"Biz sizden daha iyi Kemalistiz" demenin, İzmir Marşını "kamet" gibi içine çekmenin "hazzını" yaşamış sanki vekil...
Videoda sadece Kemalizm propagandası yok, aynı kareye başörtüsü ve Filistin kefiyesi de girmiş tevafuk.
Başörtüsü, Kemalizm ve Filistin...
Muhafazakar iktidar ve sonuna kadar siyasi istismar...
Son dönemde İran, Husiler, Yemen ve Mekke Anlaşması üzerinden Türkiye’nin politikalarını sorgulayanlara yönelik tuhaf bir saldırı dili oluştu.
Birileri, iktidarın politikalarını ve attığı her adımı sorgulamayı adeta suç sayıyor. Hele konu İran veya Husiler olunca, eleştirenleri hemen ''Rafızî'', ''İran ajanı'' veya başka yaftalarla susturmaya çalışıyorlar.
Öncelikle şunu açıkça söyleyelim. İran’ın yaptığı zulümleri görmezden gelmiyoruz.
İran’ın Afganistan’ın ve Irak’ın işgali sürecinde ABD ile kurduğu ilişkiler ve iş birliğini asla unutmadık. Suriye’de zalim Esad rejimi ve Rusya ile birlikte yürüttüğü savaşta katledilen yüzbinlerce Müslüman, yerinden edilen milyonlarca insan, ortaya çıkan büyük insanlık dramı da hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.
İran’ın özellikle Sünni Müslümanlara yönelik zalimane ve insanlık dışı uygulamaları, Afganistan, Irak ve Suriye’de işlediği büyük günah ve suçlar tarihin karanlık sayfalarına silinmemek üzere kazınmıştır.
Dolayısıyla İran’ın politikalarını eleştiren bir Müslümanı ''İran taraftarı'' olmakla suçlamak ne kadar saçmaysa, Türkiye’nin politikalarını eleştiren herkesi ''İran ajanı'' ilan etmek de o kadar saçmadır.
Çünkü mesele İran’ın desteklenmesi olmadığı gibi, Türkiye’nin bölgesel politikalarının kayıtsız şartsız desteklenmesi de değildir. Mesele, kimin hangi politikayı neden uyguladığını sorgulamaktır.
Yemen Türkiye için bir tehdit midir?
Türkiye’nin mazlum Yemen halkıyla ne gibi bir problemi vardır?
Yemen yıllardır iç savaşın, yoksulluğun, açlığın ve parçalanmışlığın pençesinde kıvranan bir ülkedir. İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile bu ülkelere bağlı devlet dışı aktörler aracılığıyla Amerikan ve İngiliz sömürgeciliğinin nüfuz çatışmalarına kurban edilen bir ülkedir.
Dolayısıyla Amerika, İngiltere, İran, Suudi Arabistan ve BAE Yemen halkına karşı işlenen büyük suçların ortaklarıdır.
Böyle bir ortamda Ümmete ait kamu mülkiyetinden olan petrol gibi muazzam bir kaynağı gasp ederek kişisel mülkleri haline getiren ve bu servetten ABD’ye trilyonlarca dolar aktaran Amerikan kuklası Suud rejiminin yanında yer almak nasıl Türkiye’nin ve Ümmetin menfaatine olabilir.
O halde esasi amaçlarından biri Suud rejimini ve petrolü korumak (petrol ve gelirlerinden ABD faydalanmaya devam etsin diye) olan Mekke İttifakını sorgulamak hakkımız değil mi?
Daha da önemlisi, Türkiye’nin siyasi ve askerî gücü neden mazlum Yemen’e karşı değil de Türkiye ve bölgemiz için asıl ve büyük tehdit olan Amerika’ya, Avrupa’ya ve işgalci ''İsrail''e karşı kullanılacak bir stratejinin parçası olmuyor?
Gazze yerle bir edilirken, kadınlar ve çocuklar öldürülürken, İsrail Filistin’de katliamlarını sürdürürken neden aynı kararlılıkla Filistin için bir ittifak kurulmadı?
Neden Müslüman ülkeler İsrail’e karşı ortak bir askerî ve siyasi güç oluşturmadı?
''İsrail''i koruyan ve destekleyen Amerika, sömürgeci Batı dünyasının en büyük gücü değil mi?
O halde Türkiye’nin dış politikasında asıl sorgulanması gereken önemli meselelerden biri Türkiye’nin kimin yanında durduğu ve hangi dünya düzeninin içerisinde hareket ettiğidir.
Biz bunları söylediğimiz zaman bazıları hemen saldırıya geçiyor.
Oysa bizim söylediğimiz son derece basit.
İktidar eleştirilemez değildir. İktidar hata yapabilir. Yanlış karar verebilir. Yanlış ittifaklara girebilir. Yanlış politikalar uygulayabilir. Müslümanların görevi de yanlış gördüğü yerde susmak değil, nasihat etmek, uyarmak ve doğruyu hatırlatmaktır.
Bir Müslümanın yöneticileri uyarması, onları düşmanlaştırmak değildir. Tam tersine, yanlış gördüğü şeyi söylemesi sorumluluğun gereğidir.
Dolayısıyla Türkiye’nin bölgesel politikalarını eleştiren herkese ''İran ajanı'', ''İsrail ajanı'' ya da ''Rafızi'' demek, meseleyi tartışmaktan kaçmanın en kolay yoludur.
Biz İran’ın zulmünü de eleştiririz, Türkiye’nin yanlışını da. Amerika’nın işgalini de reddederiz, Rusya’nın zulmünü de. İsrail’in Filistin’deki katliamını da reddederiz, İran’ın Suriye’deki rolünü de. Çünkü bizim ölçümüz menfatçilik, mezhepçilik ya da ulusal çıkarlar değildir. Ölçümüz her konudaki Allah’ın hükümlerine bağlılık, hakkaniyet ve adalettir.
Bugün Türkiye’nin önünde gerçekten tarihî bir fırsat vardır.
Türkiye sahip olduğu tarihî miras, jeopolitik konum ve askerî kapasiteyle başkalarının kurduğu düzenin içerisinde kendisine verilen rolü oynamak yerine, kendi siyasi iradesini ortaya koyabilir. Amerika’nın coğrafyamızdaki emperyal politikalarına, Avrupa’nın sömürgeci düzenine ve Filistin’i işgal eden ''İsrail''e karşı mazlumların yanında durabilir.
Türkiye, NATO’nun ve Batı merkezli küresel sistemin kendisine biçtiği rolün ötesine geçebilir. Ümmetin parçalanmışlığını sona erdirecek, Müslümanların siyasi birliğini yeniden tesis edecek bir kuşatıcılıkla bir gelecek vizyonu ve büyük bir ufuk ortaya koyabilir.
Bizim söylediğimiz tam olarak budur. Türkiye, sömürgeci güçlerin kurduğu dünya düzeninin sıradan bir parçası olmak yerine, İslam ümmetinin yeniden kendi siyasi iradesine kavuşmasına öncülük etmelidir.
Hilafet meselesi de söylemeye çalıştığımız siyasi vizyon ve büyük bakışın tam olarak karşılığıdır. Eğer Türkiye sahip olduğu tarihî mirası, jeopolitik konumu ve askerî gücü ümmetin yeniden birliğini tesis edecek bir siyasi projeye dönüştürür ve Hilafeti yeniden tesis ederek ümmete liderlik ederse, bu yalnızca Türkiye açısından değil, bütün Müslüman dünyası ve insanlık açısından tarihî bir dönüm noktası olacaktır.
Filistin meselesinde de gerçek bir irade ortaya koyar, işgal altındaki Kudüs ve Filistin’in özgürlüğü için ümmetin gücünü harekete geçirirse Müslümanlar yeniden tarih sahnesine çıkabileceklerdir.
Biz Türkiye’nin, bütün Müslümanların ve mazlum halkların yanında olmasını istiyoruz. Türkiye’nin başka güçlerin kurduğu düzenin bir parçası olmak yerine, İslam ümmetinin kendi siyasi iradesini yeniden ortaya koyacağı yeni bir düzenin öncüsü olması gerektiğini söylüyoruz.
Bunu söyleyenleri susturmak için ''İran ajanı'', ''İsrail ajanı'', ''Rafızî'' veya başka yaftalar kullanmak yerine, gelin asıl soruya cevap verelim. Türkiye kimin yanında yer almalı, nerede durmalı ve Türkiye’nin gelecek vizyonu nasıl olmalıdır?
Bizim cevabımız nettir.
Türkiye, başkalarının kurduğu düzenin parçası değil, ümmetin yeniden ayağa kalkmasına öncülük eden bir güç olmalıdır.
#Yahudi Varlığı ve Yerleşimci Sürüsünün Suç ve Zorbalığı #BatıŞeria ve #Kudüs’te Eğitimi de Hedef Alıyor, Peki Ümmet Bu Sefalete Son Vermek İçin Ne Zaman Harekete Geçecek?!
#HizbutTahrir
Merkezî Medya Ofisi Kadın Kolları
https://t.co/a3q8A5398J
Kendisine her türlü şekilde ulaşma imkânı olan biri değil mi? Bu yaşlı hali ile bu şekilde bir muameleye tabi tutmak da nedir? İktidarı savunan müslümanların en azından bazı şeyleri görmesi gerekiyor...
Kesê ku birîna wî kûr e, bêdeng namîne; yê ku êşa wî giran e, li şûna ku tenê bigirî, qîr dike. Her kesê ku giraniya erk û berpirsiyariyê hîs dike, divê banga “Xîlafetê” bike; ew hêza yekane ya yekgirtinê ye ku dikare Ummetê bîne cem hev.
#Gazze
#Gazze hassasiyetlerin yitirildiği ve unutulmaya yüz tuttuğu Gazze gündemini yeniden hatırlıyoruz...
"#Aksa Tufanı ve İslami Mücadelemiz" konulu panele bekleriz...
Medrese Alimler Vakfı Başkanı Molla Tayyip Elçi:
Gazze için artık sözün bittiği yerdeyiz. Böyle bir asırda Gazzeli kardeşlerimizin bu vahşete maruz kalması karşısında bizler büyük bir hicap duyuyoruz. Gazze’de mücahidler, imanî bir şevkle Siyonist varlığa karşı büyük bir gayretle mücadele ederken, bizler burada zilleti yaşıyoruz.
Bizler ne zaman kaybettik? Hilafetin ilgasından sonra oluşturulan ulus devletler, bizleri tefrikaya ayırdı; Müslümanları birbirinden kopardı. Bunun neticesinde ümmet paramparça oldu.
Bundan kurtuluş ise ancak ümmetin yeniden bir halifenin etrafında bir araya gelerek birleşmesiyle mümkündür. Ümmet, ancak yeniden birlik ve bütünlüğünü tesis ettiği zaman bugün içinde bulunduğu bu durumdan kurtulabilir.
“Aksa Tufanı’nın 3. Yılında Gazze" konferansı Diyarbakır #7Ekim
Köklü Değişim Diyarbakır Temsilciliğinden yapılan açıklamada, konferansın Gazze’de yaşananlara dikkat çekmek, bölgedeki gelişmeleri değerlendirmek ve çözüm yollarını ele almak amacıyla düzenleneceği belirtildi.
https://t.co/Gdpc44pSxq
Müslümanlar olarak hepimiz Filistin'in gasıp yhdi varlığından kurtulmasını istiyoruz. Hatta devletin en tepesindeki kişiler de bunu paylaşıyor, Soru şu, Filistin'i kim kurtaracak ve nasıl kurtulacak? Asıl önemli husus bu değil mi?
İyiliği emretmenin kötülükten nehyetmenin, hakkı dillendirmenin; Azerbaycan'ı Türkiye'si “içişleri-dışişleri”si olmaz.
Müslüman sadece Allah’ın razı geldiğinden razı gelir. Allah’ın öfkelendiğine öfkelenir ve ve sadece yeri geldiğinde Allah için “karşı” çıkar.
Müslümana hakkı söyleten ne yaşadığı travmalarıdır ne de acı tecrübeleri…
Zira ne pahasına olursa olsun Allah’ın emrine ve hükümlerine talip olmak Müslümanın en temel sorumluluklarındandır. Müslüman sorumluluklarını reel siyasete, diplomasiye asla kurban vermez.
Her şeyden önce başörtüsü demagojik polemiklerde öğütülecek kadar değersiz değildir.
Başörtüsü; zamanında birilerinin iddia ettiği gibi teferruat da değildir. Temenni konusu hiç değildir…
O şanlı tarihimizde uğrunda orduları hareket ettirdiğimiz namusumuzdur.
Başörtüsü; demokratik bir hak değil bilakis şeri bir hükümdür.
Başörtüsü; kadınlarımızın başındaki ayet ve farziyettir.
Müslüman ise şeri hükmü hangi koşulda, nerede olursa olsun savunmak, dillendirmek ve kaim kılmak zorundadır.
Ancak şu da bir gerçek;
Kişinin kulluk sınavının bir gereği olarak ayağına prangalar vurulur; menfaat, geçici dünya konforu ve benzeri prangalar...
Âlimlere vurulan en etkili pranga ise kuşkusuz “iktidar prangası”dır. Onu kırıp atmadığı müddetçe ne hakkı söyleyebilir ne de istikamet üzere kalabilir.
İktidar prangasından kurtulamayıp dinde ahkam kesenlerin vay haline…