Saygıdeğer Hocam Prof. Dr. Haluk Selvi, @HalukSelvi Türk Tarih Kurumu’nun yeni başkanı oldu. Şerefü'l-mekân bi'l-mekîn. Kendisini can u gönülden tebrik eder; yeni görevinde sağlık ve muvaffakiyetler dilerim.
#Türktarihkurumu
Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı olarak atanan Üniversitemiz Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Selvi, rektörlük görevine yeniden atanmamız vesilesiyle tebrik ziyaretinde bulundu.
Değerli hocamıza nazik ziyareti için teşekkür ediyor, ülkemizin köklü bilim kurumlarından olan Türk Tarih Kurumu’ndaki yeni vazifesinde muvaffakiyetler diliyorum.
“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.”
Yahya Kemal Beyatlı
#ZaferBayramı
Anadolu’nun ebediyen yurdumuz kalacağını tüm dünyaya ilan ettiğimiz Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman ordumuzu minnet ve gururla anıyoruz.
Zaferimizin ışığı daim olsun. 🤲
#NÖHÜ#Niğde
Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünde, Anadolu’nun kapılarını bizlere açan Sultan Alparslan ve kahraman askerlerini rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Bu şanlı zafer, Anadolu’yu ebedi vatanımız kılan kutlu mücadelenin simgesidir.
#NÖHÜ#Niğde
TSK’dan binlerce subayı (EMİNSU) emeklilik yoluyla tasfiye etmek için Müsteşar Türkeş ile Cemal Ağa, Amerikan elçiliğinde finansal destek istiyor! Nihayet istedikleri para başka bir kılıfla veriliyor. Tafsilatı şuradan okunabilir. Fahir Armaoğlu, “Amerikan Belgelerinde 27 Mayıs Olayı” Belleten, Nisan 1996, S. 227.
Tarih, 17 Ağustos 1929. Rejimin “amiral gemisi” Cumhuriyet, manşetten “Ebedi Şef”in hakimiyet-i milliyeye dair bir vecizesini okuyucuyla paylaşıyor. Hayırdır, bayram mı var seyran mı? Demeyin, evet bayram günü! Hakimiyet-i milliye bayramı! Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Alaka şöyle: 1 Kasım 1922’de saltanat’ın kaldırıldığı gün Mevlid-i Nebevi’ye denk düşünce, muhafazakarların gözdesi Rauf (Orbay) Bey’in teklifiyle bu kutlu tesadüfün bayram ilan edilmesi önerilir. Öneri kabul görünce, o günden sonra Mevlid kandilinin ertesi günü resmi bayram olarak kutlanır. Resmi daireler tatil edilir; kandil gecesinde top atışları yapılırdı! 1922’den sonra köprünün altından çok sular aksa da bu Bayram’ın teklifini yapan Rauf Bey dar-ı diyar olsa da bayram, Mevlid kandilinin ikizi olarak hem de kameri takvimden dolayı yıl içinde gezerek en azından otuzların ortasına kadar yaşadı, kutlandı! Mevlid kandili bir siyasi taktik ve strateji icabı, kendisine iliştirilen bu hilkat garibesinden zamanla kurtulup asli hüviyetine kavuştu. Bugün müminler, Mevlid-i Nebevi’yi anarken, bu geceyi ihya ederken bu hilkat garibesini hatırlamazlar! İyi ki de hatırlamazlar. Müminler’in Çöle İnen Nur’u andıkları, Rabblerine yöneldikleri gece kalplerinde ve zihinlerinde yalnızca O ve Habib’i (s.a.v) olmalı. İslam aleminin ve müminlerin Mevlüd kandili kutlu ve mübarek olsun.
#mevlidkandilimizmübarekolsun
Berktay’ın bu yazısının devamını görmeden şu kadarını ilave edelim. Ordusunun her türlü malzemesinin tedarikinde, halkının temel ihtiyaç maddelerinin temininde bu bağlamda başkentin un ihtiyacını karşılamada Büyük Güçler’e bağlı olan, demiryolunun ülkenin ne tarafından geçeceğini kendi ekonomik, askeri ve stratejik hesapları değil, Büyük Güçler’in belirlediği, gümrüklerine hakim olamayan, kapitülasyonların elinde oyuncak ve esir düşmüş bir yapıya, vaziyete “sömürge” denmeyecekse ne diyeceğiz? 1908-1913 arası tecrübe devresinde ortada ulusal ekonomi olmadığını görüp “milli iktisad”; kendini koruyacak ordu ve donanma olmadığını idrak edip Müdafaa-Milliye ve Donanma Cemiyetleri’yle ahalisine el açan politikalara iten vaziyeti, sebepleri neyle, nasıl izah edeceğiz? Osmanlı bilinen ve yaygın olan anlamda sömürge olmadı deyip işin içinden çıkamayız. Zarfa değil mazrufa odaklanalım! Büyük Güçler’in nüfuz bölgelerine ayırdığı, fiziki ve beşeri coğrafyasına hakim olmayan bir vaziyet vardı ortada! 1913-1923 arası yaşanan topyekün harp, imparatorluğun bu kara bahtına bir isyandır, kutsal isyan! Cemal Paşa’nın ifadesiyle zillet içinde yaşamaktansa şereflice ölmeyi seçmek! İkinci yazıyı bekleyelim.
Berktay’ın yakın tarih terminolojisi üzerine yazdığı makale serisinin yedincisi de okuyucuyla buluştu. Berktay, 1919-1922 sürecinin adının “Milli Mücadele” olmasında sakınca görmüyor. Peki, 1914-1918 arasındaki mücadeleye ne diyeceğiz? Aynı komutanlar ve askerlerin yaptığı mücadeleyi ikiye bölüp yarısına bir ad, diğer yarısına başka bir ad vermek oluyor mu? Bence olmuyor. Bütüncül yaklaşmalı. “Büyük Vatan Harbi: Türk Milli Mücadelesi 1913-1923”
Niçin 1913’ten başlatılması ve 1923’te sonlandırılması gerektiğini ayrıca gerekçelendirmem gerekiyor.
Halil Berktay'ın yazı dizisi devam ediyor: (7) Kurtuluş, Mücahede, Mücadele, Istiklâl Harbi, Türk-Yunan savaşı
https://t.co/MbEzp3hiMR
1919-1920 — Millî Mücahede:
“Öyle birkaç kere kullanılıp rafa kaldırılan bir kavram da değil; özellikle 1919-1920 arasında sürekli gündemde. Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak (…) için açılan mücahede-i milliye…”
1920’ler — Millî Mücadele:
“‘Millî mücahede’den ikinci büyük etiket olarak ‘millî mücadele’ye bir geçiş başlıyor.”
“‘Mücadele’ iki açıdan farklı. Bir, din vurgusu yok. İki, işin içsel boyutunu ve bu açıdan İttihatçı onyılı ile devamlılığı öne çıkarıyor.”
1927-1930’lar — İstiklâl Harbi:
“Türkiye Cumhuriyeti oturuyor, yerleşiyor, uluslararası itibar kazanıyor. Yeni resmiyet geçmişin görece karanlık veçhelerinin hatırlatılmasından çok hoşlanmaz oluyor.”
“1919-1922’nin sırf dışa karşı, yabancı işgaline karşı, dolayısıyla emperyalizme karşı (denilebilecek) boyutu tercih ediliyor.”
“Birkaç zihinsel temizlikten (sanitizasyondan) geçiyor savaşın adı. Millî Mücahede’den Millî Mücadele’ye, oradan da İstiklâl Harbi’ne geliniyor.”
1960’lar-1970’ler — Kurtuluş Savaşı:
“Fakat bu, Atatürk’ün koyduğu iddia edilen isim değil artık. Atatürk sonrası bir deyim. 1950’lerde henüz yok. Benim kuşağım İstiklâl Harbi’ni öğrendi.
Kurtuluş Savaşı, 1960’lar ve daha çok 70’lerde kullanılmaya başlıyor.
Fakat aynı zamanda üzerine, o solculuk onyıllarının Marksizan teorik ekstremizmi biniyor. Bu da bizi (…) Türkiye’yi illâ ulusal kurtuluş savaşları kategorisine tıkıştırma çabasına götürüyor.”
Netanyahu’dan Türkiye’ye açık Suriye tehdidi:
https://t.co/IoOjxEE8AN
“Güneye doğru inen Türk askeri varlığını kabul etmeyeceğiz. Bunu açıkça belirttik.
Türkiye'nin, Halep'e yakın bir hava üssüne konuşlanma niyetinde olduğunu gördük ve mesajı ilettik
Mesaj ulaştı ama görünüşe göre iyi anlaşılmadı. Biz de daha iyi anlamalarını sağladık.”
🔺İsrail, 18 Ağustos’ta Türkiye sınırına 80 km mesafede İdlib’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü, Türk askeri yetkililerin ziyaretinden saatler sonra vurmuştu.
🔺Reuters’a göre saldırıdan dört gün önce Mossad Başkanı Roman Gofman, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’yi Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığı konusunda uyardı.
Video (@ConflictTR)
A photograph of members of the Ottoman royal family who sought refuge in Egypt in the 1940s. Following the fall of the Ottoman Empire, they were expelled from modern-day Turkey and sought refuge in North Africa, the Middle East, and Europe.
Doğu’daki komutanların “Enverci” olduğu en azından bölgenin en yetkili ve etkili kumandanı olan Kazım Karabekir özelinde doğru değildir. Karabekir, Ankara’nın Mart 1921’de başlattığı “antiittihatçılık” politikasını hararetle desteklemiş, kendi ifadesiyle Enver’in halk nezdindeki şeref ve itibarını bitirmek için bölgedeki matbuatta karapropagandaya germi vermiştir!
Kemalistlerin çoğunu talim ve tedris mümkündür ancak azınlık bir güruhu terbiye imkansızdır. Naçizane Jön Türklük ve Kemalizm Kıskacında İttihadçılık nam kitabımızla ortaya yeni bir bilgi ve belge koymuş değiliz ancak mefahirimizdir ki perspektif ve paradigma değişikliğine yol açtık. Türkiye'de fakir kadar Kemalist-Atatürkçü yazar ve kaynakları okuyan kaç kişi var bilmem ama temel prensiplerimden biri de şu idi: "Mustafa Kemal eleştirisi yaparken asla dindar-muhafazakar kişilere ve kaynaklara müracaat etmemek". Sabahattin Selek, İsmet İnönü'nün hatıralarını kaleme almış, günlerce Kazım Özalp'ın hatıralarını dinlemiş subay kökenli bir yazardır. O kıymeti bihakkın takdir edilmemiş Anadolu İhtilali kitabında şöyle bir ifade kullanır: "Sakarya Muharebesi kaybedilseydi Enver Paşa'yı Anadolu'ya geçmekten kimse alıkoyamazdı". Sözün hepsi veya fazlası aptala anlatılır. Selek subay kökenli olduğu için ordudaki subayların hemen hepsinin Enverci olduğunu, genç komutanların Enver sayesinde alay ve tümen gibi birliklere komuta ettiğini biliyordu.
Not: Cehaletiniz, edepsizliğiniz, önyargılarınız gerçeklerin ortaya çıkmasına ya da yayılmasına mani olamayacak. Kemalist endoktrinasyon da birgün miadını dolduracak.
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. “Durmak yok, yola devam!” devrinde müverrihlerimiz yüzyıl öncesinin en devrimci, en radikal, en politik siyasi deha’yı durmakla, duracağı yeri bilmekle vasıflandırıyor! Böyle yaparak onu övdüklerini zannederek puan kazanmaya, reyting yükseltmeye çalışıyorlar! Bu şark kurnazlığına gerek yok beyler!
Askeri Tarihçi Ahmet Sefa Özkaya:
Erhan Afyoncu Hoca'nın tespitiyle; Atatürk nerede duracağını biliyordu.
Enver Paşa duramaz, Enver Paşa'da durmak yok; gözü kara bir karaktere sahipti.
Enver Paşa, "Ne kadar süratli gidersem o kadar erken varırım" anlayışındaydı.
Atatürk ile Enver Paşa'nın farkı; Atatürk'ün nerede duracağını ve nerede yavaşlayacağını bilmesidir.
https://t.co/i4HSV7ALN1
Tarladan küresel pazara… 🌾🌍
Niğde’mizin üretim gücünü ve geleceğe dönük tarım vizyonunu ele aldığım yazım, Business Ekonomi dergisinin Ağustos sayısında yayımlandı.
Üreten, işleyen, markalaşan ve ihraç eden bir Niğde için…
#Niğde#Tarım#Üretim#İhracat
• YENİ! •
Venedik Hâkimiyetinde Girit Adası
1204-1453
Emre Kaymakçı
•
'' Emre Kaymakçı’nın, doktora tezi olarak hazırladığı bu çalışma adadaki Venedik uygulamalarını öğrenmemiz açısından çok önemlidir. Bu konu İtalya ve Yunanistan’da tartışılmışsa da Türkiye’de hiçbir çalışma yoktu. Elimizdeki eser bu konuda yapılan ilk çalışmadır. '' -Nuri Adıyeke
Kitabı %30 indirimle edinmek için; https://t.co/j2xkyJDPee
#kabalcıyayınları #kabalcıkitap #kabalcıtarihkitaplığı #giritadası #venedikhakimiyetinde #emrekaymakçı #yenikitap #kitap
Diş Hekimliği Fakültemiz ve Toplumsal Katkı Koordinatörlüğümüz iş birliğinde Fatih Sultan Mehmet Camii’nde Yaz Kur’an Kurslarında eğitim gören çocuklarımıza yönelik ağız ve diş sağlığı eğitimi verdik ağız ve diş kontrollerini gerçekleştirdik. Hediyeler ile mutlu ettik. 🦷
#Nöhü
TÜGVA Niğde tarafından düzenlenen “Renklensin Yaz Okulumuz” Yaz Okulu Mezuniyet Programı’na katılarak öğrencilerimizin heyecan ve mutluluğuna ortak olduk.
Çocuklarımızın gelişimine ve güzel bir yaz dönemi geçirmelerine katkı sunan programda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.