SINIF ÖĞRETMENLERİMİZİN DERS SAATİ VE NORM SORUNLARI İÇİN MEB'E RESMİ BAŞVURU!
Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Merkezi olarak, sınıf öğretmenlerimizin mağduriyetine yol açan ders saatleri ve norm kadro sorunlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne taleplerimizi ilettik.
Maddeler Halinde Taleplerimiz:
Maaş Karşılığı Ders Saati Eşitlenmelidir: Branş öğretmenleri haftalık 30 ders saatinin 15 saatini maaş karşılığı derse girerken, sınıf öğretmenleri 18 saati maaş karşılığı girmektedir. Bu durum sınıf öğretmenlerimizin haftalık 3 saat ek ders kaybı yaşamasına neden olmaktadır. Anayasal "Ücrette Adalet Sağlanması" ilkesi ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde "Eşit işe eşit ücret" haktan ibarettir.
Sınıf Mevcutları En Fazla 24 Öğrenci Olmalıdır: İlkokula başlayan öğrenci sayısındaki düşüş nedeniyle birçok bölgede sınıf öğretmenlerimiz norm fazlası olmakta, il içi ve il dışı tayin talepleri karşılanamamaktadır. Öğrenci sayısındaki düşüş hesaplanarak sınıf mevcutları en fazla 24 öğrenci ile sınırlandırılmalı ve normlar buna göre belirlenmelidir.
Sınıf öğretmenlerimizin hak ettiği değeri görmesi için takipçisi olacağız.
1 yıl daha ders çalışacak gücümüz kalmadı. 2024 kpss'ye de girdik, 2025 ags'ye de girdik, iyi puanlar aldık fakat verilen az kontenjanlar sebebiyle iyi puanlarımızla ortada kaldık. Son 2 yılın mağduriyeti ve öğretmen ihtiyacı 2026 AGS ile giderilmeli.
#AGSmağduriyetine50Bin
İlkokul, bir çocuğun hayatındaki en kritik eşiktir. Eğitimin temeli ilkokulda atılır, sağlam bir temel ise ancak yeterli sınıf öğretmeniyle mümkündür.
#Sınıfa4500Kontenjan talep ediyoruz!
Nedir bu öğretmenlerden istediğiniz?
Yıllardır doğru düzgün atama yok.
Yer gök eğitim fakültesi…
Devlet üniversitelere adeta şunu söyledi:
“Dört yılda bir iş beceremiyorsunuz, öğretmen yetiştiremiyorsunuz. Siz de bizim kurumumuzsunuz ama bunu yapamıyorsunuz. O hâlde biz iki yıl daha eğitim vereceğiz.”
Öğretmeni artık 6 yılda yetiştireceğiz.
Ama 6 yılın sonunda, neredeyse düz memur maaşı vereceğiz.
“Sınav sistemi saçma.” denildi.
AGS 2025 geldi.
Aradan daha çok kısa bir süre geçti.
“Sınav sistemi eski hâline dönsün.” denildi.
Ama dönemedi…
“Biz saçma dedik, yine adı AGS olsun ama soru sayıları değişsin.” denildi.
Adaylar yarım dönem boyunca başka bir sisteme göre çalıştı.
Biliyoruz.
Emek verdiniz.
Plan yaptınız.
Gecenizi gündüzünüze kattınız.
Ama kusura bakmayın…
Hop! Sınav değişsin.
İçerik değişsin.
Soru dağılımı değişsin.
Öğretmen adayları denek mi?
Binlerce yıllık tarihe çalışsın adaylar; sonra biz bu koca alanı 6 soruyla ölçelim.
Çünkü bizim harika bir ölçme ve değerlendirme mekanizmamız var, değil mi?
Amannnn… Daha neler neler yazılır da…
Kime, niye?
Bugün de yıllarca emek verdiğimiz sınavı yanlış okuyalım.
Sonra da…
“Üzgünüz.”
Gerçi bir özür dileme de yok. ;)
Peki gerçekten bu kadar değersiz mi öğretmen adaylarının emeği?
Bir insanın aylarca, yıllarca verdiği emek; bir karar değişikliğiyle bu kadar kolay gözden çıkarılabilir mi?
Bir sınava hazırlanmak yalnızca kitap açıp soru çözmek değildir.
Uykusuz gecelerdir.
Ertelenen hayallerdir.
Aileden, arkadaşlardan, hayattan çalınan zamandır.
“Bu kez olacak.” diyerek yeniden başlamaktır.
Ve bütün bunların sonunda insanın tek istediği şey, emeğinin ciddiye alınmasıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca bir sınav değil.
Mesele, yıllarını bu mesleğe adayan öğretmen adaylarının emeğinin, sürekli değişen sistemler ve kararlar arasında yok sayılması.
Öğretmen adayları denek değildir.
Üzgünüm.
Üzgünüz.
Hem de çok…
#ags #ags26 #ags2026 #agshatalı #Agsye50BinMüjdesi
Nedir bu öğretmenlerden istediğiniz?
Yıllardır doğru düzgün atama yok.
Yer gök eğitim fakültesi…
Devlet üniversitelere adeta şunu söyledi:
“Dört yılda bir iş beceremiyorsunuz, öğretmen yetiştiremiyorsunuz. Siz de bizim kurumumuzsunuz ama bunu yapamıyorsunuz. O hâlde biz iki yıl daha eğitim vereceğiz.”
Öğretmeni artık 6 yılda yetiştireceğiz.
Ama 6 yılın sonunda, neredeyse düz memur maaşı vereceğiz.
“Sınav sistemi saçma.” denildi.
AGS 2025 geldi.
Aradan daha çok kısa bir süre geçti.
“Sınav sistemi eski hâline dönsün.” denildi.
Ama dönemedi…
“Biz saçma dedik, yine adı AGS olsun ama soru sayıları değişsin.” denildi.
Adaylar yarım dönem boyunca başka bir sisteme göre çalıştı.
Biliyoruz.
Emek verdiniz.
Plan yaptınız.
Gecenizi gündüzünüze kattınız.
Ama kusura bakmayın…
Hop! Sınav değişsin.
İçerik değişsin.
Soru dağılımı değişsin.
Öğretmen adayları denek mi?
Binlerce yıllık tarihe çalışsın adaylar; sonra biz bu koca alanı 6 soruyla ölçelim.
Çünkü bizim harika bir ölçme ve değerlendirme mekanizmamız var, değil mi?
Amannnn… Daha neler neler yazılır da…
Kime, niye?
Bugün de yıllarca emek verdiğimiz sınavı yanlış okuyalım.
Sonra da…
“Üzgünüz.”
Gerçi bir özür dileme de yok. ;)
Peki gerçekten bu kadar değersiz mi öğretmen adaylarının emeği?
Bir insanın aylarca, yıllarca verdiği emek; bir karar değişikliğiyle bu kadar kolay gözden çıkarılabilir mi?
Bir sınava hazırlanmak yalnızca kitap açıp soru çözmek değildir.
Uykusuz gecelerdir.
Ertelenen hayallerdir.
Aileden, arkadaşlardan, hayattan çalınan zamandır.
“Bu kez olacak.” diyerek yeniden başlamaktır.
Ve bütün bunların sonunda insanın tek istediği şey, emeğinin ciddiye alınmasıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca bir sınav değil.
Mesele, yıllarını bu mesleğe adayan öğretmen adaylarının emeğinin, sürekli değişen sistemler ve kararlar arasında yok sayılması.
Öğretmen adayları denek değildir.
Üzgünüm.
Üzgünüz.
Hem de çok…
#ags #ags26 #ags2026 #agshatalı #Agsye50BinMüjdesi
Akademideki sınav ortalamalarına göre tercih sıralamasının belirlenmesi yanlış bir uygulamadır. Bazı kişiler sınava girerken sadece bir il tercihinde bulunmak için giriyor. Örnek veriyorum ailesi İstanbul'da olan birisi sınava girerken tercihlerinde sadece İstanbul yapmak için giriyor. Ancak akademi sürecine göre Türkiye derecesi bile yapsa bu kişi 1 yıla yakın akademi eğitimi almalı ve ardından istediği ili tercih etmeli. Bir de istediği ilin açılmama ihtimali var. Yani İstanbul dışında bir yere atanmak istemeyen birisi akademide 1 yıl eğitim aldıktan sonra tercih yapıp yapmamaya karar verecek. Bu yanlış.
Yanlışlardan diğeri de akademilerin kurulduğu iller. 20 yıl hizmet yapsa bile gelemeyeceği Ankara ilinde insanları akademiye alıyorsunuz ve staja dahil ediyorsunuz. Oysa 1 yıl sonra en az 4 yıl görev yapacağı olan bölgelerde bu eğitimi alsalar daha iyi olmaz mıydı?
Muhtemelen akademide elenme sayısı binde bir bile olmayacak. Bu kişiler akademiye girdiklerinde atanmış öğretmen olarak girseler ve adaylık eğitimi yerine geçse olmaz mıydı? Önceden AKS vardı ve başarılı olmayanların adaylığı uzuyordu, adaylığı uzayanlar diğer yılda da başarılı olamazsa mesleğe girememiş oluyordu. Bu durum şu anda uygulamaya müsait. Eğer amaç tasarrufsa size iki örnek vereyim hangisi tasarruflu siz seçiniz?
1.DURUM: Öğretmenler MEB'e atanır. Atandıkları ilde okulda öğretmenliklerini yaparlar. Maaşlarını 70.000 TL olarak alırlar ve herhangi ek ders ücreti vb. almazlar. Her gün okul çıkışına denk gelen 2'şer saatlik seminerlere katılırlar. Yazın da okul dışı etkinliklerini tamamlarlar. 1 yılın sonunda adaylıkları kalkmış şekilde 1 yıllık öğretmen olarak bulundukları okulda görevlerine devam ederler.
2.DURUM: Öğretmenler atanacakları ille alakası olmayan ve şehirlerden uzakta yerlere öğretmen adayı olarak alınır. Öğretmenlik maaşının yarısı verilir. Verilmeyen yarısı da 1 yıl sonra atanacağı okulda çalışması için ücretli öğretmene verilir. 1 yıl geçer. Öğretmenler 2.dönemin ortasında ücretli öğretmenin yerine atanır. Öğrenci ücretli bile olsa öğretmeninden ayrılmak istemez. Yeni atanan öğretmen başlarken 1-0 geride başlar.
Şu anda gerçekleşmekte olan süreç tam olarak 2.durum. Buna ne gerek var @tcmeb ?
Geceleri başınızı yastığa koyduğunuzda hiç mi kendinize sormuyorsunuz biz neden işleri bu kadar zorlaştırıyoruz diye?
Bu akademiler seçim zamanı kalkar. Ben de alıntılayarak sizlere tekrar hatırlatırım. Yol yakınken dönün lütfen. Bu ülkenin eğitim konusunda kaybedecek değil 1 yılı 1 saati bile yok.
@fatmaay23194039@edipuzen Siz atanmissiniz galiba tuzunuz kuru:))Verilere hiç bakmiyorsunuz galiba 70-80 bin ücretli öğretmen var.Bunlari boş sınıflara vermiyorlar herhalde.Bunun dışında bir sürü norm açığı var.Siz ne lokasyonundan bahsediyorsunuz.Siz dizi izlemeye devam edin hocam :)))
Bugün @edipuzen 'in yapmış olduğu paylaşım yeni bir veri değil. 22 Ocak'ta doğum sayısı ile ilgili paylaşım yapmıştım. Bu yaklaşık yüzde 30'luk düşüş 10 yılda olan düşüş. 5'er yıllık periyotlarla baktığımızda 2015 yılında 1 yaşında olan çocuk 2020 yılında 1.sınıf düzeyine geliyor.
2020'de 6 yaşındaki çocuk sayısı: 1,35 Milyon
2025'te 6 yaşındaki çocuk sayısı: 1,2 Milyon
2030'da 6 yaşında olacak çocuk sayısı: 926 bin.
2020-2024 yıllarında 5 yılda toplamda 7 atama oldu ve 160.000 öğretmen atandı. Bu 160.000 öğretmenin 24.260'ı sınıf öğretmeni ataması. Yaklaşık olarak %15'i. Sonrasındaki 5 yılda %12'lik bir düşüş gerçekleşti. 2025-2026 yıllarında normalde oran %13 olması gerekirken son 2 yılda yapılan atamalarda 25 binin 7.194'ü sınıf öğretmeni ataması. Yaklaşık olarak %29'u. Özetle nüfusa göre atamalar belirlenseydi %15'ten %13'e düşmesi gereken sınıf öğretmenliği %29'a çıkmazdı.
Atamalarda en belirleyici unsur özellikle doğu ve güneydoğuda bulunan öğretmen açığı. Çünkü batıda İstanbul dışında neredeyse öğretmen açığı yok hatta fazlalığı var. İstanbul'un da nüfusu çok fazla olduğu için bir şekilde ücretli öğretmen bulabiliyorlar. Özellikle güneydoğuya gittiğimizde öğretmen açığı kapatılamıyor. Bugün ikinci il dışı yapılsa ve kontenjanlar artırılsa iyice o bölgeler boşalacak. Zorunlu hizmet süresi dolan öğretmenlere il dışı atamalarında yeterli sayıda kontenjan vermedikleri için orada kalmak zorundalar. Buna rağmen açık yine kapanamıyor.
Özellikle Şanlıurfa'da sınıf mevcutları 50'ye dayanmışken ve sınıf öğretmenliği atamasının büyük kısmı Şanlıurfa'ya yapılırken atamalar bir anda nasıl düşsün?
Sizlere bir başka istatistik paylaşayım:
Muğla'da 2001 yılında doğum sayısı 10.075
Muğla'da 2025 yılında doğum sayısı 8.596
Şanlıurfa'da 2001 yılında doğum sayısı 53.224
Şanlıurfa'da 2025 yılında doğum sayısı 53.916
Bugün İstanbul ve Şanlıurfa'ya gittiğinizde okullardaki öğrenci sayılarının 40'lara ulaştığını ve hatta geçtiğini görürsünüz. Bu illerde göç (İstanbul) ve doğum (Şanlıurfa) devam edecek ve sayılar yine bu şekilde olmaya devam edecek. Diğer iller için evet doğum oranları düşecek ancak oralardaki öğretmenleri İstanbul ve Şanlıurfa'ya gönderemediğiniz müddetçe sınıf öğretmenliği açığı olumsuz etkilenmeyecek.
Sınıf öğretmenleri için atama ne zaman olumsuz etkilenir? Genel atama sayısı çok düşerse her branş gibi olumsuz etkilenir. PDR ile ilgili normlar sadece sınıf öğretmenliğini değil tüm branşları etkiler. Mesela ilkokula branş dersleri eklendi diyelim. Atamada o branş dersleri olumlu etkilenir, olumsuz etkilenen tek branş sınıf öğretmenliği olmaz tamamı etkilenir. Çünkü bir sınıfın her zaman bir sınıf öğretmeni olmak zorunda.
Hadi bu öğretmen atamak istemeyenleri anladım bu öğretmen olup başka öğretmenin kontenjanına göz diken arkadaşlar sizin hakkınızı yiyormuş gibi konuşmayın. Sizi düşünmeye aklı selim olmaya davet ediyorum. Ücretli öğretmenleri çıkarınca sınıfta açık mı olur fazla mı?
O masanın başında oturup dirsek çürütmeyi,tüm olumsuzluklara rağmen devam edebilmeyi nasıl tarif edelim ki size.Bu yazıyı paylaşırken keşke kalabalık sınıf mevcutlarıni ve artan ücretli öğretmen sayısını da dile getirip ekleseydiniz.
Her yıl 12 bin sınıf öğretmeni açığa çıkacak
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, önümüzdeki yıllarda ilkokula başlayacak çocuk sayısının 1970'li yıllardan bu yana ilk kez 1 milyonun altına ineceğini gösterdi. Eğitimciler, bu tablonun sınıf öğretmeni istihdamını doğrudan etkileyeceğini bildirdi.
Hesaplamaya göre 12 bin sınıf açığa çıkacak
TÜİK'in 10-14 yaş grubuna ilişkin 6 milyon 562 bin 310 kişilik verisi esas alındığında, bir eğitim öğretim yılına şu an ortalama 1 milyon 312 bin çocuğun başladığı hesaplanıyor. Aynı yöntemle 0-4 yaş grubundaki güncel nüfus üzerinden yapılan projeksiyon, önümüzdeki yıllarda ilkokula başlayacak çocuk sayısının yaklaşık 953 bine, yani bugüne kıyasla 360 bin civarında bir azalışa işaret ediyor.
360 bin öğrencilik bu azalış, 30 kişilik sınıf mevcutlarına oranlandığında okullarda yaklaşık 12 bin sınıfın boşa çıkacağı anlamına geliyor. Bu da her yıl yaklaşık 12 bin sınıf öğretmeninin daha az istihdam edilmesi ihtimalini gündeme getiriyor.
Okul öncesi ve ilkokul kademelerindeki öğrenci sayısındaki azalışın, ilerleyen yıllarda ortaokul ve lise kademelerine de kademeli biçimde yansıması bekleniyor.
Doğurganlık hızı geriliyor
TÜİK'in 2025 verilerine göre Türkiye'de toplam doğurganlık hızı kadın başına 1,42 çocuğa geriledi. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için bu oranın kadın başına 2,1 çocuk düzeyinde olması gerekiyor. Türkiye'deki mevcut oran, Avrupa ülkelerinin genel ortalamasının da altında seyrediyor.
@fatmaay23194039@edipuzen Hocam sınıf mevcutlarindan haberiniz yok herhalde.Ogrenci nasıl yok .Benim bulunduğum bölgede iki okul var ve sınıflar 40 üstü.Lütfen yorum yapmak için yorum yapmayın.O zaman sınıf mevcutları azaltilsin öğrenci yok ise!