Osmanlı’da ithal parfüm gerçekten sadece elitlere mi aitti?
Koku tercihleri bölgeden bölgeye nasıl değişiyordu?
İnsanlar sırf şişesi “lüks” göründüğü için parfüm alıp içine başka kokular mı dolduruyordu?
Yerel kokular nasıl pazarlanıyordu? Tüm bu soruları ele aldığım makalem,
Batı'nın sizi egzotik bir süs eşyasına, turistlerin fonunda duran bir dekor unsuruna indirgemesini iltifat sanıyor; bir zamanlar sizden çekinmesini de bununla aynı şey zannediyorsanız, kimin ev zencisi olduğu sorusuna yeniden bakmak gerekir.
Tartışma artık devlet ile toplumsal aktörlerin karşılıklı ilişkileri, ittifakları ve dönüşümleri üzerinden yürüyor. Bu yüzden konuyu yeniden açmaya gerek yokmuş gibi geliyor; fakat sosyal medyada bazı eski kalıpların hâlâ tekrarlanabildiğini görünce insanın yazası geliyor.
Devlet neden burjuva "yaratsın"? Hâlâ bu tezlerin dolaşımda olmasına şaşırıyorum. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e devreden Müslüman-Türk eşrafın önemli bir bölümü yeni rejime eklemlendi. Toprak ağaları, İttihatçı dönemden itibaren ticarete yönelmiş bürokratlar, küçük ölçekli üretimden
Türkiye’de burjuvazi, kendi devrimci/kurucu gücüyle palazlanabilmiş özerk bir sınıf değil. Osmanlı dağılırken yeni ulus-devleti kurup modernleştiren de burjuvaziden daha ziyade bürokrasi oluyor.
Devletin öncülük ettiği alanlarda -gayrimüslim sermayenin tasfiyesinden sonra- bürokrasiyle pazarlık içinde ve dünya kapitalizmine eklemlenerek şekilleniyor.
Özellikle Keyder’in kitabındaki “Kayıp Burjuvazi Aranıyor” bölümünü çok önemsiyorum.
ekonomik ve toplumsal yükseliş hikâyesinin önemli bir parçasıydı. Aslında bunlar 1990'lardan beri tartışılan meseleler. Bugün akademide "Türk burjuvazisi tamamen devlet eliyle yaratıldı" şeklindeki kaba ve tek yönlü açıklamalar çok sınırlı karşılık buluyor.
Sonuçta insanlar taç giyme törenlerine Osmanlı şalvarıyla değil, kendi aristokrat kıyafetleriyle gidiyordu. Turquerie bir kültürel dönüşümden çok, egzotikleştirilmiş bir dekor ve tüketim modasıydı.
Böyle mikro-milliyetçi yorumlara kapılarak Turquerie'yi fazla büyütmemek lazım. Turquerie denilen olgu, Avrupa'nın Osmanlılaştığı ya da Osmanlı modasının Avrupa'yı fethettiği anlamına gelmiyordu. Bu, 17. ve 18. yüzyıllarda egzotik olana para harcamaktan hoşlanan aristokratlar
Çin porselenlerine kadar pek çok ürünü taklit ederek kendi pazarları için yeniden ürettiler. Dolayısıyla burada söz konusu olan şey Avrupa'nın "Osmanlılaşması"ndan ziyade egzotik olanın tüketim nesnesine dönüştürülmesiydi.
@cepniprensi Haklılık payı var ama dikkatli olmak lazım. Bu benzetme bir yerden sonra farklı dönemlerin altyapı-üstyapı ilişkilerini aynı kefeye koyma riskini taşıyor. Benzerlikler var, ama birebir karşılık kurmak biraz zor.
@usrev12 Ben burada Osman Gazi'yi ya da Osmanlı'yı "müdafaa" eden bir tarafta değilim. İster At hırsızı olsunlar ister allame, ilgilenmiyorum. Eklediğiniz bu tartışma konusunda da fikrim yok, alanım değil. Sadece ESG'nin dönüşüme dair gözlemlerimi belirttim.
ESG'nin son yıllardaki dönüşümü gerçekten dikkat çekici. İçeriklerinde giderek daha belirgin bir modernizm ve Kemalizm anlatısı öne çıkıyor. Bununla birlikte aynı dönemde Yön Dergisi, 1960'lar planlamacılığı ve benzeri temalar üzerinden eski sol-Kemalist damara da seslenmeye
Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan, ''en talihsiz nesil'' tartışması üzerine konuştu:
🔹Bak bugün biz, bir tane seçim kaybediliyor ''Eyvah mahvolduk'', biraz fiyatlar artıyor ''En talihsiz nesil biziz.''
🔹En talihsiz nesil sen misin?
🔹Moda Starbucks'tan söylüyorsun bir de bunu.
🔹Yahu, şimdi senin bu kadar kolay moralin bozuluyorsa, bir tane mağlubiyetle, senin istediğin siyasi parti iktidara gelemedi diye ''Yandım Allah'' falan diyorsan, sen 16 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru'na hayatta binmezdin.
🔹Senin ne olacağın belli; İstanbul boğazının kenarında ''Bu iş olmaz, maceraya atılmayın'' yazacaktın.
🔹Ya buradan alınacak bir ders de vardır. Bak, 13 milyonluk nüfus, adam yok.
🔹13 milyon nüfuslu yerde insanlar hastalıktan kırılıyor. Yol yok, yol!
🔹Ankara'nın doğusuna yol yok.
🔹Öyle bir ekiple ordu kuruyorsun, savaşıyorsun yokluk içinde falan filan ya...
🔹İlk kurulduğunda Meclis, tabildot yiyorlar, yerde yatıyorlar falan. Böyle ortamlarda bu iş yapılmış.
🔹Özellikle bunu gençlerde görüyorum. Bu kadar yani ''En talihsiz nesil biziz.''
🔹Allah Allah! 1895'te doğan ne olacak? Gençliği I. Dünya Savaşı'nda kaldı.
🔹Sakatlanmadıysa ekonomik krizde aile kuramadı.
🔹Tam yaşlanacak, bir daha subay olarak II. Dünya Savaşı'na gitti.
🔹Tam 70 yaşına geldi, çiçek hastalığı falan çıktı.
🔹Bu kuşak ne desin?
🔹Biz rahat zamanların şımarttığı çocuklarız.
Osman Gazi'ye söylediği lafın lince dönüşmesiyle milliyetçi ve Osmanlıcı çevrelerde eski etkisini kaybettikten sonra yeni bir kitleye yöneldiği hissi oluşuyor. Bugün içeriklerine baktığımda karşıma daha çok seküler, Kemalist ve kendisini solda gören bir izleyici profili çıkıyor.