Amerikalı yazar Izora Cecilia Chandler (? – 1906), 19. yüzyıl sonunda yayımlanan İstanbul’un Gölgesi ile oryantalist roman geleneğinde bir anlatı sunar.
Kendi günahlarına bile karşı koyamayan ve kendi ruhlarını kurtaramayan, buna rağmen alçakgönüllülük yolunda yürüdüklerini sanan, ayrıca gizli şeyleri bildiklerini ve göklerin altındaki her şeyi ruhsal olarak yönettiklerini fantastik bir dille anlatan cahil keşişlerden uzak dur.
Deha ile delilik arasında biyolojik bir akrabalık olabilir mi?
Lombroso’nun adı bugün daha çok kriminoloji alanındaki tartışmalı görüşleriyle anılsa da, bu kitapta odağını suçlulardan çok sanatçılara, yazarlara, filozoflara, bilim insanlarına ve tarih boyunca sıra dışı kabul edilen kişilere çeviriyor. Onun amacı oldukça iddialı: Dehayı mistik bir armağan olmaktan çıkarıp bilimsel olarak açıklamak. Lombroso’ya göre üstün yaratıcılık, sağlıklı ve dengeli bir zihnin ürünü olmaktan çok, kimi zaman nörolojik ve psikiyatrik farklılıklarla bağlantılıdır. Bu nedenle kitap boyunca epilepsiden melankoliye, halüsinasyonlardan megalomaniye, alkolizmden obsesif davranışlara kadar pek çok konu deha ile ilişkilendirilerek inceleniyor.
Aristoteles’ten Pascal’a, Verlaine’den Darwin’e, Michelangelo’dan Napolyon’a kadar çok sayıda tarihsel figür onun inceleme masasına yatırılıyor. Yazar yalnızca sanat ve edebiyatla yetinmiyor; siyaset, din, bilim ve toplumsal hareketlerde etkili olmuş isimleri de aynı mercek altında değerlendiriyor.
Bugün nörobilim ve psikiyatri alanında yapılan araştırmalar yaratıcılık ile bazı ruhsal durumlar arasında belirli ilişkiler olabileceğini kabul etse de, Lombroso’nun kurduğu kadar kesin ve doğrudan bağlar kurmuyor. Bu yüzden kitabı okurken onu bir bilimsel otorite olarak değil, düşünce tarihinin önemli ve tartışmalı duraklarından biri olarak değerlendirmek gerekiyor, diye düşünüyorum.
Ve itiraf etmeliyim ki kitabın en ilginç yanı, deha ile delilik arasındaki bağı kurmaya çalışması değil; insanlığın iki yüz yıldır bu bağı kurmaya neden bu kadar istekli olduğunu göstermesi. Çünkü bazen bir insanın neden büyük olduğunu anlamaktan çok, onun neden bizim gibi olmadığını açıklamaya çalışıyoruz. Lombroso’nun kitabı da tam olarak bu huzursuz merakın içinde dolaşıyor. Tavsiyemdir.
Biyolojik determinizme, ırkçı ideolojilere karşı güçlü bir antropolojik eleştiri!
Ruth Fulton Benedict ırkçılığın; sömürgecilik, milliyetçilik ve sınıf çatışmalarıyla birlikte güç kazanan modern bir ideoloji olduğunu gözler önüne seriyor.
@albarakayayin
https://t.co/byCcRVez2r
Piet Mondrian’a göre soyutlama, tüm çağlarda sanatın ifade etmeye çalıştığı şeyin özünü içeriyor: İlişki, uyum, dinginlik, yaşam gücü, evrensel hakikat...
Doğal Gerçeklik ve Soyut Gerçeklik, bu anlamıyla, Mondrian'ın yeni sanat biçiminin temellerini ortaya koyuyor...
19. yüzyıl Osmanlı İstanbul’unun dar sokakları, acımasız köpek çeteleri ve hayata sarsılmaz bir sadakatle tutunan bir sokak köpeği: Gölge.
Amerikalı yazar Izora Cecilia Chandler, İstanbul’un Gölge’sinde okuru alışılmışın dışında bir serüvene davet ediyor. Gölge’nin hayatta kalma mücadelesinin, genç bir Amerikalı ile Rum kızı Maritza’nın aşk hikâyesiyle kesiştiği bu özgün roman, yazarın kendi çizimleriyle…
Izora Cecilia Chandler’dan “İstanbul’un Gölge’si” kitap satılan her yerde!
İngilizce Aslından Çeviren: Orhan Düz
#EverestYayınları #IzoraCeciliaChandler
https://t.co/Rz017T4fBT
📚YENİ / Doğal Gerçeklik ve Soyut Gerçeklik
Soyutlamayı, ideal sanatsal ve ruhsal istikamet olarak addeden Piet Mondrian, bu düşüncelerini bir sanatsever, bir natüralist ressam ve bir soyut-gerçekçi ressamdan oluşan üç karakter aracılığıyla Doğal Gerçeklik ve Soyut Gerçeklik'te savunuyor. Eser, ressamın yeni sanat biçiminin temellerini de ortaya koyuyor...
#YeniKitap
Virginia Morell
Hayvanların Bilgeliği:
Düşünüp Hissettiklerini Nasıl Biliyoruz?
İngilizce Aslından Çeviren: Orhan Düz
Birbirlerini eğiten karıncalar, gıdıklandıklarında neşeyle kıkırdayan fareler, ölülerinin kemiklerini şefkatle okşayarak yas tutan filler, yokluk kavramını anlayabilen papağanlar, aile bağı kurup ayrılık kaygısı yaşayan köpekler, gelenek inşa edebilen şempanzeler, tırtıl oldukları dönemi anımsayabilen güveler ve daha nicesi… Bunların hiçbiri metafor değil, hepsi laboratuvar bulgusu. Virginia Morell, hayvan zihninin bilimsel ve tarihsel haritasını çıkarırken, hayvanları basit reflekslerle hareket eden otomatlar olarak gören insanmerkezci kibri, bilişsel etoloji ve sinirbilimin bulguları ışığında yapıbozuma uğratıyor. Hayvanların dünyayı algılayan, problem çözen ve öznel deneyimlere sahip olduğunu gösteren Hayvanların dünyayı algıladığını, problem çözdüğünü ve öznel deneyimlere sahip olduğunu gösteren Hayvanların Bilgeliği, insanın kendisine atfettiği mutlak üstünlük vehmini sarsarak insanlığın kendi doğasını yansıtan dev bir aynaya dönüşüyor.
Kitabın Detayları:
https://t.co/cjOQHEYVL0
Amazon'dan Satın Al:
https://t.co/o6AXrnE2H9
#Hayvan #HayvanÇalışmaları #Bilim #PopülerBilim #AkademimKitaplığı
Yayımlandı!
DEHA
Dâhilik ve Delilik Üzerine Bir İnceleme
Cesare Lombroso
Çeviren: Orhan Düz
Deha, yaratıcılığın bedelini ve normalliğin tanımını sorgulayan, deha ile delilik arasındaki o tekinsiz akrabalığa ışık tutan sarsıcı bir klasik.
https://t.co/eRgJYUysUm
Yakında!
DEHA
Dâhilik ve Delilik Üzerine Bir İnceleme
Cesare Lombroso
Çeviren: Orhan Düz
Deha, yaratıcılığın bedelini ve normalliğin tanımını sorgulayan, deha ile delilik arasındaki o tekinsiz akrabalığa ışık tutan sarsıcı bir klasik.
https://t.co/eRgJYUysUm
Baruch’un annesi, işkence altında susuzluktan kıvranan oğlu kendisinden su istediğinde ona şöyle karşılık verdi: "Artık senin arzulaman gereken tek su, göğün suyudur."
#YENİKİTAP IRK VE IRKÇILIK
Irkçılık, modern dünyanın en yaygın ve en yanıltıcı fikirlerinden biridir. Bilimsel görünüm altında sunulan bu düşünce, insan topluluklarını değişmez ve hiyerarşik kategorilere ayırmaya çalışır. Ruth Benedict, Irk ve Irkçılık’ta bu iddiaların temelini sorguluyor ve ırk ile ırkçılık kavramları arasındaki farkı açık bir biçimde ortaya koyuyor.
Benedict’e göre insan toplulukları arasındaki farklılıklar, biyolojik kaderin değil, tarihsel ve kültürel süreçlerin ürünüdür. Dil, kültür, toplumsal örgütlenme ve medeniyet birikimi, ırksal özelliklerle açıklanamaz. Yazar, kafatası ölçüleri, ten rengi ya da kalıtım gibi unsurlar üzerinden kurulan üstünlük iddialarının bilimsel bir dayanağı olmadığını gösterirken ırkçılığın nasıl bir ideolojiye dönüştüğünü de gözler önüne serer.
Kitap, ırk kavramını biyolojik çerçevede ele almakla kalmaz; ırkçılığın tarihsel gelişimini, sömürgecilik, milliyetçilik ve toplumsal çatışmalarla olan ilişkisini de inceler. Böylece okur, ırkçılığı yalnızca yanlış bir düşünce olarak değil, modern dünyayı şekillendiren güçlü bir inanç sistemi olarak kavrar. Franz Boas geleneğinin önde gelen isimlerinden Ruth Benedict, antropolojide kültür kavramına getirdiği derinlikli yaklaşımı bu eserde de sürdürür. Irk ve Irkçılık, bilimsel titizliği ve berrak anlatımıyla, insan farklılıklarını anlamaya yönelik kalıcı bir metin olarak bugün de önemini koruyor.
İncelemek ve satın almak için: https://t.co/V4VJdOR9OB
Yapay Zeka, insan yazısını ve yazgısını nasıl tehdit ediyor? Yapay zeka sonrası edebiyat yazıyı nasıl tanımlayıp biçimlendirecek? Solmaz Erkin bu soruları Naomi S. Baron'ın "Kim Yazdı Bunu" eserinden hareketle tartışmaya açıyor.⚡️
https://t.co/CFpMv5qVNm
Orhan Düz’ün @duzorhan derlediği “Büyük Fizikçilerin Metafizik Yazıları” Newton’dan Einstein’a, Heisenberg’den Hawking’e dek saygın fizikçilerin varoluşa dair esaslı soruları nasıl cevapladığını gösteriyor.
Bu kitapla Batı’daki din-bilim ilişkisine dair ezberleriniz sarsılacak.
📕 YENİ / Kim Yazdı Bunu?
Naomi S. Baron, "Kim Yazdı Bunu?"da yapay zekânın insan yazısını ve bilişsel süreçlerini nasıl tehdit ettiğini inceliyor. Otomasyonun yaratıcılık üzerindeki etkilerini sorgulayan yazar, dijital araçların özgünlüğü köreltme riskine karşı, yazmanın eşsiz insani değerini savunuyor.