Gülün Açtığı Gece 📚
“Doğru. Zahirde ayrı gibi görünse de özde aynılar. Biz de böyleyiz işte. Ruhlarımız bedenlerimizin içinde tıpkı bu toprak kabın içindeki hava gibi hapistir. Her şeyin özü ile ruhlarımız ayrı gibi görünse de birdir. Aynıdır. Nasıl ki var olan hava kabı kendiliğinden dolduruyorsa, İlahi Olan, Yüce Yaradan da bu yaşamda kullandığımız, beden dediğimiz kapları doldurur böyle. Bu nedenle var olan her şey O’dur. Her şey O’nun tecelli etmiş bir formudur.”
Başak Sayan, dördüncü romanı Nigâhdar’ın ardından bu kez Gülün Açtığı Gece ile okurlarını; Şems-i Tebrizi’nin gizlenen kimliğinin, Alamut ve efendilerinin az bilinen tarihinin derinliklerine sürüklüyor. Bir kez daha bilim, felsefe, din ve mistisizmin sınırlarında gezdirerek tüm disiplinlerin birbiriyle olan ilişkisini gözler önüne seriyor.
#İthakiYayınları #BaşakSayan
Bu kitap, henüz lisedeyken yazdığı bir şiirde “bütün dertleri tokların vicdanına yüklemek istiyorum” diyen bir devrimcinin, doktor unvanlı bir iktisatçının, bir botanik ve edebiyat düşkününün, bir yazar ve militanın yaşamöyküsüdür.
Rosa Luxemburg: Her Şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak, 6-16 Mart tarihleri arasında %45 indirimli.
https://t.co/KyHEKyjoth
📌 𝗣𝗔𝗡𝗗𝗢𝗥𝗔’𝗱𝗮 Gündem: Perwer Armed ile Mykonos tuzağı: Dr. Sadıq Şerefkendî suikastinin anatomisi ve Rojhilat’taki Kürt direnişi…
🗓️ 12 Mart 2026 - Perşembe
⏰ TR saatiyle 21:30’da
👉 https://t.co/IMsKBwK0Q9
“Mykonos Tuzağı – Dr. Sadıq Şerefkendî suikastının perde prkası”, Berlin’in Mykonos restoranında 17 Eylül 1992 gecesi kurşunlanan Kürt lider Dr. Sadıq Şerefkendî ile yoldaşları Fettah Abdoli, Humayûn Ardalan ve Nûrî Dehkordî’nin trajedisini, Avrupa’nın göbeğinde sahneye konan bir devlet infazının anatomisi olarak açığa çıkarıyor. PDK-İ lideri Şerefkendî’ye yönelik bu saldırı, Viyana’da Dr. Qasimlo suikastıyla başlayan ve Avrupa’nın politik körlüğüyle cezasız kalan İran rejiminin Tahran’dan Berlin’e uzanan infaz zincirini simgeliyor.
Gazeteci-yazar @PerwerArmed’in ustalıkla kaleme aldığı eser, Mykonos cinayetini yalnızca bir suikast dosyası olarak değil, Mykonos cinayetini, Tahran’dan yönetilen İran istihbaratının Avrupa’daki muhalifleri sistematik susturma zincirinin doruk noktası olarak analiz ediyor. Almanya’nın ikircikli diplomatik tutumundan, Avrupa hükümetlerinin ekonomik ve stratejik çıkarlarını insan haklarının önüne koymasına kadar uzanan geniş bir tablo çiziyor. Okur, Avrupa’nın kendi değerleriyle sınandığı karanlık bir sayfayla yüzleşiyor.
Belgeler, istihbarat raporları ve mahkeme kayıtlarıyla örülmüş soğukkanlı politik analiz dili, “Mykonos Tuzağı”n�� diplomatik gerilim romanıyla akademik inceleme arasında rafine bir noktaya taşıyor. Kitap, Avrupa’da devlet eliyle işlenen suçların sessiz meşruiyetini sorgulayarak, güç, çıkar ve ahlak üçgeninin çıplak hâlini gözler önüne seren; devlet şiddetinin Avrupalı demokrasilerdeki görünmez sınırlarını anlamak isteyenler için keskin bir referans olan cesur bir inceleme olarak öne çıkıyor.
#BahçıvanveÖlüm’den çifte sevinç.
10. baskıya ulaştı.
Kitapyurdu’nun 2025 “Yılın En İyi Kitapları” oylamasında 4.192 oyla ilk sırada yer aldı: https://t.co/FtX8iPztzV
Bir kitabın gerçek ödülü okuruyla kurduğu bağdır.
Teşekkür ederiz.
“Bu bir masal değildi. Çünkü masallar, gerçeklerle çoğu zaman örtüşmezdi. Bir masalın iç yüzüydü kaleme aldıkları. Sevdiği için delice kavgalar veren, dünyadan devşirebildiği bütün güzellikleri sevdiğine sunan birisi vardı bu masal olmayan masalda. Sırf sevdiği mutlu olsun diye onun doyumsuz heveslerine göz yuman; ekmeğini, beş kuruşunu bir çocuk sevinciyle paylaşan, yediği nice darbe sonrasında bile gururunu hiçe sayıp gözyaşlarını saklayarak ayakta durmaya çalışan biri...”
https://t.co/6RTLg3flZq
Sevgili okurlarımız,
Komünist Manifesto Ayı’nı kutladığımız Şubat ayının son gününde, “Manifesto Ayı'nda Neler Yaptık?” başlığıyla bu ay gerçekleştirdiklerimizi derliyoruz.
Öncelikle Komünist Manifesto’nun cep boyu baskısını %60 indirimle, diğer ilgili kitaplarımızı ise -Komünist Manifesto ve Hakkında Yazılar, Çizgilerle Komünist Manifesto ve Bir Hayalet Kol Geziyor'u- %45 indirimle okurlarımıza sunduk.
https://t.co/gUUgQHz62i
💢 Gölgelerin dağıldığı gün: Hamaney’den sonra İran
Tahran sabahına, duvarların ardında fısıltıyla yayılan bir haberle uyandı: Ayetullah Ali Hamaney öldü. Güneşin bile tereddütle doğduğu o an, İran’ın kırk yıllık ideolojik mimarisinde bir çatlak hissettirdi. Bu, sadece bir liderin ölümü değil, bir dönemin sessizce çözülüşüydü.
Yıllar boyunca Hamaney’in gölgesi, İran toplumunun her nefesine sinmişti. Ders kitaplarında, televizyon ekranlarında, sessizce sokaklardan geçen gençlerin bakışlarında. Rejimin sürekliliği, yalnızca baskının mekanizmalarından değil; kuşaklar boyunca ��ğrenilmiş bir korku refleksinden besleniyordu. Oysa bu sabah, Tahran’ın soğuk rüzgarında bile tedirgin bir özgürlük kokusu vardı: yas değil, beklenti!
Ülkenin siyasal anatomisi şimdi yeniden yazılıyor. Dini kurumlarla Devrim Muhafızları arasındaki dengeler, miras kavgalarından çok ideolojik hayatta kalma stratejilerine dönüşmek üzere. Her biri iktidarın kırıntılarını korumaya çalışırken, sokaklarda bambaşka bir tahayyül filizleniyor, artık sadece reformdan değil, korkusuz bir varoluş talebinden söz ediliyor. Genç kuşak, babalarının suskunluğunu değil, geleceğin sesini miras almak istiyor.
Yine de İran çelişkiler ülkesidir: devrimle yoğrulup gelenekle mühürlenmiş bir toplumun içsel gerilimi kolay çözülmez. Her bastırılmış öfke, yeniden doğmak için bir dil arar. Hamaney’in ölümü, belki de bu dili bulmak için kaçırılmayacak bir anı temsil ediyor. Tarih, bazen sessiz bir ölümle değil, o sessizliğin yankısıyla değişir.
Ve şimdi, o yankı Tahran’ın sokaklarında duyuluyor!
"Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, yalnızca bir semtin, bir caddenin panoramik tarihi olarak sınırlanamaz: Aynı zamanda bir dönemin çokrenkli tanığıdır. Daha da önemlisi: Türk Edebiyatı'nın en keyifli yazılarından biridir." – Enis Batur
Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu hakkında daha fazlası için: https://t.co/xnCjqCOqOP
Özledim ilkelliğimi dalgalarında
Buldum savaşı bitmez derinliklerini
Karıştırdıkça bir kargının ucuyla
Gördüm, bekliyordu kendini o da
Germiş de al kıskacını Lidya kralı gibi
O turuncu ruh, değişken
İzledim onda ilk oluşumu sanki
Hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.
Kesikten sızan kan imgesi Cansever’de hemen her zaman “hayatiyet” gibi bir yan anlam da üstlenir: arzunun, hayattan vazgeçme pahasına yaşama tutkusunun gösterenidir. Buna şairde pek sık rastlanmayan bir “ilkellik” ve “vahşet” çizgisi de ekleniyor burada. Özne kendi doğum ânının tanığı, hayran “izleyicisidir” şimdi. Ama bütün bunları kendinde toplayan o “bekleyiş” motifine dikkat etmek gerekir: “Lidya kralı/yengeç/turuncu ruh” üçlüsünden oluşan bileşik özne, kurduğu pusu ya da tuzakta kendi kanını bir “yem” olarak akıtmış, “avını” beklemektedir. Av?
Kitaptan, sayfa: 135
#OrhanKoçak #CanseverKant
🔗 https://t.co/H1Vu3dai3k
Sıklıkla “Madam Bovary” ve “Anna Karenina”yla kıyaslanan “Effi Briest”, bir eş ve anne olarak görevleri ile kalbinin istekleri arasında kalan genç bir kadının insancıl ve gerçekçi bir portresi.
https://t.co/kVK5tw8g4X’da ve bu haftadan itibaren tüm kitapçılarda.
Çeviri: Tevfik Turan
Komünist Manifesto’nun ilk basımı 1848 Şubat’ında Londra’da 23 sayfa hâlinde yayınlandı. O tarihten bu yana pek çok dilde sayısız kez basıldı.
Peki siz Manifesto’yu hangi çeviriden okudunuz? Okuduğunuz çeviriyi beğendiniz mi?
#RedBooksDay2026
https://t.co/7PlsQYF8jr
Ünlü Giacomo Casanova hapisten kaçtıktan sonra Bolzano’ya sığınır ve burada Venedik’in puslu kanallarından uzak, sınır kasabasının taş sokaklarında geçmişin hayaletleriyle karşılaşır. Onun dönüşü hem geçmişte kalmış bir aşk hikâyesini hem de zamana, iktidara ve geçmişe karşı girişilen bir düellonun fitilini ateşleyecektir.
“Sándor Márai, “Bolzano'da Son Sahne” Çeviri: Tarık Demirkan
Sınırların Arasında Kalan Sesler
Yazın son günleriydi. Hava o mevsime göre bile ağırdı; bulutlar puslu, rüzgâr yorgundu.
Uzun süredir haber almadığım bir arkadaşım aradı. Sessizliği kıran ilk kelimeleri, neredeyse fısıltı kadar kırıktı:
“Onu aldılar.”
Erkek arkadaşı, bir kaç yıl önce İran’dan kaçmış bir muhalifti. “Jin, Jiyan, Azadî” protestolarına katıldığı için hapse atılmış, serbest bırakıldıktan sonra ülkesinde bir daha nefes alamayacağını anlamıştı. Önce Türkiye’ye geçmiş, oradan Amerika’ya ulaşmıştı. Umutla sığınma talebinde bulunmuştu; çünkü insan, bazen yalnızca bir kağıt parçasına yazdığı birkaç cümleyle yaşama tutunur.
Ama kader, bazen bir evrak rafında unutulmuş imzadan ibarettir.
ICE ajanları sabahın erken saatlerinde kapısını çaldı. Valizini bile toplayamadan götürüldü. Kısa bir aktarmayla önce İstanbul, sonra Tahran. Her şey, bir prosedür kadar soğuk ve sessizdi.
Arkadaşım anlatırken sesi titriyordu. “Hangi ülke daha acımasız, artık bilmiyorum,” dedi. “Biri sesini kısmak istiyor, diğeri onu geri gönderiyor.”
Erkek arkadaşı İran’a vardığında yetkililer, onun Amerika’dan sınır dışı edildiğini anlamadı. O bilgi, ölümün eşiğinden bir adım geri dönmek demekti. Bu tesadüf, hayatta kalmanın tek gerekçesine dönüşmüştü.
Bir süre sonra birbirlerine ulaşmaya çalıştılar. Fakat savaşlar, sansürler, kapalı hatlar aralarındaki sessizliği uzattı.
İsrail ve İran arasındaki on iki günlük çatışmadan sonra, en basit bir mektubu bile sınırdan geçirmek neredeyse imkânsız hale gelmişti.
Arkadaşımın ricasıyla belgelerini Amerika’dan Almanya’ya, oradan İran’a ulaştırmak iki ay sürdü.
Her kâğıt parçası, politik bariyerleri aşan sessiz bir yardım çağrısı gibiydi.
Fakat ufukta yeni bir fırtına birikiyordu.
Son günlerde Amerika’ya ait tanker uçakları Avrupa semalarında olağandışı bir sıklıkla uçuyor. Pentagon bu uçuşlara “hazırlık tatbikatı” diyor. Diplomasinin dili çözülmezken, gökyüzü yeni bir hesaplaşmanın sessiz provasına döndü. Cenevre’de müzakereler sürüyor ama denizlerde, havada, üslerde hareketlilik artıyor. Washington caydırıcılık mesajını gökyüzünden yazarak veriyor.
Fakat bu güç gösterileriyle dolu tablo içinde en sessiz olanlar yine insanlar.
Tahran’da bir adam, kapının çalınmasından korkarak uyuyor.
Amerika’da bir kadın, posta takibinde küçük bir onay işaretini bekliyor.
Bir mektubun ulaştığına dair bir satır, bazen dünyanın bütün savaşlarından daha anlamlı hale geliyor.
Belki de asıl trajedi burada gizli:
Devletler konuşuyor, uçaklar kalkıyor, ateşkesler bozuluyor;
ama o iki insanın arasında hâlâ bir yarım cümle eksik.
Hüseyin ☀️
#MetisEleştiri dizisinin tüm kitapları şubat ayı boyunca %40 indirimde: https://t.co/FYKP5QZYpO
“Dana Oswald (2016) ‘Canavar Toplumsal Cinsiyet: Belirsizlik Coğrafyaları’ başlıklı makalesinde dev, vampir ve kurt adam gibi figürlerin hepsinin aşırı eril özellikler sergilediğini ve yiyecek, seks ve şiddete olan iştahlarıyla uygar erkekliğin sınırlarını aşan birer canavar olduklarını belirtir. ‘Hipermaskülenlik, abartılı fiziksel özelliklerin yanı sıra saldırganlık ve tahakküm performanslarının izini taşıyan bir kategoridir.’”
#EzgiHamzaçebi #CanavarlarınVaatleri
📕 YENİ / Dokuzluklar, Plotinos
Yunan felsefesinin zirve eseri ve Yeni-Platoncu kozmolojinin başyapıtı olan Dokuzluklar’ın ilk cildi, Yunanca aslından çevirisiyle ilk kez Ketebe’de...
“En yoksullar ve en kötü vaziyette olanlar, artık sosyoekonomik bir sınıf olarak değil, neredeyse başlı başına bir ırk gibi algılanıyor.”
#AlenkaZupančič#KomediSonsuzunFiziği
Çeviri: Tuncay Birkan
🔗 https://t.co/6TG94bk966