Başka galaksilerin varlığına dair hiçbir kanıt bulamayacaklar çünkü o galaksilerden yola çıkan ışık, aradaki uzay ışıktan hızlı genişlediği için onlara asla ulaşamayacak. O geleceğin dahi bilim insanları, evrenin yaşının sonsuz olduğunu ve başlangıçsız tek bir galaksiden ibaret olduğunu kanıtlayan kesin fizik yasaları yazacaklar. Ve yazdıkları her şey tamamen yanlış olacak.
Bizler, evrenin geçmişine dair ipuçlarının henüz silinmediği o incecik kozmik zaman aralığında yaşıyoruz. Doğanın en büyük paradoksu da burada başlıyor zaten. Evren şu an bize kendi sırlarını açığa vuruyor gibi görünüyor ama milyarlarca yıl sonraki nesillere tarihin en kusursuz yalanını söylemek için hazırlanıyor. Işık bir gün pes edecek ve o gün evrenin tüm hafızası sıfırlanacak.
Hayatın anlamı arayarak bulunacak bir şey değilir.
Anlam, yalan ve zulümden uzaklaşmak için mücadele eden insanda hayat bulur.
Anlam, hayatta bulunan bir şey değil, hayata katılan bir şeydir.
Yakında 365 gün 24 saat Dünya’nın hangi metrekaresinde hangi ekleminizin, hangi kasınızın hangi açıyla nasıl duruyor olduğunun kaydı tutulacak.
Hem de kamera olmadan. Sadece her saniye etrafınızdan geçen dalgaların hangi atomunuza çarptığının hesabı yapılarak. Uydu üzerinden 8 milyar insanın sürekli gözetim altında tutulduğunu düşünün.
George Orwell, Michel Foucault, Zygmunt Bauman şu halimizi görse şok geçirirlerdi.
Peter Thiel’in yirmi yıllık gizli cemiyeti Diyalog ifşa oldu: NATO komutanı, Hazine Bakanı, istihbaratçılar…
https://t.co/hENSenkovM
Tekno oligarkların akıl hocası Peter Thiel’in 2006’da kurduğu gizli cemiyet “Dialog”un üye listesi, internet sitesindeki bir açık yüzünden ortaya çıktı.
222 kişilik listede NATO’nun Avrupa komutanından Hazine Bakanı’na, senatörlerden teknoloji patronlarına uzanan isimler var.
Cemiyetin gündemi: “III. Dünya Savaşı’nda Yol Almak”“Tarikat İnşa Et”, “Seks Hayatınız Nasıl?”
Şu an etrafına baktığında her şeyi tam o saniyede oluyormuş gibi algılıyorsun ama beynin sana evrensel boyutlarda kusursuz bir illüzyon sunuyor çünkü fiziksel olarak şu an diye bir şey yok Işık hızının bir limiti var ve bu basit gerçek bütün varoluşunu bir geçmiş zaman hikayesine çeviriyor Güneşe baktığında onun 8 dakika önceki halini görüyorsun gece gökyüzünde hayranlıkla izlediğin o yıldızların bazıları milyonlarca yıl önce süpernova olup yok oldu ama cenaze törenlerinin ışığı Dünyaya daha yeni ulaşıyor
İşin ürkütücü kısmı şu bu sadece uzayın derinlikleri için geçerli değil Karşında oturan insana baktığında bile onun saniyenin milyarda biri kadar önceki halini görüyorsun Nörobilim şunu kanıtladı sinir sisteminin bilgiyi taşıma hızı aşılamaz biyolojik bir bariyer oluşturuyor Elini sıcak bir bardağa dokundurduğunda o bilginin beynine ulaşıp bu sıcak olarak anlamlandırılması yaklaşık 80 milisaniye sürüyor
Yani doğduğun günden beri ama hayatın boyunca hiçbir şeye o an dokunmadın Hep 80 milisaniyelik bir gecikmenin içindesin Beynin bu gecikmeyi telafi etmek için muazzam bir hile yapıyor ve sürekli geleceği tahmin eden bir pre render simülasyon çalıştırıyor Sen gerçeği yaşamıyorsun beyninin ürettiği tahmini yaşıyorsun
Bütün bir ömür sadece olup bitmiş olayların kusursuz bir şekilde montajlanmış tekrar yayını Fiziksel dünyada şimdi diye bir şey yok sadece evrenin sana anlattığı en ikna edici masal var
🖊️Müslüm Yücel yazdı | Doğu mistisizmiyle Batı ezoterizmi: Blavatsky ve Yeats
28’inci Evre bir tür ruhsal felç durumudur. Burada dört yeti henüz tam anlamıyla oluşmamıştır ve bu evrenin sembolü “Aptal”dır. Bu aşama, insanın algısal gerçeklikten bütünüyle ayrılışını temsil eder
https://t.co/ZU9tSbo6T5
@MuslumYucell
The message of a protest is "we don't like this".
The message of a riot is "we don't like this, and we're able to do something about it".
People who unconditionally call for peace and calm, regardless of the provocation, don't fundamentally understand how politics works in the real world.
They do understand that the purpose of politics is to provide an alternative to violence, but that's as far as their understanding goes. They don't think through the implications, usually because they are quite comfortable with things as they are.
If politics is an alternative to violence, then politics is a proxy for violence.
And that means you have to dole out power in proportion to capacity for violence. Or someone's going to figure out they can do better by flipping the table.
Monarchy wasn't replaced by democracy because of fine-sounding philosophical ideals and eloquent documents declaring this or that.
Democracy happened because if you added rifling to the flintlock firearm, suddenly a individual farmer with a tube was the pinnacle of military technology, and now you had to keep all the farmers with tubes happy by giving them political power.
(Ancient Greek democracy had a similar relationship with the hoplite warrior.)
When political systems work well, for a while, the violence they represent becomes further and further from people's minds, and those who can't effectively commit or direct violence worm their way into power, and begin to take it away from those who can.
And they'll defend their position by saying that violence is unthinkable, barbaric, always bad, must be disavowed at all costs, etc.
This isn't some sort of high-minded principle on their part. It simply means one of two things. Either "the status quo works for me, so I don't want you to upset it", or "I suck at violence, and I don't want to have to fight".
They want young men demoralized, so that their artificial meritocracy of spreadsheets, or their non-meritocracy of patronage networks, can be protected from the natural meritocracy of conflict.
This means that riots aren't actually for achieving any specific material aim. They are for reminding the comfortable that judges and bureaucrats and policemen have home addresses and families. And that violence is always on the table.
A protest would only send the message that the Irish don't want to be ethnically cleansed. But the bureaucrats and judges and lawyers already know that. They just don't care.
A riot reminds them that they have to care, because the Irish have a long tradition of doing something about it.