Butlancı Kılıçdaroğlu yönetimi CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ve yönetimini görevden almış.
Her zaman, her yerde halk iradesinin, seçilmişlerin yanındayız.
CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş'tır.
Butlana da, Sultana da Hayır!
@nihat_yesiltas#CHP#butlan
Özel okul öğretmenlerinin insanca çalışma koşulları, güvenceli istihdam ve emeğinin karşılığını talep etmek için gerçekleştirdiği demokratik ve meşru eyleme yönelik polis saldırısını ve uygulanan şiddeti en güçlü biçimde kınıyoruz.
Hak arayan öğretmenlere copla, bariyerle ve gözaltı tehdidiyle karşılık veren iktidar, emekçinin karşısında ve sermayeden yana olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Öğretmenlerin sesini bastırmaya çalışan bu müdahale, bir polis şiddeti örneği olduğu kadar aynı zamanda ülkeyi kuşatan otoriter yönetim anlayışının da açık bir tezahürüdür.
Eğitim emekçilerinin yanındayız. Hak arama özgürlüğünü hedef alan bu hukuksuz müdahaleyi reddediyor, sorumlular hakkında derhal işlem yapılmasını talep ediyoruz.
@ogretmensendika
Özel sektördeki güvencesiz çalıştırılmayı ve yaşadıkları diğer sorunları gündeme taşımak isteyen öğretmenlere yönelik Ankara’da gerçekleştirilen polis saldırısı ve uygulanan şiddet kabul edilemez.
İktidar, her demokratik tepkiye; her meşru eyleme yönelik şiddet ve yıldırma politikası uygulamaktan derhal vaz geçmelidir.
@ogretmensendika
Kadınları aşağılayan, Kürt halkını hedef alan ve toplumsal kimlikleri küçümseyen ifadeler karşısında SUSMAYACAĞIZ!!!
Bu ülkede kadınlar yüzyıllardır erkek egemen zihniyetle mücadele ediyor. Kürt halkı ise inkârın, ayrımcılığın ve dışlamanın bedelini ödüyor. Bugün hâlâ kadınları ve halkları aşağılamayı kendinde hak görenler varsa, bu durumun sorumlusu yalnızca bu sözleri sarf edenler değil; ayrımcı dili yıllardır normalleştiren düzendir.
Kadınları aşağılayan söylemler ne mizahın ne geleneğin ne de kişisel görüşün arkasına saklanabilir.
Bir halkı etnik kimliği üzerinden küçümsemek de, kadınları cinsiyetleri üzerinden değersizleştirmek de açık bir ayrımcılıktır. Ayrımcılığın "şaka" adı altında dolaşıma sokulmasına izin vermeyeceğiz.
Özellikle kamusal etkisi olan, toplum tarafından tanınan kişilerin kullandığı dil sıradan değildir. Kurulan her cümle ya eşitliği büyütür ya da ayrımcılığı derinleştirir.
Kadınları ve halkları hedef alan sözler toplumsal barışı değil, kutuplaşmayı besler.
Biz kadınlar; erkek egemenliğinin, sermaye gücünün ve ayrımcı siyasetin karşısında eşitlikten yana olmaya devam edeceğiz. Hiçbir servet, hiçbir makam, hiçbir ayrıcalık kadınlara ve halklara hakaret etme özgürlüğü vermez.
Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi olarak; kadın düşmanlığına, Kürt karşıtlığına, ırkçılığa ve nefret diline karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Kadınların onurunu, halkların eşitliğini ve birlikte yaşam iradesini hedef alan her anlayışın karşısında durmaya devam edeceğiz.
Çünkü biliyoruz ki kadınların özgürlüğü olmadan demokrasi, halkların eşitliği olmadan da barış mümkün değildir.
Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi
Gediz konuşuyor!
Zehirlenen sularıyla, kuruyan yataklarıyla, yok edilen yaşamıyla bekliyor.
Sanayi atıkları ve kimyasallar yalnızca bir nehri kirletmiyor. Gediz Havzası'ndan İzmir Körfezi'ne kadar bütün bir ekosistem tehdit altında!
Bir avuç sermaye çevresi daha fazla kâr etsin diye doğa talan ediliyor. Oysa nehirler şirketlerin değil, halkındır. Su yaşamdır, metalaştırılamaz, kapitalizmin yaşamı tahrip eden sisteminin insafına terk edilemez!
Doğayı savunmak, yaşamı savunmaktır. Ekolojik yıkıma karşı çıkmak, talan düzenine karşı çıkmaktır.
Tüm doğa ve yaşam savunucularını 6 Haziran Cumartesi günü saat 16.00'da Manisa'daki Büyük Gediz Buluşması'na katılmaya davet ediyoruz.
Gediz için, Körfez için, yaşam için...
Nehirler konuşuyor.
Biz de susmayacağız.
#Gediz #GedizNehri #NehirlerinKardeşliği
5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ AÇIKLAMAMIZ
Doğayı ve Yaşamı Savunmak, Talan Düzenine Karşı Çıkmaktır.
Bir yanda iklim zirvelerine ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülke, diğer yanda her gün biraz daha küçülen ormanlar, kuruyan dereler, maden sahalarına dönüştürülen dağlar ve şirketlere tahsis edilen yaşam alanları...
Türkiye, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nü tam da böyle bir çelişkinin ortasında karşılıyor. Son yıllarda yaşanan seller, kuraklıklar, orman yangınları, fırtınalar ve mevsim normallerini altüst eden hava olayları iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu gösteriyor. Ancak iktidar, bu gerçeği kabul etmek yerine ekolojik yıkımı derinleştiren politikaları sürdürmekte ısrar ediyor. İklim krizine karşı önlem almak yerine, krizi büyüten sermaye düzenine yeni alanlar açılıyor.
Özellikle son bir yıl içerisinde çıkarılan ya da gündeme getirilen yasal düzenlemeler bunun en açık göstergesidir. Madencilik ve enerji şirketlerinin taleplerine göre şekillendirilen mevzuat değişiklikleri, aynı şirketler için kolaylaştırılan izin süreçleri, çevresel denetim mekanizmalarının etkisizleştirilmesi ve koruma statülerinin zayıflatılması, doğayı koruma politikalarının değil, sermaye birikim rejiminin ihtiyaçlarının ürünüdür.
Bugün iktidarın kalkınma olarak sunduğu şey, gerçekte yeni bir yağma dalgasıdır. Altın madenciliğinden kömür projelerine, taş ocaklarından enerji yatırımlarına kadar doğanın her parçası piyasaya sürülebilecek bir meta olarak görülmektedir. Dağlar cevher rezervine, ormanlar yatırım alanına, akarsular enerji kaynağına, tarım alanları ise inşaat ve rant projelerinin hammaddesine dönüştürülmüş durumdadır.
Bu süreç hem ekolojik bir yıkım yaratıyor, hem de demokratik hakları hedef alıyor. Toprağını savunan köylüler, deresine sahip çıkan yurttaşlar, yaşam alanlarını korumak isteyen ekoloji örgütleri ve bilim insanları giderek daha fazla baskıyla karşılaşıyor. Şirketlerin projelerine itiraz edenler soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla ve kolluk müdahaleleriyle susturulmaya çalışılıyor. Kolluk kuvvetleri kamusal yararı koruyan kurumlar olmaktan uzaklaştırılarak, çoğu zaman şirketlerin yatırım sahalarında onların güvenliğini sağlayan bir özel güvenlik örgütü gibi çalıştırılıyor.
Bu nedenle bugün ekoloji mücadelesi yalnızca ağaçları, dereleri ya da ormanları koruma mücadelesi değildir. Aynı zamanda demokrasi ve yaşam hakkı mücadelesidir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 de bu tablo içerisinde değerlendirilmelidir. İktidar, COP31'i iklim krizinin nedenlerini tartışacak ve çözüm üretecek uluslararası bir platformdan çok, küresel sermayeye yönelik bir vitrin olacak şekilde kurgulamaktadır. Ülke içinde madencilik ve fosil yakıt projeleri teşvik edilirken, çevresel koruma mekanizmaları zayıflatılırken ve ekolojik mücadeleler baskı altına alınırken yapılacak iklim zirvesi, kaçınılmaz olarak ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayacaktır.
Dahası, COP31 hazırlıkları kapsamında gündeme gelen düzenlemeler iklim adaletini değil, karbon piyasalarını, yeşil finans araçlarını ve yeni yatırım alanlarını öne çıkarmaktadır. Böylece iklim krizi, çözülmesi gereken bir yaşam sorunu olmaktan çıkarılıp uluslararası ticaretin yeni başlıklarından biri haline getirilmektedir. Zirvelerin etrafında oluşan devasa ekonomik ağ, iklim politikasını giderek bir tür küresel fuar organizasyonuna dönüştürmektedir.
Oysa iklim krizini karbon sertifikaları değil, fosil yakıtlardan çıkış çözer. Doğanın metalaştırılmasını sürdüren politikalar değil, doğal yaşam alanlarını koruyan politikalar çözer. Şirketlerin kâr hesapları değil, halkların ve doğanın ortak çıkarları çözer.
Bu nedenle Halkların İklim Zirvesi ve dünyanın dört bir yanında yükselen ekolojik direnişler her zamankinden daha büyük bir anlam taşımaktadır. Çünkü iklim adaleti mücadelesi, hem doğanın metalaştırılmasının, hem de sınıfsal eşitsizliklerin, sömürgeci kaynak politikalarının, sermaye tahakkümünün ve doğanın talanının da karşısında durmayı gerektirir.
Bugün Dünya Çevre Günü'nde yapılması gereken şey, doğayı koruduğunu söyleyenlerin sözlerine değil, uyguladıkları politikalara bakmaktır.
Eğer ormanlar madenciliğe açılıyorsa, dereler şirketlere tahsis ediliyorsa, zeytinlikler enerji projelerinin tehdidi altındaysa ve yaşam alanlarını savunan insanlar suçlu ilan ediliyorsa ortada bir çevre politikası değil, ekolojik yıkım programı vardır.
Bizler bu programa karşı yaşamı, doğayı ve geleceği savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü iklim adaleti olmadan toplumsal adalet, ekolojik demokrasi olmadan gerçek demokrasi mümkün değildir.
Yaşamı savunmak, geleceği savunmaktır.
#5hazirandünyaçevregünü #5Haziran #ÇevreGünü
SÜRESİZ NAFAKA HAKTIR, VAZGEÇMİYORUZ!
Anayasa Mahkemesi'nin süresiz nafakaya ilişkin düzenlemeyi iptal etmesi, kadınların ekonomik güvencesine yönelik ciddi bir saldırıdır.
Türkiye'de milyonlarca kadın eşitsizlik, güvencesiz çalışma ve ücretsiz bakım emeği nedeniyle yoksulluk riski altında yaşamaktadır. Nafaka bir ayrıcalık değil, boşanma sonrasında derinleşen ekonomik eşitsizliğe karşı bir haktır.
Bu karar, kadınları yoksulluğa ve ekonomik şiddete daha açık hale getirecek, birçok kadının şiddet içeren evliliklerden ayrılmasını zorlaştıracaktır.
Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi olarak kadınların kazanılmış haklarının hedef alınmasına sessiz kalmayacağız. Eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmiyoruz.
Yeşil Sol Parti Bursa İl Eş Sözcüleri İlminur Yiğitoğlu ve Sayım Gültekin ile YK üyeleri CHP Bursa İl Örgütünü ziyaret ederek İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ve İl yönetimi ile görüştü. Mutlak Butlan kararına, kayyum yönetimine karşı dayanışma içinde olacaklarini belirtti.
@BursaCHP
Yeşil Sol Parti olarak, demokrasi, barış ve adalet mücadelesinde dayanışmayı büyütmeye, halkın ortak geleceği için kolektif direnişi güçlendirmeye devam edeceğiz.
Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz!#BirleşikMücadele#ButlanaHayır
İzmir Cumhuriyet meydanındaki CHP Özgür Özel buluşmasına Valilik engeli ve çok şiddetli polis müdahalesi yapıldı.
Yaşananlar Devlet gücü ile muhalefetin dizayn edilmesi pratiğinin en şiddetli göstergesidir.
Sorun CHP ile ilgili değil,
Demokrasi sorunudur.
Kime yapılırsa yapılsın #HakHukukAdalet ilkesi ile haksızlığa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
#İzmir
Bugün halkın seçme ve seçilme hakkına karşı ağır bir saldırı daha yaşandı.
Bu ülkenin ana muhalefet partisine, Cumhuriyet’in kurucu partisine zor kullanarak girenler, partinin delegelerinin iradesini çiğnemeye çalışmaktadır.
Yaşananlar herhangi bir parti içi mesele değil; halk iradesine ve demokratik siyasetin kendisine yönelik açık bir müdahaledir.
Yerel seçimlerde ortaya çıkan halk iradesini hazmedemeyenler; önce seçilmiş belediye başkanlarını, siyasetçileri ve muhalif toplumsal kesimleri siyasallaştırılmış yargı operasyonlarıyla hedef almış, kendileri dışındaki siyasi partileri fiilen etkisiz hale getirmeye yönelmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük “mutlak butlan” davası ve bugün parti binasına emniyet güçleri eliyle zorla girilmesi, Türkiye’de demokratik siyaset alanını bütünüyle tasfiye etmeye dönük daha büyük bir kuşatmanın parçasıdır.
Türkiye demokrasisine yönelik bu ağır müdahalenin planlayıcılarını, uygulayıcılarını ve işbirlikçilerini bu halk unutmayacaktır. Parti binalarını ele geçirerek halkın iktidara karşı büyüyen itirazını bastırmaya çalışanlar bilmelidir ki; rüzgâr ekenler fırtına biçecektir.
Bu halkı yoksullaştıranlar, işçiden ve emekçiden alıp sermayeyi büyütenler, halktan değil emperyalist merkezlerden aldığı destekle ayakta kalmaya çalışanlar şunu bilmelidir: Örgütlü bir halktan daha büyük bir güç yoktur.
Bizler emek ve meslek örgütleri olarak; bedeli ne olursa olsun demokrasi, halk iradesi ve adaletin yanında olmaya devam edeceğiz.
Başta emek örgütleri olmak üzere tüm demokrasi güçlerini ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen herkesi; halklar ve emekçiler üzerinde her geçen gün daha da ağırlaşan bu kuşatmaya karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Demokrasi, Adalet ve Barış ancak yan yana durarak, birlikte mücadele ederek kazanılacaktır.
CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırı, yalnızca CHP’ye değil, demokratik siyasetin bütününe yönelmiş açık bir baskıdır.
Siyasi partilerin genel merkezleri, demokratik yaşamın meşru alanlarıdır. Bu alanlara saldırı yapılması, hukuk devletiyle, halk iradesiyle ve demokrasiyle bağdaşmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı muhalefeti bastıran, yargı ve polis eliyle siyaseti dizayn eden bir anlayış değil; demokratikleşmeyi, hukuku, barışı ve halk iradesini esas alan bir siyasal iklimdir.
CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırıyı kınıyoruz. Tüm demokrasi güçlerini, baskı ve zor siyasetinin karşısında demokratikleşme için ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
#ButlanKararı #ButlanaHayır
Darbeye Karşı Dayanışma ve Mücadele!
Yargı eliyle siyasete yapılan darbeye karşı emek, barış ve demokrasi güçleri olarak #İzmir’de de bir aradayız.
Birlikte mücadele edeceğiz!
#ButlanKararı#ButlanaHayır
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, MYK üyeleri Sema Pınar, Döne Gevher, Erdal Karakuş, Bahadır Berdicioğlu ve KESK’e bağlı sendikaların MYK üyeleri, siyasallaşmış yargının halk iradesini hiçe sayan "mutlak butlan" kararına karşı CHP’ye dayanışma ziyaretinde bulunarak, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşme gerçekleştirdi.
Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabalarına, irade gasplarına ve antidemokratik müdahalelere karşı demokrasiyi, adaleti ve halkın iradesini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
@herkesicinCHP@eczozgurozel@ulasskarasu
Demokrasiyi Savunmaya Devam Edeceğiz!
AKP iktidarı, muhalefeti yok etmek ve toplumsal muhalefeti sindirmek için bir kez daha bir yargı sopasına sarılmıştır.
İstinaf mahkemesinin bugün CHP kurultayına yönelik verdiği "mutlak butlan" kararı, demokratik siyasete vurulmuş açık bir darbedir. Halkın iradesini gasp eden kayyum politikalarının bir başka tezahürü olan bu sipariş karar yok hükmündedir.
Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabalarına, irade gasplarına ve antidemokratik müdahalelere karşı demokrasiyi, adaleti ve halkın iradesini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Yürütme Kurulu
"Mutlak butlan" kararı çok açık bir siyasi darbedir. Konu sadece CHP'nin konusu değil, demokrasiye, halk iradesine inanan herkesin sorunudur. Bu karar karşısında sessiz kalmak hukuksuzluğa, otoriterliğe sessiz kalmaktır!
@BursaicinCHP
#MutlakButlan
21 Mayıs 1864’te yaşanan Çerkes Soykırımı ve sürgününde yaşamını yitirenleri saygı ve üzüntüyle anıyoruz.
Tarihsel acılarla yüzleşildiği, halkların eşitlik ve adalet içinde özgürce yaşayabildiği bir geleceği kurmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.
#ÇerkesSoykırımı