M. Raşit Akgün doktora tezini kitaplaştırdı, imzaladı, getirdi. Kendisine teşekkür ederim.
Osmanlı Devleti’nde eski eserler hukuku böylece bağımsız bir çalışmaya konu oldu. İlgililerine, meraklılarına duyurulur…
Doktora tezimin gözden geçirilmiş ve mühim düzeltmelerle genişletilmiş hali olan "Osmanlı Devleti’nde Eski Eserler Hukuku" başlıklı kitabım Adalet Yayınevi bünyesinde neşredilmiştir.
Faydalı olmasını ümit eder, ilgilenenlerin dikkatine arz ederim.
https://t.co/kRtUpeFk3V
Üniversitelerin 3 yıla düşürülmesi tartışmasında, akademisyenlik tarzlarıyla ilgili gözden kaçan bir şeyi paylaşmak istiyorum:
Bence bir akademisyen researcher (araştırmacı) veya lecturer (sadece okutman, öğretim görevlisi değil genel anlamıyla "anlatıcı") olmayı seçebilmeli.
Akademisyenlerden aynı anda ikisini de, en azından kâğıt üstünde, çok çok çok iyi yapması beklenince sonuç bu beklentinin tam tersi oluyor. Bir akademisyenin hem haftada 4-5-6 derse girip hem de çok çok iyi bir araştırmacı olması nadir bir durumdur.
Ben mesela daha iyi "lecturer" olmak isterim, 2-3 yılda bir makale yazsam, bana yeter; gerçekten paylaşacak bir problemim, verilerim vs. olduğunda, katıldığım gerçekten sempozyumlarda bunları paylaşsam bana yeter.
Neden ben lecturer olmak istiyorum da bir başkası daha çok researcher olmak ister peki? Bu hem akademisyenin yapısıyla hem de gelişimiyle alakalı bir durum. Ben farklı ve hatta biraz disiplinden kopuk dağınık okumayı ve öğrenmeyi sevdiğimi için "researcher"lığın gerektirdiği sonuna kadar dikey öğrenme yapabilmek bana çok uygun değil. Ayrıca zamane akademisinin dayattığı ve bizim YÖK ve üniversitelerin de tuzlukla koştuğu atama, yükseltme ve doçentlik kriterlerini gayrıinsani ve ilmin doğasına aykırı buluyorum. Kendi alanım için söylersem, alana gerçekten bir şeyler katabilecek bir makalenin yazılması 1-3 yıl arası sürecektir ama bu kriterler yüzünden 3 ayda bir makale yazmak zorunda kalıyoruz. 1-3 yıl arası makale yazmak isteyen bir dr. öğr. üyesi günün sonunda işsiz kalacak, şişen ve şişirilen inorganik CV'lerle rekabet edemeyecektir; zihninde, dilinin ve kaleminin ucunda daha kaliteli bilgiler olsa da.
Daha da önemlisi öğrencilerimle iş yapmak, onların gelişimini gözlemlemek, lisans derslerine hazırlanmak vs. çok hoşuma gidiyor. Lisans derslerinin bir bölüm ve üniversitenin, kütüphaneyle birlikte, asıl kuvvetli olması gereken yer olduğunu düşünüyorum. Mesleğimizi, mesleğin inceliklerini, problem ve sıkıntılarını, geleceğini, nasıl icra edildiğini ve edilebileceğini göstereceğimiz ve bu mesleği sevdirebileceğimiz yer lisans dersleri aslında. O yüzden ben buralara odaklanmak istiyorum.
Bunun dezavantajları da var, yok değil. Bugün uluslararası akademik camiada ve literatürde tanınmanın yolu neredeyse tamamen researcherlıktan geçiyor.
Nihayetinde üniversitelerde iki tarz da gerekli, iki tarzı da iyi şekilde icra edecek akademisyenler gerekli. Bunlar göz önüne alınarak düzenlemeler yapılmalı ama bunun için sanırım önce paydaş görüşlerine daha fazla müracaat edilmeli. Ne var ki böylesi ciddi değişiklik ve düzenlemelerin yapılıp randıman alınması, üniversite eğitiminin 3 yıla düşeceğini akademisyenlerin bir çoğunun dahi sosyal medyadan öğrendiği bir sistemde çok da mümkün gözükmüyor.
1700'lerde Osmanlı Devleti'nde âsâr-ı atîka nizamnamesi henüz cari değildi. Bazı kimseler, eski eserlerin serbestçe alınıp götürülebileceğini ve bu hususta bir hukuk boşluğu olduğunu iddia etmekteyse de hakikat öyle değil. Tezimde en çok üzerinde durduğum mevzulardan biri bu.
İstanbul’un sembollerinden Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Burmalı Sütun’un yılanbaşları 1700 yılında bir gece kayboldu. Yılanbaşlarına ne olduğu senelerce tartışıldı. 15 yıl önce genç bir tarihçi, yılanbaşlarının İstanbul’a gelen Polonyalı elçilik heyetinde bulunan biri tarafından çalındığını ortaya çıkardı.
https://t.co/kh3amAXzpI
Solda eski Marmara Hukuk. Sağda KCL Law School. O zaman dediler ki plaza gibi bina yakışmıyor hukukun ruhuna. Somerset House adlı bu binaya taşıdılar. Bizimkini ise Haydarpaşa’daki tarihi binadan alıp plaza gibi binaya attılar.
Mekan insan ruhu ve disiplini üzerinde çok etkili. Böyle binalarda üniversite okumanın insanın ruhuna/zihnine kattığını plaza gibi binalar katamıyor.
Şuna benzer bir söz duymuştum:
"Türkiye'de iki hafta televizyon seyretmezseniz çok şey kaçırırsınız. Fakat iki yıl televizyon seyretmezseniz hiçbir şey kaçırmazsınız."
Kimin söylediğini bilmiyorum ama acıklı hâlimizi pek güzel ifade etmiş.
Zotero'da bir türlü hukukta yaygın olan atıf usulüne uygun (dipnot: Yazar, sayfa no) tipi stile rastlayamadım. Sonunda ISNAD'i editledim ve o hale getirdim, çok iyi oldu. TÜHAS zoteroya aktarilana kadar en iyisi bu şu an...