SAVUNMANIN TANIKLIĞINDA ADLİ YIL
İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri, 2025–2026 Adli Yılı Değerlendirme Basın Toplantısı düzenleyecektir.
Toplantıda;
⚖️ 2025–2026 Adli Yılı boyunca İstanbul Barosu’nun yürüttüğü çalışmalar,
⚖️ Meslektaşlarımıza yönelik saldırılar ve savunma hakkına dönük ihlaller,
⚖️ İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamalarına ilişkin son gözlem ve değerlendirme raporları,
⚖️ Cezaevlerinde gerçekleştirilen incelemeler ve tespit edilen hak ihlalleri,
⚖️ Hukuk devleti, insan hakları ve bağımsız savunmanın korunmasına yönelik çalışmalar
kamuoyuyla paylaşılacaktır.
📅 20 Temmuz 2026 Pazartesi
🕧 12.15
📍 İstanbul Barosu
Tüm meslektaşlarımızı toplantımıza bekliyoruz.
Emniyet ve sorgu sürecinde her iki meslektaşımızın da yanındaydık.
Suç delili diye dosyaya sundukları ilgisiz şeylerle, Türkiye’de avukatlık yapan herkesi bir günde tutuklayabilirler.
Avukatlığı savunmak için mesleki dayanışmamızı ve mücadeleyi büyütmekten başka şansımız yok.
İSTANBUL BAROSU HEDEFTEKİ MESLEKTAŞLARININ YANINDA
148 yıldır fikir, dayanışma ve eylem birliğiyle savunma mesleğine yönelen her türlü saldırıya karşı duran İstanbul Barosu olarak, hukuksuz tutuklamalarla hedef alınan meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılması talebiyle İstanbul hukuk kurumlarıyla birlikte Çağlayan Meydanı’ndan seslendik.
Savunma mesleğinin sesi kısılırsa, toplumun sesi kısılır. Makbul avukat ve makbul baro olmayacağız, susmayacağız. Hedef alınan meslektaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.
"Tutuklanma gerekçesi;
500 liralık duruşma ücreti"
Avukatlar, ÇHD İstanbul Şubesi (@CHDistanbulsb_) Başkanı Av. Ezgi Önalan, ÇHD üyeleri avukat Yunusemre Işık ve Doğa İncesu'nun NATO operasyonunda tutuklanmasını Çağlayan Adliyesi önünde protesto etti.
İstanbul Barosu (@istbarosu)
Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ekim Bilen Selimoğlu (@ekimbilen):
"Geçtiğimiz hafta İstanbul Barosu olarak iki mensubumuz Ezgi Önalan ve Yunusemre Işık'ın sorguları için adliyedeydik,
kendilerinin yanındaydık ve sorgularına bizzat yönetim kurulu üyeleri olarak da katıldık.
Orada kendilerine yöneltilen soruları, "kuvvetli suç şüphesi" dedikleri delilleri inceledik ve dosyanın bomboş bir dosya olduğunu gördük.
Şöyle ki; dosyada delil dedikleri şey, meslektaşların müvekkilleriyle yaptıkları telefon görüşmeleri ve içeriği dahi olmayan telefon görüşmeleri.
Hepsinin vekaletnamesini sundular, müvekkilleri olduklarını ispat ettiler.
Diğer meslektaşlarıyla olan telefon görüşmeleri ve yine müvekkillerinden aldıkları cüzi miktarda paralardan ibaret.
Örgüt üyeliğini gerektirecek dosyada bırakın kuvvetli suç şüphesini, en ufak bir basit iz, emare dahi dosyada bulunmamakta.
Orada şunu, yargılayanlara söyledik: İstanbul Barosu'nda 68.000 avukat var.
Siz eğer avukatla müvekkillerini özdeşleştirirseniz, müvekkillerinin yargılandığı dosyalardan, soruşturmalardan avukatlarını da bu şekilde sorumlu tutarsanız,
İstanbul'da 68.000 avukatı istediğiniz zaman gözaltına alabilir ve tutuklayabilirsiniz.
Türkiye'de avukatlık yapmanın hiçbir güvencesi yoktur.
Hiçbir mesleki güvence, hukuk güvenliği, savunma hakkı yoktur. Bunu yapmayın.
Bunu delil olarak, kuvvetli suç şüphesi olarak sayamazsınız diye bunu defalarca İstanbul Barosu olarak beyanlarımıza geçirdik.
Fakat ne yazık ki meslektaşlarımız... Ezgi Önalan, ÇHD İstanbul Şube Başkanı, meslektaşlarından aldığı 500 liralık piknik ücretleri, kahvaltı ücretleri nedeniyle; Yunus Emre, genç, yoksul bir avukat, tevkillle yani diğer meslektaşlarından aldığı bir defalık duruşma ücretleriyle geçimini sağlamaya çalışan bir avukat, bunu kendisi beyan etti.
Diğer avukatlardan aldığı 500 liralık, 1000 liralık duruşma ücretleri, tevkil ücreti dediğimiz duruşma ücretleri burada delil olarak kendisine soruldu.
Bunu yapmayın!
İstanbul'da on binlerce avukat var bu şekilde. Yoksul avukat var, genç avukat var, işçi avukat var, işsiz avukat var.
Bunu yapmayın.
Bunu yaparsanız bütün avukatları bu şekilde tutuklayabilirsiniz.
Bu imkanı kolluğa, savcılığa, bu imkanı tanımayın dedik.
Ancak ne yazık ki sulh ceza hakimliklerine bunu dinletemedik ve iki meslektaşımız geçtiğimiz hafta tutuklandılar.
Biz İstanbul Barosu olarak her zaman meslektaşlarımızın yanında olacağız.
İtirazımızı, dayanışmamızı, isyanımızı büyüteceğiz, güçlendireceğiz ve meslektaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.
Her iki meslektaşımız ve diğer tutuklu meslektaşlarımızı alana kadar, mücadeleye, onların yanında olmaya devam edeceğiz."
Tutuklanan İstanbul Şube başkanımız Av. Ezgi Önalan, şube üyelerimiz Av. Yunusemre Işık ve Av. Doğa İncesu’ya özgürlük şiarıyla yarın gerçekleştirilecek basın açıklamasına tüm üye ve meslektaşlarımızın katılımını bekliyoruz.
🗓️ 16 Temmuz Perşembe
⏰ 12.00
📌 İstanbul Adliyesi
FİKİR, DAYANIŞMA VE EYLEM BİRLİĞİYLE BİR ARADA!
İstanbul Barosu olarak, meslekte 25 ve 30 yılını tamamlamış meslektaşlarımıza plaketleriyle ve meslekte 90 yaşını aşmış üstatlarımıza onur ödülleriyle saygımızı sunmaktan büyük sevinç duyduk.
Yetmiş bini aşan üyemizle; fikir, dayanışma ve eylem birliğinde hukukun üstünlüğünü savunmaya ve insan haklarını korumaya baromuzda kurumsal olarak devam edeceğiz. Meslektaşlarımızla birlikte, mesleğin onurunu beraberce savunduğumuz nice güzel yıllarımız olması dileğiyle.
Bir şairi, bir dostu, yüreği demokrasi için atan bir yoldaşı kaybetmenin hüznü içerisindeyiz...
Bizlere bıraktığı şiirler ve mücadele azmi, hukuk yoluyla demokrasi mücadelemizde hep anımsanacaktır.
Ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum. Son sözü şair söylesin:
HÜZNÜN İSYAN OLUR
Suya düşen bir karanfilse yüreğin/bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm/ vursun seni o taştan bu taşa/ o çağlayandan bu çağlayana
Kavgadan uzak kalmışsan
sevdadan da uzaksın demektir/devinmez yüreğinin mağması çatlamaz sabrın kara taşı
10 TEMMUZ DÜNYA HUKUK GÜNÜ
HUKUKUN OLMADIĞI YERDE ADALET OLMAZ
10 Temmuz Dünya Hukuk Günü’nü, hukukun üstünlüğünün ağır biçimde sınandığı bir dönemde karşılıyoruz.
Anayasa’nın ve bağlayıcı yargı kararlarının yok sayıldığı; tutuklamanın istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkarılarak cezalandırma aracına dönüştürüldüğü; seçme ve seçilme hakkının yargı müdahaleleriyle gölgelendiği; ifade, basın, toplantı ve gösteri özgürlüklerinin sınırlandırıldığı; avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alındığı bir düzende hukuk devletinden söz edilemez.
Hukuk, siyasal ihtiyaçlara göre biçimlendirilecek bir araç değil; herkes için eşit, öngörülebilir ve bağlayıcı olması gereken ortak güvencemizdir.
Yargının görevi siyasal alanı düzenlemek değil, hak ve özgürlükleri korumaktır. Savunma ise adaletin ayrılmaz ve kurucu unsurudur.
Bugün yalnızca bir kutlama günü değil; hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını ve adil yargılanma hakkını savunma günüdür.
İstanbul Barosu olarak; bağımsız yargı, özgür savunma, demokratik hukuk devleti ve insan onuruna dayalı bir düzen için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Çünkü hukukun üstün olmadığı bir ülkede hiç kimse güvende değildir.
Bugün hukuk yoluyla demokrasi için burada olan Saraçhane Aileleri ile birlikteydik…
İstanbul Barosu olarak, bütün yurttaşların ve mağdurların hak ve özgürlüklerinin koruyucusu sıfatıyla mücadele ediyoruz. Bu mücadele mahkemelerle, adliye saraylarıyla sınırlı değil; Kartalkaya’dan Cerattepe’ye ve Akbelen’e, bütün Türkiye’de her zaman, her yerde ve herkes için hukuk yoluyla demokrasi mücadelesi veriyoruz.
Demokratik bir toplumu ve demokratik bir ülkeyi gelecek kuşaklara aktarabilmek için çalışıyoruz. Bu açıdan çabamız, aynı zamanda demokratik devlet içindir. Barolar demokrasinin bekçileridir.
İBB Davası’nın en başından en sonuna kadar yakından izledik ve orada bulunan gözlem heyetimiz yargılama sürecindeki hukuka aykırılıkları raporlaştırdı. Adli tatilin başlangıcı olan 20 Temmuz günü, İstanbul Barosunda bir basın açıklamasıyla hapishanelerdeki ve Silivri duruşmalarında tanık olduğumuz hukuka aykırılıkları kamuoyu ile paylaşacağız.
Kentli olma hakkı, kentsel kamu düzeni, estetik kamu düzeni ve tarihsel, kültürel, doğal değerlerin korunması için mücadele eden yurttaşlarız. Demokrasi için mücadelenin anlamı budur.
İstanbul Barosu olarak hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak için ne gerekirse yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Hukuk yoluyla demokraside yolumuz açık olsun.
Bugün emperyalist savaş örgütü NATO’ya defol dedikleri için şube başkanımız Av. Ezgi Önalan ve üyemiz Av. Yunusemre Işık dahil olmak üzere 25 kişi tutuklandı ve 18 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. Basın açıklamamız için Çağlayan Adliyesi önündeydik.
ÇHD susmadı susmayacak!
Şube Başkanımız Av. Ezgi Önalan ile üyelerimiz Av. Yunusemre Işık ve Av. Özge Usanmaz hakkındaki soruşturmada sorulan sorular incelendiğinde doğrudan politik kimlikleri ve mesleki faaliyetlerinin hedef alındığı görülmüştür.
Mesleğimizin sınırlarına emperyalistler karar veremez!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Gözaltında tutulan şube başkanımız Av. Ezgi Önalan’ın mesajını paylaşıyoruz.
NATO’dan çıkılsın, emperyalist üsler kapatılsın!
Şube başkanımız Av. Ezgi Önalan ile üyelerimiz Av. Yunusemre Işık ve Av. Özge Usanmaz derhal serbest bırakılsın!
1961 Anayasası’nın 65. yılı | ANAYASA FORUMU
🗓️ 10 TEMMUZ 2026 CUMA
🕕 17.00
📍 İSTANBUL BAROSU Av. ORHAN ADLİ APAYDIN KONFERANS SALONU
https://t.co/csfxdjDIqC
DEMOKRASİ VE HUKUKU KORUYACAĞIZ
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin hemen öncesinde, sabaha karşı İstanbul başta olmak üzere çeşitli illerde operasyonlar düzenlenmiş; aralarında Baromuz üyesi ve aynı zamanda Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ile Av. Yunusemre Işık’ın da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır. Yine birinci Meclis önünde Baromuz üyeleri Av. Pınar Akbina Karaman, Av. Doğan Zafer Çıngı ve Av. Fettah Ayhan Erkan ile Av. Tacettin Çolak, Av. İbrahim Kıvılcım Çolak ve Av. Sait Kıran’la birlikte birçok yurttaş bu gözaltılara eklenmiştir.
Son haftalarda ülke genelinde uygulamaya konulan yaygın yasaklar, gözaltı ve tutuklama işlemleri ile savaş halinde bile koruma altında olan temel hak ve özgürlüklerin keyfi biçimde ve kitlesel olarak yok edilme sürecine dönüşmüş bulunuyor.
Öyle ki; daha geçen hafta düzenlenen operasyonlar kapsamında, içlerinde meslektaşlarımız Av. Doğa İncesu, Av. Semra Demir ve Av. Kürşat Bafra’nın da bulunduğu onlarca kişi hukuka aykırı şekilde tutuklanmıştı.
Bu operasyonlar; Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri kullanılamaz kılmaya, muhalefeti sindirmeye ve demokratik toplumu cezalandırmaya yönelik açık bir gözdağıdır. Hukuk devletiyle bağdaşmayan bu uygulamalar, temel hak ve özgürlüklerin fiilen askıya alınması anlamına gelmekte ve hak özneleri üzerinde caydırıcı etki yaratılması amaçlanmaktadır.
Avukatların üstlendikleri davalar, mesleki faaliyetleri, düşünceleri veya üyesi oldukları meslek örgütleri ve dernekler nedeniyle hedef haline getirilmeleri; Avukatlık Kanunu’nun avukatlık mesleğinin bağımsızlığını güvence altına alan hükümleri göz ardı edilerek sabaha karşı ev baskınlarıyla gözaltına alınmaları, yalnızca meslektaşlarımızın değil, savunma makamının ve adil yargılanma hakkının da hedef alınması anlamına gelmektedir.
İstanbul Barosu olarak, gözaltındaki meslektaşlarımız ve yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor; savunma makamının bağımsızlığına, hukuk devletine ve temel hak ve özgürlüklere yönelik her türlü müdahaleye karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ve meslektaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
DENİZ GÖKTAŞ SERBEST BIRAKILSIN!
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından hakkında soruşturma başlatılması ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınması; Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüklerini güvence altına alan 25, 26 ve 27. maddeleri ile kişi özgürlüğünü koruyan 19. Maddesinde belirtilen kişi güvenliği ve özgürlüğünün özünü zedelemektedir.
Demokratik toplumlarda mizah; toplumsal olayları sorgulayan, eleştiren ve kamusal tartışmayı besleyen temel bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca kabul gören, rahatsızlık yaratmayan düşünceleri değil; sarsıcı, incitici, rahatsız edici ve iktidarı eleştiren ifadeleri de korur. Nefret söylemi ya da şiddete açık çağrı niteliği taşımayan mizahi anlatımların ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmak zorundadır. Hakkında açılan soruşturmayı bilerek ülkesine dönen Deniz Göktaş hakkında gözaltı tedbirine başvurulması; zorunluluk ve ölçülülük koşullarını karşılamamaktadır.
Dahası, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulanması ve emniyet binası içinde ters kelepçeli halde çekilen görüntülerinin servis edilmesi, güç gösterisinden öte;* insan onurunu zedeleyen, kötü muamele ve işkence yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken ağır bir uygulamadır. Bu uygulama, gözaltı tedbirine ilişkin adli sürecin bir parçası değildir. Bu görüntüler, kamuoyuna verilen bir gözdağıdır. İnsan onurunu zedeleyen bu uygulama; masumiyet karinesini, kişi özgürlüğünü ve kötü muamele yasağını delmektedir. Hukuk devleti, teşhir ve itibarsızlaştırma üzerinden işletilemez.
Ayrıca, bu tür işlemler yalnızca kişi özgürlüğünü değil; sanatsal ve eleştirel ifade alanını da baskılayan, toplumda otosansürü yaygınlaştıran caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mizah ve politik hiciv, toplumun ve yönetenlerin kendileriyle yüzleşmesini sağlayan bir dev aynasıdır. Demokratik yönetimler, kendilerine tutulan bu aynaya tahammül edebildikleri ölçüde demokratik kalabilirler.
İstanbul Barosu olarak, Deniz Göktaş’a yönelik bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle baskı altına alan uygulamalardan vazgeçmeye, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yürütülen soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını sağlamaya çağırıyoruz.