AKP sadece bu ülkenin asırlık birikimini satmakla kalmadı, gündemi meşgul ederken Kıbrıs’ı da gözden çıkardı!
Alışageldiğimiz bir gerçek var; ülke AKP’nin tayin ettiği bir gündemi konuşurken, vatandaş AKP iktidarı ve Erdoğan’ın suni gündemlerine de maruz bırakılırken ya bir torba yasa ile özgürlükler törpülenir ya bir devlet malı, kamu malı daha peşkeş çekilir ya da AKP’nin beceriksizliği ile bir ‘milli dava’ daha terk edilir!
Şimdi de böyle oldu!
Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanıdı ve büyükelçi atadı.
Ezcümle bu üç ülke, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) varlığını resmen reddetmiş ve adayı, son kurulan Türk Devleti KKTC’yi Rumların parçası saymış oldu.
📌AKP ve Erdoğan’ın ülkede bugün daha ‘kullanışlı’ gördüğü ‘milliyetçilik’ çerçevesinde propagandasını yaptığı Türk Devletleri Teşkilatı’na danışma kurulu olarak görev yapan, başkanlığını AKP’nin eski başbakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı ‘Aksakallar Konseyi’ bu feci durum karşısında nasıl tepki verdi?
📌AB’nin ‘stratejik ortaklık’ kılıfı ile bu ülkelere 12 Milyar Euro yardım yapıp, Rum Kesiminin tanınmasına, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yok sayılmasına nasıl ve neden göz yumuldu?
📌Ülkenin güvenliğini yıllar önce “Geri Kabul Antlaşması” ile 6 Milyar avroya satan AKP, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını kaça sattı?
Unutmayın; AKP için bir milli dava, bir beka meselesi, bir memleket meselesi yoktur!
AKP için varsa yoksa Erdoğan’ın güvenliği önceliktir.
Ama bilin; ne bu ülkeden ne Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden vazgeçeriz.
Bugün #Canakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü!
İmanın ve inancın, azmin ve kararlılığın, şahsi her türlü beklentiyi reddedip Vatan için, Millet için verilen Mücadelenin her türlü imkanı yeneceğini bir asırdır bizlere anlatan günün yıldönümü bugün.
Milletimizin kurtuluşu, Devletimizin kuruluşu için girizgah olmuş, Milletimize kabiliyetini, maharetini, dirayetini hatırlatmış, yalnız bu coğrafyada değil mazlum ve kendini mahkum hisseden her Milletin yaşadığı coğrafyada emsal olmuş bir zaferin, mücadelenin yıldönümü.
18 Mart, birin bini yenebildiğini gösteren, esareti reddeden Türk Milletinin cümle aleme istiklâl ilanı.
Bugün Milletimize bir kez daha hiç bir şeye mahkum olmadığını, mecbur kalmadığını anlatmak için bir misal aynı zamanda.
Bugün, bu zaferden ilham alarak, “Çanakkale Ruhu” diye tanımladığımız azmi örnek alarak mahkum olduğumuzu düşündüğümüz, düşündürüldüğümüz her türlü sıkıntıyı aşabileceğimize ve Aziz Milletimizin zoru başarmadaki maharetine yürekten inanıyoruz.
Çanakkale Zaferi'nin 110. yılında, Çanakkale'de yalnız bir zafer değil baki bir Vatan kazanmış, bizlere miras bırakmış Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını, Vatanın kurtuluşundan kuruluşuna canını vakfederek şehadet mertebesine erişmiş nice kahramanlarımızı, Şehit Öğretmenimiz Aybüke Yalçın'ı, Şehit Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk, Şehit Polisimiz Fethi Sekin'i, Şehit Savcımız Mehmet Selim Kiraz'ı, terörle mücadelede şehit olan Kahraman Mehmetçiklerimizi Öğretmenlerimizi ve elbette "vatan ve millet" dediği için şehit edilen "Demokrasi Şehitlerimiz" Başbakanımız Menderes ve Bakanlarını da rahmetle ve şükranla anıyoruz.
Aslında çok da basit!
Kadınların toplumsal yaşamda erkekler kadar yer almasını, söz sahibi olmasını istememizin arkasındaki nedeni anlamak çok basit.
Bir taraftan da tek bir cinsiyete dair hakları bu yüzyılda hala temin etmeye çalışmak son derece utanç verici; hala top yekün insandan, insan haklarından bahsedemiyor olmak...
Bakın dünyaya, çevremize; kadının zarafetinden ve ferasetinden uzak her karar, her hareket bir vesile ile kargaşadan, kutuplaşmadan etkileniyor.
Biz erkeklerin hadsizce onlara biçtiği rol, toplum içinde onlar için çizilen sınırlar bizleri, bu sınırları çizen toplumları sınırlı bir gelişmeye, sınırlı bir büyümeye mahkum kılıyor.
Adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı verilen bir mücadelenin nihayetinde ortaya çıkan, kadınlara, haklarına atfedilen bu günde temennimiz evvela kadına karşı her türlü şiddetin son bulduğu bir Türkiye ve dünya.
Kendi kaderlerini kendilerinin tayin edebildiği, haklarını teslim alabildikleri, egemenliğin erkeğin tekelinden çıktığı ve demokratik değerlere bağlandığı yarınlar temennisi ile Tüm Kadınların #8MartDünyaKadınlarGünü nü kutluyor, erkek şiddeti ile hayatını kaybeden kadınları, teröre kurban gitmiş kadın güvenlik görevlilerimizi, bu mübarek ayda ahirete intikal etmiş annelerimizi, kardeşlerimizi saygı ve Rahmetle anıyorum.
Terörist başı Öcalan'ın 'Barış Çağrısı' diye lanse edilen açıklaması, Etnik Bölücü Siyaset cephesinden bir stratejik manevra, AKP iktidarı cephesinden ise geçmişte başta ‘çözüm süreci’ denen planda olduğu gibi aslında kaybettiği oyları başka sahalardan ikame etme teşebbüsüdür!!!
Bu ifade edemedikleri, adı konulamayan ‘sürecin’ Sözcüsü Dem Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in PKK Lideri Öcalan’ın bildirisi arkasına yaptığı –adeta- korsan bildiri ile de teyit edilebilineceği gibi Akp sözcüleri tarafından aksi iddia edilse de ‘süreç’ ‘kayıt ve şarta bağlı’ Yeni Anayasa ile zaman ayarlıdır!
Etnik bölücü hareketlerin nihai proğramı değişmez!
Artık değişen uluslararası ve bölgesel şartlar dolayısıyla kirlenmiş, PKK adı altında sürdürülemez noktaya gelmiş ‘Etnik Bölücü Siyaset’ ileri bir faza geçirilerek sürdürülecektir.
Türkiye sınırları içinde teknolojik gelişmelerle birlikte güvenlik güçlerimizin alan hakimiyetini sağlaması ile etkisizleşen PKK’nın, özellikle iç savaş sebebiyle Suriye’de oluşan iktidar boşluğu neticesinde ABD gözetiminde otonom bir alan inşa etme fırsatı yakalamasıyla stratejik odaklanmasını Suriye’ye kaydırdığı bir dönemde bu süreç başlamıştır.
Pkk Lideri Öcalan’ın adına açıklanan bildirinin hemen ardından YPG yöneticisi Mazlum Abdi tarafından yapılan açıklama ile ‘silah bırakma çağrısının YPG’yi kapsamadığı’ ilan edilmiştir.
AKP/MHP ortak yapımı ve Devlet Bahçeli‘nin çağrısıyla kamuoyuna lanse edilen sürecin propagandası yapılırken asıl ve ana hedefinin Suriye’de Akp’nin yanlış ötesi yanlış politikaları neticesinde ortaya çıkan tehditin bertaraf edilmesi olarak ifade edilmişken Mazlum Abdi’nin ivedi açıklaması ile bu iddia yoklukla malul hale gelmiştir.
Ayrıca bu teşebbüs, uluslararası alanda terör örgütü olarak tanınan PKK ile illiyeti sorgulanan PYD’nin yıkılmasına değil meşruiyetini artırmasına vesile olacaktır.
Öcalan’ın çağrısının, strateji, lojistik ve konvansiyonel güç itibariyle daha büyük hale getirilen PYD üzerinde bir hükmü olmadığı, iktidarın Suriye'de yaptığı hatalarla PKK/PYD Örgütü’nün artık 'Batı'nın jandarması haline geldiği herkesin malumudur.
Dolayısıyla bu gerçekler ortadayken iktidar yalnızca Erdoğan'ın 'bir dönem daha'sı için bir strateji geliştirmiş, uygulamaya koymuş, kendi geleceğinin hesabını yapmıştır.
Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti'nde tek bir ayrımcılık vardır; hak ile haksızlık, iktidar ile muhalefet, doğru ile yanlış arasında.
Türkiye’nin birliği, huzuru ve istikrarından ziyade herşeyin merkezine ‘Bir Kişinin’ iktidarının devamını koymuş Akp iktidarı ve Cumhur İttifakı’ndan doğru sonuç çıkması beklenmez, beklenemez!
Türkiye’de her bir sorunun çözümü ancak ve ancak daha fazla hürriyet, daha fazla adalet, AKP’nin müsaade ettiği kadar Demokrasi ile değil ‘İşleyen Tam Demokrasi’ ile mümkündür!
Amaç milyonlarca vatandaşımızın üzerinden PKK vesayetini kaldırmak olmalıyken PKK’nın isim ve ambalaj değiştirerek vesayetinin kurumsallaşmasını sağlamakla, hedeflenen huzur tahkim edilemez.
Bu anlayış ve usulle endişe etmekteyiz ki karşı karşıya olduğumuz Etnik Bölücü Problem ‘başkalaştırılarak’ daha da çetrefilli hale gelecektir!
Mezuniyet törenlerinde subay yeminini okudukları, Atatürk'e, Cumhuriyet değer ve ilkelerine bağlılıklarını haykırdıkları için, bu değerlere savaş açmış, bu değerlerle hesaplaşma derdine düşmüş AKP iktidarı, yargısı ve güdümündeki askeri bürokratlar tarafından hedef haline getirilen teğmenlerimiz 'disiplini bozdukları' suçlaması ile ihraç edildiler.
Geçmişte ortağı olduğu FETÖ ile TSK'da operasyonlar yapan ve yaptıkları ile ülkemizi bir darbe teşebbüsüne maruz bırakan AKP, neye ve neden düşman olduğunu bu ihraç kararları ile ikrar etmiştir.
Unutmasınlar ki hatırlamaya, duymaya dahi tahammül edemedikleri ilkeler ve değerler ne yaparlarsa yapsınlar yaşayacaktır.
Biz de Teğmenlerimizin yeminini, AKP'nin yıkamayacağı, değiştirmeyeceği gerçekleri bir kez daha tekrar ediyoruz;
"Ant içeriz ki laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne, yüce Türk ulusunun namus ve şerefine, aziz vatanın bir karış toprağına uzanacak eller karşısında bizi bulacak ve kılıçlarımız daima keskin ve hazır olacaktır. Bizler Türk istikbalinin evlatlarıyız. Şerefimizle doğduk, şerefimizle yaşayacağız. Ne mutlu Türküm diyene!"
Türkiye, Demokrasi serüveni içinde en acı tecrübeleri 27 Mayıs Darbesinden buyana Yargı’nın siyasallaştırılması sonucu yaşadı ve maalesef yaşamaya devam ediyor!
Ne kadar yazık; Son olarak Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın tutuklanması da gösteriyor ki Siyasetin zemini Adliye Saraylarına sıkıştırılıyor!
Adeta ‘failden delile’ gidilerek hukukun zorlanması ile gözaltı ve tutukluluk kararı veriliyor!
Mesele HUKUKİ değil SİYASİ!
Sözü bitmiş, iddialarıyla sınanmış ve altında kalmış Akp iktidarı muhalefeti aklınca ‘kriminalize ederek’ hedefe gidebileceğini düşünmektedir.
Son Yerel Seçim neticesinde deyim yerindeyse ‘ölümü görmüş’, sandıktan başarı çıkaramayacağını düşünen Akp iktidarı, Suriye üzerinden de üretmeye çalıştığı ‘hamaset’ yeterince işe yaramayınca demokratik rekabeti anlamsız hale getirmek ve yok etmek için belediye Başkanlarından, Gençlik Kolları Genel Başkanlarına, Parti Genel Başkanlarına çaresizlik içinde hukuk görünümlü siyasi dava yollarına başvuruyor!
Sorarsanız köprü, yol ve hastahaneler yaptılar.
DEMOKRAT PARTİ ile AKP arasındaki en büyük fark:
Demokrat Parti vergiler ile kimseye DİYET ödemeden ve şirketlere BORÇLANMADAN yaptı.
AKP ise ülkenin ve insanımızın varını yoğunu Şirketlere GEÇİŞ GARANTİSİ yada İNİŞ GARANTİSİ verdi
Cengiz madencilik Artvin/ Cerattepe'de ki doğa katliamına devam etmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle kapatılan işletmesini yeniden açmak istiyor.
İzmir Mv' limiz Sayın Haydar Altıntaş ve arkadaşlarımızla Yeşil Artvin derneği ile birlikte Ç��B'lığı önündeydik.
Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi hükümetlerinde farklı dönemlerde bakanlık ve Başbakan Yardımcılığı yapmış, Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ile omuz omuza demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesi vermiş, kişiliği ve hayatı ile bizlere örnek olmuş bir ismi, Nahit Menteşe'yi kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz.
Değerli büyüğümüze Allah'tan rahmet, Menteşe Ailesi başta olmak üzere sevenlerine ve Demokratlara baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.