Üsküdar Selimiye'de bir kitap kafeye oturdum. Bir fincan kahve 320 tl. Şimdi benim bu kitapçıya destek olmak için maaşımı vermem ve ay sonunda ayakkabılarımı yemem gerekiyor
Türk Tarih Kurumu Dijital Tarih Akademisi erişime açıldı!
Kapsamlı eğitim seminerlerinden e-yayınlara, podcast'lerden fotoğraf ve videolara Türk Tarih Kurumunun dijital birikimine tek platformdan erişmek için: https://t.co/2XyyUELCjy
#DijitalTarihAkademisi
Odysseia ve The Odyssey analizi yapanlar için ufak bir anektod:
Homeros, İlyada (İlias) ve Odysseia’nın yazarı değil; bu eserler destan, yani birer şarkı; şiir.
Çocukken büyüyünce Tarık Akan’la mı yoksa Kadir İnanır’la mı evleneceğine bir türlü karar veremeyen bir kuşağız biz :) Büyüyünce onların kim olduğunu anlamak hayranlığımıza hayranlık kattı. Ben de Kadir İnanır’ı 1987 yapımı bir Şerif Gören filmi Katırcılar ile anayım madem. Filmin konusu, Kadir İnanır’ın hayattaki duruşunun adeta yansıması. İyi ki geçtin bu dünyadan, Türkiye’den…
Eski Çağda Anadolu tarihi çalışıyorsanız ortaya koyduğunuz iddiaların arkeolojik ve filolojik verilerle desteklenmesi lazım; yani elinizde elle tutululur gözle görülür bir şey olacak. Bir tablet, bir mühür, bir yazıt, sikke; ve bu elinizdeki verilerin de filolojik analizi gerekir: Gramer, syntaks, dilin mekanik yapısı vs. Sonra Eski Çağ literatüründe kullanılan birtakım fenomenler üzerine konuşabilmeniz lazım; akkültrasyon, kültürel uzlaşı, melezleşme, kültürel harman gibi.
Tüm bunları es geçip ortaya hiçbir veri koymadan “burada bu var, orada da ‘benzeri’ var, o zaman buradaki oradakinin ‘aynısı’”diyemezsiniz.
Agamemnon’u da senelerce Yunan diye anlattılar ama halbuki olay şöyledir: Agamemnon ve askerleri Truva’ya gelir ve Truvalı köylüler de tabii ki Türk olduklarından askerlere ayran verir. Sürekli gidip askerlerin başındaki komutana yani “agalarına” bakıp memnun mu değil mi diye kontrol ederler (Türk misafirperverliği). O sırada askerlere sorarlar “Aga memnun mu? Aga memnun mu?” İşte bu da zamanla Agamemnon olur.
Paris ismi de Truva’dan Erasmus’a giden bir Çanakkaleli gencin orada aşık olmasından sonra dünyaya gelen bu aşk bebeğine verdiği isimdir bu arkadaşımız aynı zamanda bir celebrity’dir. (Hikaye aşk hikayesi zaten)
Homeros da İzmirli bir çalgıcıdır ve esas adı Ömer Osman’dır.
Yıllarca bizi yalanlarla uyuttunuz bu gerçekleri sakladınız ✍🏼 ✍🏼✍🏼✍🏼
***Gurme bir bilgidir; Koca çınarımız olan senarist yazar, şair, heykeltraş İhsan Yüce'nin yazdığı bilinen KİBAR FEYZO senaryosu; tam bir toroslar YÖRÜK çocuğu olan, Dicle Köy Estitüsü mezunu beden eğitimi öğretmeni Osman Şahin'in FARELER adlı hikayesinden esinlenmedir... "Osman Şahin" o dönem hiçbir sebep yokken 142.maddeden hapis yattığı için KİBAR FEYZO'nun köyünün nufüsü 141-142'dir senaryo da zaten... Göndermeler bir asra şahitlik eder...
***Bugün bu eser Orta Avrupa'da olsa çevresi yeşil çamlar ile örülü altından nehir geçen bir köprü üzerinde heykelleri dikilip yeşilçam durağı diye sunulurdu bizlere... Kafkaya adanan dünyanın üzerine "İŞEYEN adamlar" heykelinden farksız olurdu KİBAR feyzo'nun senaryosu... Ağanın pohu üstüne poh bitmez heykeline fiş keserlerdi...
***Çınar olmak, bir DIŞ GÜZELLİK yansıması değildir... Bu insanlar devasa eserler bıraktı bizlere ve şimdiler de tv denen tenekenin içinde dahi yok bu zihinleri zamana adanmış koca çınarların eserleri...
Kültürel miras ziyaretlerim sırasında yapıların önünde bazen kitlenip kalıyorum. Dönemi, mimarı, ustayı, nakkaşı hayal ediyorum. O süre zarfında eserin süsleme programları zihnimde tıpkı böyle dönüyor.
İlk kez aklımda beliren süsleme oyunlarının video kayıtla desteklenmiş haline şahit oldum.
Video tasarım: Eser Tokas
Instagram adresi:
https://t.co/3RK8x3EGHV
Osmanlı Dönemi’nde gerçekleştirilen anıt eser restorasyonlarında, dönemin estetik anlayışı, üslup tercihleri ve uygulama biçimleri doğrultusunda kalemişleri yeniden yapılmaktaydı.
Günümüzde yapılan restorasyonlarda raspa yöntemi ile en alt zemine kadar inip ilk bu süsleme varmış diğerlerini kapatalım demek Osmanlı’nın son dönem izlerini ve üslubunu yok etmek demektir.
Son dönemlerde gerçektirilmiş çeşitli restorasyon örneklerinde bir dilim açık bırakılarak dönem takibinin “anlaşılması” sağlanmaktadır.
Mesela ilk örnek olan Ayasofya Şehzadeler Türbesi kubbesinde son dönem Osmanlı süsleme üslubu olan barok süsleme kapatılmış.
Bir dilim açık bırakılarak restorasyon öncesinde böyleydi algısı oluşturulmuştur.
Kubbe görüntüleri @istanbuldomes
O manzarada taş duvarlara çizilmiş ilk figürlerden, katedrallerin vitraylarına ve tuvallere akan ışığa kadar aynı soru yankılanır: İnsan kendini ve dünyayı nasıl anlamış? Her eser, bu soruya verilen yarım kalmış bir cevaptır.
Sanat tarihi bir duvar değil, penceredir. İçeri girdiğinizde isimleri karıştırmanız ya da yılları unutmanız fark etmez. Önemli olan gördüğünüz manzaradır: İnsanlık binlerce yıl boyunca nasıl hayal kurmuş, nasıl korkmuş, nasıl umut etmiş, nasıl sevmiş?
Sanatla uğraşmayı “entel dantel” bir iş gibi göstermek, aslında merakı ve düşünmeyi bastırmanın bir yöntemidir. Çünkü sanat durmaya, bakmaya, hissetmeye ve sorgulamaya davet eder. Bu da hız ve tüketime dayalı düzenin en çok korktuğu şeydir: düşünen ve sorgulayan insan.
Martha G.’nin İstanbul gözlemleri: “Ne zaman bir taksiye binse şoför, adeta siyaset bilimci ya da ekonomist gibi en derin siyasal ve ekonomik konularda kestirme çözüm önerileri, sunuyor buna karşılık taksisini temiz tutmaya çabalamıyordu.”
Sahte Sultan (Remzi Kitabevi.)