Urfa'da bir lokantaya girdik. Bir kebap ben de tavuk ızgara söyledim. Garson çocuk siparişlerimizi getirdi, benim önüme de kebap koydu. Ben de 'yanlışlık mı oldu acaba ben tavuk istemiştim' dedim. Garson diyor ki 'abla ben ustama tavuk istediğini söyledim, ustam dedi ki tavuk yemesin kebap yesin'. Tamam dedim madem ustan öyle uygun görmüş. Hayır, o zaman niye sipariş alıyorsunuz demedim çocuğa 😁
Urfa'da, Mardin'de dört gün geçirdikten sonra girdiğimiz bir lokantada yemek tezgahındaki abiden etsiz dolma istedik. Adam 'vegan mısınız?' dedi. 'Abi yok, vegan değiliz de et ve etli yemeklerden gut olacağız artık' dedik. Etsiz dolma yemeyin, biz yemiyoruz, onlar yalancı dolma, yabancı turistlere veriyoruz onları diyor :)
Uzun uğraşlar sonunda adamı ikna edip etsiz dolmalarımızı alabilmiştik
Yalancı dolmanın etsiz olduğunu öğrendiğim gün büyük bir karmaşa yaşamıştım. Kıyma gerçek, pirinç, kuş üzümü vb ise yalandı. Yamyamlığın kültüre nüfuzu edişinin böyle dile gelişi afallatmıştı. Zaten adları da yalancı dolma, etli sarmaydı. Tabii ki hemen eti terk edemedim, yamyamlık bana da işlenmişti kültür tarafından.
@gunes_delisi Normalde ben de senin gibi düşünüyorum ama dün Redd'in konserinde Doğan Duru'nun saçlarına bakınca 'kesinlikle yaramaz' demedim 😬 ama mesela Teoman'a bakınca diyorum 😁
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
"...şu perişanlık denen şey kendini bir karın gurultusuyla duyursa ya... Bununla yetinemiyor, hep daha fazlasını istiyor insandan. İnsan onurunun yavaş yavaş küçülmesinin ağırlığı geliyor beraberinde." diyor Erdem yazısında. @_ikindiustu
Bu yaz Kıtlık ve Açlık romanlarını okudum. Fil yazısını okuduktan sonra beklemeden kitabın 1971 baskısını ödünç aldım kütüphaneden.
ERDEM ÖZGÜL – Vittorini ile Fil:
“Vittorini yoksulluğu şiirselleştirmiyor. Okurunu acındırarak kandırmaya da kalkmıyor. Tam tersine, son derece soğukkanlı bir matematik sunuyor. Öyküsü bazı yerlerde daha fazla mizah, daha fazla dram da kaldırır ama o buralara girmiyor.” https://t.co/I2p1ntTekc @kitapkritik24 aracılığıyla
@gunes_delisi@_ikindiustu 😂 İrlanda'yı, Norveç'i okudum, İtalya neden eksik kalsın ki 😎
Bizim seninle kütüphanemizi birleştirmemiz gerekiyor artık Tülay 😁
Hamsun, Açlık'ta açlığın bireyin benlik duygusunu, gururunu, akıl sağlığını nasıl kemirdiğini anlatır. Açlığı, bireyin iç dünyasından okuruz çarpıla çarpıla. Kıtlık kitabında açlık toplumsal bir felakettir. Ama iki kitapta da (muhtemelen Fil'de de) açlık en çok toplumsal şiddettir sanırım.