Dün olanlara biraz açıklık getireyim. Dem partinin Şeyh Sait övdüğü gün İslamcı gruplar dem parti destekçisi Leman dergisinin önüne gidiyor. Fakat ilginç olan karikatürden bahsedilmeyip baştan sona cumhuriyet ve Atatürk aleyhine hakaret dolu sloganlar atılıp Şeyh Sait’e “layık” olabilmekten bahsediliyor. Atatürk ve Türklük düşmanı iki gruptan biri ne tesadüftür ki tepkisini yine ortak düşmanlarına hakaret ederek gösteriyor.
Üstelik bu olayda da Saraçhane’de olduğu gibi, öncü olarak yıllar içinde eriyerek bir elin parmağı kadar kalmış ibda-c terör örgütü başı çekiyor. Bu örgütün bir avuç kalmışken son ihanet ve dönüşüm sürecinde yeniden hortlatılması ve her eyleminde polis koruması sağlanması bir tesadüf değildir. Türkiye belli bir yöne çekilmek istenirken bu olaylar doğal kitlesel tepkiler değil belli bir ajanda çerçevesinde yürütülen mobilizasyon provalarıdır.
Bizim kalkıp oraya gitmemiz ise kesinlikle bir olaya mahal verip, toplumda amaçsız sürtüşmeler yaratmak için değil, Türk milletini sindirme projesi ve yaratılmaya çalışılan korku iklimi karşısında sinmeyeceğiz mesajı vermeye yönelikti.
Bugün Türkiye’de yüz yıl önce olduğu gibi yalnızca iki blok kalmıştır. Bunlar milli ve gayri milli unsurlardır. Gayri milli unsurlar geçmişte olduğu gibi yine; gerek radikal sol maskesi ve etnik bölücülükle, gerekse radikal İslamcılık ve şeriatçılıkla emperyalizmin Türk milletine karşı kuklaları olmaya devam etmektedir.
Türk gençliğine düşen görev yalnızca kendinden taraf olarak, karşısında kim olursa olsun Türk milletini müdafaa etmeye devam etmektir. Biz de bunu yapmaya devam edeceğiz.
Vatan da Mushaf da Hürriyet de bize emanettir.
Deprem bölgesinin çilesi de derdi de bitmiyor anlaşılan o ki kolay kolay da bitmeyecek. Biz bireysel olarak böyle destekler vermeye çalışıyoruz ancak bizler de Türk ekonomisi ile cebelleşen insanlarız bir yere kadar destekte bulunabiliyoruz rica ediyorum sizler de bölgeye destek olun.Normal şartlar altında tek dertleri yaşadıkları depremin acısını sarmak için psikolojik destek almak olması gereken evlatlarımız günlük ekonomik sıkıntılarla uğraşıyorlar bizim gibi kadim bir millet için ne kadar hicap verici , deprem bölgesine desteklerinizi bekliyorum.
Ayakta yaşamak, yolundan, tutkundan, kavgandan, dostlarından vazgeçmemek. Yanında yürümüş insanların her zaman gururla anacağı bir hikaye bırakmak.. Hayat dediğin tam olarak budur. Ne bir eksik ne bir fazla.
Allah bizi bu hayata mahcup etmesin.
Kanser sebebiyle hayatını kaybeden Brest teknik direktörü Eric Roy'un eşi Loetita, eşinin herkesten gizlediği kanser hastalığı ve yaşadığı süreçler hakkında dokunaklı bir röportaj verdi.
"Brest'le sözleşme imzaladıktan 5 gün sonraydı. 'Karnım ağrıyor' dedi, kulüp doktoruna gitmiş. Doktordan çıktıktan sonra konuştuk, 4. evre pankreas kanseri olduğunu ve kurtuluş imkanı olmadığını söylediler.
Bana döndü, 'Birlikte savaşçı moduna geçiyoruz' dedi.
Çalışacağına ve Brest'le sözleşmesine sadık kalacağına karar verdik. Çok ağır bir kemoterapi geçirecekti. Bu karar sebebiyle doktorlar bizi biraz deli yerine koydu. Ama çalışmak onu ayakta tutacaktı.
Brest'te durumlar çok karışıktı. Eric, takımı küme düşmekten kurtarmak için göreve gelmişti. Takımın karşısına geçip 'Merhaba, kanserim ve belki de birkaç ay sonra öleceğim' dese bu iş yürümezdi. Karşısındaki çocuklar onun onları ligde tutacak bir kahraman olduğuna inanmalıydı.
Bu durumu herkesten sakladı. Başkan ve sportif direktör hariç. Onlar da endişe etmemesi gerektiğini, ihtiyaç duyduğunda kendine vakit ayırmasını istediklerini söylediler.
Hasta adam olmayı reddetti. Kimsenin acıma duygusunu ya da ayrılacağını istemedi.
Önce takımını yönetir, sonra da kemoterapiye giderdi. Geri kalan her şeyle ben ilgilenirdim. İşteyken beklediği tek şey benim gidip onu almamdı.
Arabaya binerdi ve yüzündeki maske düşerdi. İşini yaparken ve basın toplantılarına durumu idare eder, renk vermezdi. Eve geldiğindeyse gardı tamamen düşerdi.
Üç yıl boyunca hayatımız bu hastalığın etrafında döndü.
Sürekli yalan söyledim. İnsanlar bana 'Kocan çok yorgun görünüyor' dediklerinde ise 'Teknik direktörlük delice bir meslek' der ve geçiştirirdim.
İçinde şizofrenik bir his taşıyorsun. Yaşadığınız her şey korkunç ama bir yandan da bitmesini istemiyorsunuz. Bitmesi, her şeyin sonu anlamına geliyor.
Brest'teki son sezonunda neredeyse yürüyemiyordu. Varis çorapları giyiyordu. Futbolcuları onun tükenmiş olduğunu görüyordu. Taraftarların önünde Kamory Doumbia'nın onun kolunu havaya kaldırdığı görüntüler var. O esnada o kadar bitap düşmüştü ki... Her yeri ağrıyordu.
Ertesi gün Nice'e döndük. Aklındaki tek şey dinlenip yeni sezona başlamaktı.
Eve gelince çocuklarımızı aradım. 'Babanızın durumu kötüleşecek, eve gelmeniz gerekiyor' dedim.
Hala bana Brest'e dönmekten bahsediyordu. Sonrasında onu birkaç ay önce durumu çıtlattığı teknik ekibi ve takımdaki tecrübeli oyuncuları arayıp gerçeği anlatması için ikna ettim.
Son günlerinde çok acı çekiyordu. Aramızdan gidişi onun için de bizim için de bir kurtuluş, rahatlamaydı.
Bir ay boyunca gözümü kırpmadım. Çocuklarıyla konuşmak istedi. Onlara 'Hiçbir pişmanlığım yok. Tutkumu her zaman her şeyin önüne koydum ve beni mutlu eden de bu oldu' dedi.
Oğlum, ona 'Bize ayakta durmayı' öğrettin dedi. Kızım ise bağımsızlığı öğrendiğini söyledi.
Ben ise 'Hayatım, hayatlarımızı zirveye çıkardın. Artık bırak ve uç, çok yoruldun' dedim. Huzur içinde dinlenmesini istedim.
Hayatımın 37 yılını olağanüstü bir insanla ve inanılmaz bir babayla geçirdim.
56 yaşındayım. Onsuz geçireceğim yılları düşünmek istemedim. Onunla torun sahibi olmayı, torunlarımızla birlikte yaşlanmayı hayal ediyorduk.
Bazı çiftler bu tür sınavlarda birbirinden uzaklaşır. Bizim aramızda uçsuz bucaksız bir aşk vardı. Bu sınav bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı. Onunla hiçbir şey asla kasvetli ve iç karartıcı olmadı."
Yönetim kurulu üyelerimizden Kadir Oğuz Yağcı, dün akşam ikinci kez ameliyat olmuştur. Kendisine ve ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, en kısa zamanda sağlıklı günlerde bir arada olmayı diliyoruz.
“Zafer, zafer benimdir diyebilenindir.”
Başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; vatanımızın bağımsızlığı ve milletimizin hürriyeti uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
“‘Koma Amed’ grubu Karadeniz turnesi yapabilmelidir.”
Oyuncu Füsun Demirel’den ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine destek:
“Silahlar sustu ama barış bundan ibaret değil. Kalıcı olabilmesi demokratik bir toplumun inşası ile mümkün. Özgür alanlara ihtiyaç var. Gerçek barışı inşa etmek için kolları sıvayalım.
Ben bir Türk annesi olarak bir Kürt annesinin acılarını anlayabiliyorum.
Bir barış gelecek ise önce acılar yaşamış, evlatlarını yitirmiş Türk ve Kürt anaları kucaklaşmalı. Ne yazık ki toplumdaki ön yargıların ve kutuplaştırıcı dilin bu süreci zorlaştırabileceğini de görüyoruz. Ancak ne olursa olsun bu coğrafyanın insanlarının vicdanına, yüreğinin güzelliğine, sağduyusuna güveniyoruz.
Müziğine hayranlık duyduğum ‘Koma Amed’ grubu Karadeniz turnesi yapabilmelidir.
Bir Karadeniz halk oyunları topluluğu da Diyarbakır’da gösteri yapabilmelidir.”
1283 Dergisi’nin birinci sayısı çok yakında sizlerle.
İlk sayımızda; farklı alanlardan değerli isimlerin kaleme aldığı yazılarla Türkiye’nin meselelerini, Türk milletinin geleceğini ve dünyada yaşanan dönüşümü farklı perspektiflerden ele alıyoruz.
Birinci sayımızın yazarları:
Attila Serhat Koç — @attilakocc
Müjdat Öztürk — @mujdatozturk34
Hakan Paksoy — @uhakanpaksoy
Namık Kemal Zeybek — @atacizeybek
Adem Taşkaya — @Adem__Taskaya
Selçuk Erenerol — @selcukerenerol
Fırat Baran Önder — @firatbond
Emre Yükselen — @emreyukselen
İlayda Ayaz — @ilaydayaz_
Kadir Oğuz Yağcı — @yagcikadir53
Abonelik ve ön sipariş süreci çok yakında başlıyor.
1283 Dergisi’nin ilk sayısını kaçırmamak için bizi takipte kalın.
Proje futbol kulübü ve proje tribün olmasaydınız böyle rezil olacağınız paylaşımlar yapmazdınız. Madem ne spora ne de kültüre dair herhangi bir bilginiz yok en azından susun da rezil olmayın.
⏰ Maçın bitişinin üzerinden neredeyse 1 saat geçti.
Amedspor taraftarları hâlâ Kocaeli Stadyumu’nda tutuluyor.
Bu nasıl bir uygulamadır? İnsanları saatlerce stadyumda bekletmenin, bu mağduriyeti yaşatmanın hiçbir izahı olamaz.
Yazıklar olsun!
Amedspor taraftarları yalnız değildir. Bu görüntülerin ve yaşatılanların takipçisi olacağız.
Allah sizi bildiği gibi yapsın. 🟢🟡
kürt işçilerin, kürt yoksulların durumundan bahsetmek yararlı. ırkçılar bu sayede türk yoksulların da varlığını hatırlayıp mırıltı minvalinde dümenden bir kapitalizm eleştirisi yapabiliyor.
Bir sorun ancak Kürdün başına gelince sizin için “sorun” haline geliyor. Yıllardır dilinizden düşürmediğiniz ve tüm fikir dünyanızı üzerine inşa ettiğiniz 'Kürt sorunu', tam olarak bu ikiyüzlülükten ibaret.
kürt işçilere dönük hiçbir ırkçı faşist saldırı yaşanmasa dahi, bu insanların her sene üç kuruş yevmiye için kamyonet kasalarında akdeniz’e, ege’ye, karadeniz’e giderek mevsimlik ucuz işçilik yapmak zorunda kalmaları bal gibi kürt sorunudur.
OFFTHERECORDTV’DE DERİN MUHABBET SON BÖLÜMÜYLE 12 OLDU. AİLENİZİN HEM İLMİ HEM DE SERSERİ PROGRAMI İLK SEZONU TAMAMLADI! YENİ BÖLÜMLER YENİ KONULAR YENİ KONSEPTLER İLE YOLA DEVAM EDECEĞİZ!YALNIZ SİZDEN KÜÇÜK BİR RİCAMIZ VAR BİZ SİZLERLE GÜÇLÜYÜZ SESİMİZİ DAHA ÇOK KİŞİYE ULAŞTIRMAYA KATKIDA BULUNMANIZ!SOSYAL MEDYA HESAPLARINIZDA, SOHBETLERİNİZDE, BİZİ ANARSANIZ MUHABBET DAHA DA HARLANACAKTIR.DERİN MUHABBET’E BEKLİYORUZ DOSTLAR! MUHABBETTE KALIN MUHABBETLE KALIN! https://t.co/FrLosHppNr
Bu vesileyle spor tarihinin en ikonik psikolojik harp demeçlerinden, Maradona’nın 90 Dünya Kupası yarı finali öncesi verdiği;
“Napolitanlardan, bugün İtalyan olmaları isteniyor; oysa yılın diğer 364 gününde kendilerine terroni deniyor. Ben sadece Napolililere saygı gösterilmesini istiyorum. Hem takım arkadaşlarım hem de ben onların İtalyan olduğunu biliyoruz. Onlardan bizi desteklemelerini isteyemeyiz ama İtalya’nın geri kalanı şunu bilmeli: Napoli halkı da en az onlar kadar İtalyan.”
demecine karşılık Napolitanların cevabını da hatırlayalım..
“Maradona, Napoli ti ama ma l'Italia è la nostra patria” (Maradona, Napoli seni seviyor ama İtalya bizim vatanımız.)
Villa Fiorito’lu bir delikanlı çıktı bir kucağına Agnelli’leri, bir kucağına Berlusconi’yi, Moratti’leri aldı, hepsiyle top diye oynadı, Güneyli işçilerin alın teriyle kurduğunuz saltanatınızın içinden geçti. Bunun acısı bile bin yıl sürer..
Villa Fiorito’lu bir delikanlı çıktı bir kucağına Agnelli’leri, bir kucağına Berlusconi’yi, Moratti’leri aldı, hepsiyle top diye oynadı, Güneyli işçilerin alın teriyle kurduğunuz saltanatınızın içinden geçti. Bunun acısı bile bin yıl sürer..