Kurbanlıklara su verirken yanımıza gelip mahcubiyetle “Bana verebileceğiniz bir iş var mı? diye sordu.
Arkadaşım, “10 kilometre ötede 9 torbamız var, kaça getirirsin” diye sorunca, 6 TL istedi.
Bisikletle de olsa 10 kilometre toprak yolu gitmek ve 200 kilo yükü taşımak kolay değildi. Bu, güçlü bir hikâyenin işaretiydi.
Abbat 55 yaşında. Eskiden bisiklet parçaları satarmış. Fakat ülkeyi vuran o açlık döneminde her şeyini kaybetmiş.
Burada kuraklık gelince insanlar hayatta kalmak için ellerindeki her şeyi yok pahasına beyaz adama satarlar.
Abbat da öyle yapmış. Çocukları aç kalmasın diye dükkanını, sermayesini satmış.
Geriye bir tek eski bisikleti kalmış. Şimdilerde onunla köy köy dolaşıp iş arıyor.
“Bisikletin geçinmene yetmiyor mu?” diye sordum.
“Yalnız olsam yeter ama oğlumun okulu 2 saat uzaklıkta. Sabah o kullanıyor, öğleden sonra bana kalıyor. Bir iş bulduğum zaman yürüyerek giderim ama iş ararken saatlerce yürümek insanı bitiriyor.”
Gözüm, gövdesi birkaç yerinden kaynaklanmış, kırık dökük bisikletine takıldı.
Sorunca “Ağır eşya taşıdığım için.” dedi.
Seni en çok zorlayan şey ne?
“İnsanlar benim yaşımdaki birinin kapı kapı gezip günlük iş aramasını yadırgıyor.
Çünkü böyle işleri gençler yapar. Sadece bir kap yemek uğruna bu yaşta çalışmak onları da üzüyor. En çok onların bu bakışları zorluyor beni. Oysa bir zamanlar durumum iyiydi.”
Arkadaşım araya girdi, “Onu hatırlıyorum. Ben çocukken bisiklet parçaları satardı. Neşeli, komik bir adamdı.” dedi.
Karşımda duran adama baktım. O eski günlerin neşesinden en ufak bir iz kalmamıştı. Bir iş bulabilirse günlük kazancı en fazla 25 TL oluyordu ama o işi de haftada bir buluyordu.
“Yeniden başlasan ne iş yapabilirsin?” diye sordum.
“Bildiğim işi yaparım. Bisiklet parçaları satarım.” dedi.
Bunun mümkün olabileceğini söyleyince sevinçten titremeye başladı. Ama bir şartım var, gelip seni kontrol edeceğim.
Heyecanla “Yol üstüne açın, istediğiniz zaman kontrol edin.” dedi. Kendisiyle sözleştik, bayramdan sonra dükkanını kiralayacağız.
Biz oradan ayrılırken Abbat 10 kilometre ötedeki malzemeleri getirmek üzere bisikletinin pedalını çevriyordu.
Cebinde 6 TL’den çok fazlası vardı ama onu asıl mutlu eden şey eski mutlu günlerin yeniden gelme ihtimaliydi.
Modern zamanların en tuhaf alışkanlıklarından birisi de şu; bir metni tarihsel bağlamıyla okumayı yalnızca “din” söz konusu olduğunda “iptal edici” bir argüman sanmak.
İlginç olan şu ki aynı insanlar iş tasavvufa, şiire ya da antik mitolojiye gelince sembol okumasında bir anda Derrida’ya dönüşüyor. Amma Kur’an söz konusuysa google translate pozitivizmi bir tık uzaklarında.
Kaldı ki “Kur’an’da saçını kapat yazmıyor” cümlesi de yeni bir keşif değil. Modernist yorumların yaklaşık yüz yıllık ezberi.
Ben bu tür insanlardan uzak dururum bak. Düşünsene milyonlarca insanın asırlardır aptallık ettiğini ima etmeyi entelektüellik sanan bir kafa bu.
Ve bu kafadaki hermenötik çözümleme: “Arabistan sıcak, herkes başını örtüyordu.” Bu mantıkla gide gide ya bir söğüdün dalına dayanırız ya da Vikinglerin bere takmasını Norse teolojisine bağlamayız da “hava soğuktu, sinüzit oluyorlardı” deriz 😂
Bu kızın filmi bile çekildi. İçiniz el verecekse izleyebilirsiniz. Ölmeden önce saatlerce bir aracın içinde Filistin Kızılay'ını arayıp yardım bekledi ancak İsrail ordusu yardım gelmesini engelledi. En son izin verdiklerinde ise gelen ambulans görevlilerini de öldürdü İsrail
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim” dedi sesini kısarak.
Yahya, 48 yaşında. Bir beyaz adamın dükkanı önüne koyduğu dikiş makinesiyle terzilik yapıyor.
Eskiden kıyafet satıyormuş. 10 yıllık birikimiyle aldığı kıyafetler çalınınca beş parasız kalmış. Güney Afrika’ya gidip işçilik yapmış ama bir yıl sonra geri dönmüş.
Neden döndün diye sorunca, “Oradaki göçmen ortamı, bir Müslüman’a yakışmazdı.” diyerek geçiştirdi.
Yahya, 18 yıldır terzilik yapıyor.
İkindiye kadar 12 TL kazanmıştı. Yetiyor mu diye sorunca, “Buna da şükür, bazı günler hiç kazanamıyorum.” dedi.
Sevinçle elindeki önlüğü gösterdi. Beyaz adamın eşi için dikiyormuş. Eğer bitirebilirse 6 TL de oradan kazanacakmış.
Burada emeğin karşılığı yok ama buna rağmen fiyatlar çok pahalı. Bu yüzden Yahya hiç öğle yemeği yemiyor.
Fakat şanslı. Normalde çoğu kişinin dikiş makinesi kiralık olur. Makine sahibi ile terzi, parayı bölüşür. Yahya’nın makinesi eşine aitmiş. 10 yıl önce bir iş adamı hediye etmiş.
Sadece bir dikiş makinesi ile 5 kişilik ailesini geçindirmeye çalışıyor.
Evini sordum, “7 kilometre uzakta.” dedi. Minibüs parası günlük kazancının iki katından fazlaymış, bu yüzden her gün yürüyerek geliyormuş.
- Zor olmuyor mu?
“Yok, koşarsam 45 dakikada da gelirim.” dedi.
- Bisikletin yok mu?
“Eskiden vardı ama tekerleği tükendi artık.”
- Tamir ettir.
“Param yetmez”
- Biriktir.
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim. Tahtadan bir kumbara yapıp içine her gün para atıyordum, bir gün eve gidip tahta kumbarayı kırdım ve yemek aldım.”
Yahya makinesini beyaz adamın dükkanı önünde tutmak isterse ona kira ödemek zorunda. Bu yüzden 500 metre ötedeki bir depoya taşıyor her akşam. Depo sahibi iyi adammış, para almıyormuş.
Arkadaşım, Yahya’ya 100 TL uzatınca mahcup bir şekilde kabul etti. Ne yapacaksın diye sordum, “Uzun zamandır yalnızca nsima (mısır unu bulamacı) yiyoruz. Bugün yanına patates alacağım.” dedi.
Oradan ayrılırken dönüp Yahya'ya baktım. Mutluluğunu uzaktan bile görmek mümkündü.
Şimdi vakit akşam, muhtemelen Yahya bir sofra başında çocuklarıyla patates yemenin mutluluğunu yaşıyor.
cocugun dogum saatine kadar ezbere bilen cocuguyla ilgilenen bir ailenin cocugu, psikologa goturun dedikleri halde umursamayan bir ailenin cocugu tarafindan oldurulmesini asamiyorum asamayacagim
Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş: "Gülistan Doku’nun failleri bulundu diye haberler verildi. Ben o gece sevinçten ağladım. 'Gülistan’ın çözüldü, Allah’ın izniyle Rojin’in de çözülecek' dedim."
Kedi ısırmasında enfeksiyon oranı yüksektir( %80) ve hızla ilerler Enfeksiyon belirtileri ortaya çıkmadan antibiyotik başlanmalıdır. El ısırıklarında kemik enfeksiyonu riski vardır ve ciddi bir durumdur. Ev veya sokak kedisinde aynı risk söz konusudur
Toprak kayması olmadığı an dinlediği, "Sözünüzü gizleseniz de açığa vursanız da fark etmez; O, göğüslerde olanı En İyi Bilen'dir." ayeti. Toprak kayması olup aracına düştükten sonra dinlediği, "Yaratan, yarattığını bilmez mi? O, bütün ayrıntıları bilen'dir, Her şeyden haberdar'dır. Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Artık onun üzerinde dilediğinizce dolaşın ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda dönüş O'nadır." ayetleri. Radyoyu kapatmasaydı sıradaki ayet, "Gökte olan'ın, sizi yerin dibine batırmayacağından emin mi oldunuz? Bir de bakmışsınız yer sarsılıyor!" olacaktı. Kazadan daha çok kaza anında dinlediği Kur'an Tilaveti ve ayetlerin daha fazla haber değeri var :)
SubhanAllah… Today I just learned something that shook me in the most beautiful way.
On the Day of judgment, The Heaviest Thing on the Scales is not your salah. It’s not your fasting. It’s not even your wealth given in charity.
🔴 Barcelona'da bir araya gelen yüzlerce kişi, İsrail güçlerinin iki yıl önce bugün hayattan kopardığı kız çocuğu Hind Receb'i, dev portresini taşıyarak andı.
Van Gölü, yapısı itibarıyla oldukça tuzlu ve sodalı bir göldür.
Bu tür bir suda 18 gün boyunca kalan bir beden, ciddi şekilde bozulur ve tanınmayacak hale gelir.
Ayrıca, 18 gün boyunca suyun içinde kalan bir kişinin akciğerlerinde su bulunmama ihtimali bilimsel olarak mümkün değildir.
Ancak Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda, Rojinin 18 gün boyunca suda kaldığı belirtilmiş, buna rağmen akciğerlerinde su bulunmadığı ifade edilmiştir.
#RojinİçinAdalet