Bugün 196. kez Vera ile birlikte Tayfun’u cam ardından 1 saat görmek için Silivri’deydik.
Tayfun’un alnındaki kabuk tutmuş yarık yaralarına, kemikleri çatlamış eline dokunamadık bile…
Tüm kamuoyu ile paylaşmak isterim;
Adli Tıp Kurumu yetkisi gereği kişilerin adil yargılanıp yargılanmadığı ile ilgilenmez;
hukuken gerçek suçlular haklarında verilmiş cezaları sağlık koşullarından bağımsız olarak hayatlarının son günlerine kadar çekmek zorundadır.
Adli Tıp Kurumu ancak ve ancak hayatlarını tek başına sürdüremeyecek ve son günlerini yaşayan kişiler hakkında onlara refakat edecek yakınları cezaevine alınamayacağı için tahliye ile infaz erteleme kararı vermektedir. Bu koşulda dahi kişiler iyileşmeleri halinde cezaevine geri dönerek infazları devam etmektedir.
Bu nedenle, Adli Tıp Kurumu’na herhangi bir başvurumuz yok ve olmayacak.
Evet, Tayfun 22 senedir Multiple Skleroz hastası ve şu anda hastalığı akut atak döneminde;
ancak Tayfun Allah’a çok şükür ki ölüm döşeğinde değil ve ömrünün son günlerine kadar cezaevinde kalması gereken azılı bir suçlu değil.
Anayasa Mahkemesi kararı ile hukuken de tescillendiği üzere Tayfun adil yargılanmamış, suçlu olduğuna dair hakkında en ufak bir delil olmayan masum bir insan ancak dahası bu insan MS hastası.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ise ve Anayasamız yürürlülükte ise olması gereken;
ikinci AYM başvurumuzun ivedilikle karara bağlanması, derece mahkemesinin Anayasa’ya uyması, Tayfun’un yeniden ve bu kez adil yargılanmak üzere tahliye edilerek tedavisinin de hastane ve ev koşullarında sağlanmasıdır.
Neredeyse 4 senedir eline bir çakıl taşı alıp kimseye fırlatmamış masum bir insan ailesinden, ilk ve tek çocuğundan mahrum, sağlığı ile de sınanır haldedir.
Başta tüm hukukçular, tüm siyasi parti genel başkanları ve TBMM çatısı altında görev yapan tüm milletvekillerine sesleniyorum;
Adalet istiyoruz.
Adaletten başka bir şey istemiyoruz.
🍿 Netflix deliberately dumbs down dialogue — because viewers simply don’t follow the plot
Matt Damon talked about this on Joe Rogan’s podcast. According to him, Netflix explicitly asks writers to repeat key plot points multiple times in dialogue, so viewers who are glued to their phones can at least understand what’s happening on screen. Watching while scrolling has become the norm — and content is adjusted to fit that habit.
As a result, the structure of films has broken down: everything important and “cool” now has to be crammed into the opening minutes. Otherwise, that’s it — people just won’t finish the movie. No focus, no patience, attention spans measured in seconds.
The third problem is visuals. Damon says directors no longer see the point in obsessing over cinematography, because most people watch movies on phones, tablets, and laptops. Cinema made for the big screen is turning into content for small screens — and of matching quality.
Meslektaşımız Av. Zekeriya Polat’ın öldürülmesi, münferit bir olay olarak geçiştirilemez. Bu saldırının tüm yönleriyle ve etkin biçimde soruşturulması, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi kadar; avukatları hedef gösteren dil ve politikaların da sorgulanması zorunludur.
Görevini ifa ettiği sırada katledilen meslektaşımız Av. Zekeriya Polat’ı saygı ve rahmetle anıyor; ailesine, yakınlarına ve tüm hukuk camiasına başsağlığı diliyoruz.
MESEM’li genç: “Patron sinirliydi, genelde bağırırdı. İki yıl orada çalıştım. Hakaret ederdi, zekamı küçük görürdü. Salak derdi herkesin içinde. Bir şey diyemiyordum. İşe gidesim gelmiyordu, uyuyamıyordum, kalkasım da gelmiyordu.”
Patron: “Lisenin 12 sene mecburi olmasını doğru bulmuyorum ama bu sistem iyi. MESEM olmasa sanayide eleman bulamazsın. Gerçekten güzel bir sistem, ben şahsen memnunum yani.”
Öğretmen: “İşvereni uyardığımızda ‘çocuğu işten çıkarırım’ tehdidiyle karşılaşıyoruz. Bu da bizi zor durumda bırakıyor. Sonrasında iş bulamamasından endişe duyuyoruz. Bu şekil arada kalıyoruz. Mesela işveren, öğrenciyi uygunsuz saatte çağırıyor. Öğrencilerimizi çalışma saatleri konusunda sürekli uyarıyoruz.”
Patron: “Çocukken bu işler öğrenilir, sonradan olmaz. Sonra olan A101’de çalışmaya başlıyor. Burada çalışması daha mantıklı, devlet doğru bir şey yapıyor. Okula yine gidiyorlar, sosyalleşmeleri var. Geçen sene eleman bulamıyorduk, şimdi bir dükkâna 250 tane eleman düşüyor. Okuyarak bir şey olunmuyor, herkes artık bir şeyleri anlıyor.”
MESEM’li genç: “Saat 08:30, akşam 19:30- 20:00. Çok fazla çalışıyoruz. Oturup nefes alacak zaman olmuyor. Bugün Pazar ve benim ek ücrete ihtiyacım olduğu için başka işe gideceğim. MESEM’in verdiği para 6 bin TL, yetmiyor.”
2023: Her gün 6 işçi katlediliyor.
İş müfettişi sayısı 917
2025: Her gün 6 işçi katlediliyor.
İş müfettişi sayısı 889
HER GÜN işe gitmek için evden çıkan 6 insanın anca tabutu dönüyor evine! Kadın erkek genç yaşlı çocuk fark etmiyor!
Sıfır kaza politikası uyguladığını iddia eden Çalışma Bakanı ise “önlem” olarak iş müfettişleri sayısını düşürüyor ki patronlar daha da rahat etsin!
Bu devlet destekli öyle bir sınıf kırım ki can derdinden başka bir derdi konuşmaya sıra gelmiyor!
Değerli Halkımız;
Bilindiği gibi 19 Mart’ta ülkemizde bir sivil darbe yaşandı. Darbeciler bu kez, tankla ya da postalla değil, yargı cübbeleriyle geldiler.
Seçimle gelen ancak seçimle gitmek istemeyen bir avuç insan, korktukları rakiplerini hapse atarak, Türkiye’yi büyük bir siyasi ve ekonomik krizin karanlığına sürüklediler.
Aradan geçen 237 günde, aziz milletimizle birlikte büyük bir hukuksuzluğun her saatine tanıklık ettik. Bugün çıkan iddianame ise herkesin bildiği gerçeği bir kez daha ilan etti.
Bu dava hukuki değildir, tamamen siyasidir. Amacı son seçimlerin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi‘ni durdurmak ve Cumhurbaşkanı adayını engellemektir.
Darbeciler bugün, tapusu Mustafa Kemal Atatürk’e kayıtlı olan, Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisinin kapatılmasını talep edecek kadar şuurlarını kaybettiler.
Anayasa’nın siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin maddelerini hatırlatarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirimde bulunulması meselenin İBB’ye yönelik bir soruşturma olmadığının kanıtıdır. Bugün yaşananlar demokratik siyasete ve gelecek seçimlerin sonuçlarına yargı eliyle müdahalenin suç üstü halidir.
Bu bir iddianame değil, darbecilerin siyasete yönelik bir muhtırasıdır.
Yaşadığımız kötülüklerin sebebi asla “hukuki” değildir, bir kişinin siyasi ihtiraslarından ibarettir.
Partimizi en son 12 Eylül’de Kenan Evren kapatmaya kalktı, milletimizle birlikte yeniden açtık. Evren’in milletimizin gönlündeki yeri de siyasi tarihimize geçiş şekli de bellidir.
Biz, geçmişte çok bedel ödedik, bugün de ödüyoruz ve ödeyeceğiz.
Ama millete inanmaktan ve güvenmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.
Atatürk’ün partisi milletimize emanettir.
Bir hukukçu olarak çok tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekme gereği duyuyorum:
Anayasa Mahkemesinin dün Resmî Gazete’de yayımlanan ve sessiz sedasız şekilde arada kaynayan kararı, anayasal düzen açısından kritik bir kırılmadır.
Mahkeme, “eylemli içtüzük değişikliği” konusundaki en ilerici içtihatlarından birinden vazgeçmiş bulunuyor.
Burada teknik ayrıntılarına girmek mümkün değil ama şunu herkes bilmelidir:
Dünkü kararla birlikte, Türk anayasa hukuku tarihinde emsali görülmemiş bir denetimsizlik alanına kapı aralanmıştır.
Bundan sonra TBMM'deki çoğunluk, adını “parlamento kararı” koyduğu işlemlerle — neredeyse her şeyi — yapabilir. Ve hiçbir mahkeme bu işlemlere dokunamaz.
OHÂL KHK'larını adeta anayasa hükmünde kararname kılan bu sorunlu yaklaşım, şimdi olağan zamana teşmil edilmiş bulunuyor.
İnanılmaz bir keyfîlik dönemindeyiz.
Hukuk camiasının umursamazlığı de en az kararın kendisi kadar ürkütücü.
Minibüsler kent hafızasının yaşadığı garip yerlerden biri. Belediyede ineceğim diyorsun ama belediye falan yok ortada. SSK diyorsun ama en yakın hastane 50 kilometre ötede. Bir şeyler yaşanmış ve bitmiş sen gelene kadar, sadece yankısı kalmış minibüslerde.