ABD'de üniversite öğretim üyeleri, AI destekli ödevlere karşı sözlü sınavlara yöneliyor. "Mükemmel ödevler, boş bakışlar" öğrenci değerlendirmelerinde AI krizine pratik bir yanıt.
#AIinAcademia#YuksekOgretim
Araştırma görevlisi dostlar! Sınav programı yapma işini büyük ölçüde kolaylaştıracak bir program daha geliştirdim. Yakında bunu da yayınlarım. Böyle böyle tüm uğraştırıcı işlerden kurtulup bilimsel çalışmalarımıza odaklanacağız :D
Doçentlik Başvuru Tavsiyeler:
Üniversiteye geçtiğim zaman nasıl doçent olunduğunu bilmiyordum. Hatta "doçentlik tezi olarak ne hazırlıyorsun?" diye sorduklarında "doçentlik için tez mi hazırlamam gerekiyor?" demiştim. O yüzden doktorasını tamamlamış sevgili genç arkadaşlar haliyle benden daha iyi bilirler ama... Hani belki bir ikisinin işine yarar diye...
1. Doçentliğe başvuracağım diye acele etmeyin. Bir planınız olsun ve her zaman plana sadık kalın.
2. Ücretle asla bir şey yapmayın. Ne makale yayınlatın, ne tebliğ sunun. Yok biz hakem ücreti alıyoruz yok bilmem biz otel ücreti alıyoruz diyenlere iltifat etmeyin. Yarın öbür gün bir bakmışsınız makalelerinizin yayımlandığı dergiler (yağmacı dergi) değerlendirme dışı bırakılmış; sempozyumlar özelliğini kaybetmiş. O yüzden daha çok üniversitelerin düzenlediği ulusal veya uluslararası sempozyumlara katılın; dergilerde ücret istemeyen ciddi dergileri tercih edin.
3. Makaleniz veya tebliğiniz reddedildiği zaman hemen moralinizi bozmayın. Bu hakemler 13 makalemi reddetmişlerdi. En azından bozulsa bile çaktırmayın...
4. Kitaplarınızın yayınında ciddi yayınevlerini tercih edin. Onlar da reddederlerse canınızı sıkmayın. İlk Siyer Kaynaklarını bastırabilmek için ben 2 (yazıyla iki) yıl uğraşmıştım. Ama para ile zinhar bastırmayın. Fizikî baskı yerine e-kitap platformlarını tercih edin. Üstelik bugünkü imkanlarla kitaplarınızın kapak veya dizgilerini siz de yapabilirsiniz.
5. Çalışma alanınızı çeşitlendirin. Çok dağıtmayın, uzmanlık alanınızdan taviz vermeyin ama Siyer, Cahiliye, Raşid Halifeler, Emeviler, Abbasiler.. geniş bir çalışma alanı varken sadece tek bir alanda yayın vermek değerlendirmede olumsuzluk algısı oluşturur.
6. Çalışma türlerinizi çeşitlendirin. Dosyanızda doktora sonrası olmak kaydıyla; kitap, makale, sadeleştirme, tebliğ, çeviri, kitap bölümü vs. olsun. Puan vermiyorlar diye çeviriden veya sadeleştirmeden uzak durmayın.
7. Çalışma yaparken tabi ki puanlamayı gözetin ama puan yoksa çalışmam türü bir yaklaşım sergilemeyin.
Ne yazarsanız yazın akademik disiplinden taviz vermeyin.
8. 100 net puana ulaşır ulaşmaz başvurmayın.
Unvanı kendinize uydurmayın; kendinizi unvana hazırlayın.
9. Etik ihlallerinin neler olduğunu çok iyi öğrenin. Asla hafife almayın.
10. İntihalin türlerini, çeşitlerini çok iyi öğrenin. Asla hafife almayın.
11. Çalışmak istediğiniz konuları veya çalıştığınız başlıkları ulu orta yaymayın. Hele ulaştığınız sonuçları siz yayımlamadan sanal medyada veya çay sohbetlerinde paylaşmayın. Durup dururken kendi fikrinize kaynak göstermek zorunda kalırsınız.
12. Jürileri hesap etmeyin. Şaban Öz benim jürime gelir onu eleştirmeyeyim diye korkmayın. Yanlışını hatasını bulduysanız yazın gitsin. [Bu madde sadece şahsımı bağlar, sorumluluk kabul etmiyorum😊]
13. Ülkede yüzden fazla ilahiyat fakültesi var. Tamam çok güzel fikirleriniz var çok harikasınız ama hani arada sırada diğer hocalarla istişare etseniz, çok yazarlı projelere girseniz, sempozyumlara, koordinasyon toplantılarına gidip tanışsanız falan daha güzel olur.
Başarı ancak Allah'tandır. Tevazu güzeldir. Kibirlenmeyin, iki kitap bir makale yazdınız diye ortalıkta "ben oldum" havasıyla dolaşmayın.
Rabbim, hepinizin hepimizin yar ve yardımcısı olsun. (amin, amin, amin).
beyni şikayet döngüsüne sokmak yazılımsal bir bug değil donanımsal bir yeniden kablolama ve kimse bunun ne kadar derin olduğunu konuşmuyor
nöroplastisite diye bir şey var biliyorsunuz beyin sürekli tekrarlanan düşünce kalıplarına göre fiziksel olarak kendini yeniden şekillendiriyor yani sen her şikayet ettiğinde prefrontal korteks ile amigdala arasındaki sinaptik bağlantıları güçlendiriyorsun bu da ne demek beynin artık varsayılan modda tehdit arama motoruna dönüşüyor google gibi ama sadece kötü haberleri indexleyen bir google düşün
asıl çılgın kısım şu bu olay bulaşıcı nöron ayna sistemi yüzünden yanındaki sürekli şikayet eden insanın beyin kalıplarını birebir kopyalıyorsun farkında bile olmadan yani o ofiste sürekli her şeyden yakınan adam aslında biyolojik bir virüs gibi çalışıyor etrafındaki herkesin kortizol seviyesini yükseltiyor ve hipokampüsü küçültüyor hipokampüs ne hafıza ve öğrenme merkezi şikayet eden adam etrafındakileri literally daha aptal yapıyor bu cümleyi iki kere okuyun
ama işin tersi de çalışıyor ve burası herkesin kaçırdığı nokta aynı nöroplastisite mekanizmasını tersine çevirebilirsin şikayet yerine çözüm odaklı düşünce kalıpları tekrarlandığında beyin bu sefer prefrontal korteksi güçlendiriyor ve amigdalayı susturuyor yani mesele pozitif olmak falan değil bu motivasyonel saçmalık değil bu dümdüz nörobiyolojik bir egzersiz programı beynini şınav çeker gibi eğitiyorsun sadece ağırlık demir değil düşünce kalıbı
simülasyonun en büyük açığı burada gizli bence beyin kendini hackleyebilen tek organ
Üniversitelerin kendi yayınevleri yoluyla akademisyenlerinin ders notlarını ve kitaplarını ucuz ve kaliteli şekilde yayımlaması en iyi yöntemdir. Avrupa genelinde böyledir. Eskiden bizde de birçok hoca (örn. Lütfi Duran) bu yönteme başvurmuştur.
@Statikoo Simülasyon meselesinden bağımsız olarak şunu çok güçlü söylüyor:
İnsan, gördüğü dünyadan çok, ona verilen anlamın içinde yaşıyor.
Asıl mesele belki de gerçeklik değil, idrakin sınırı.
Heidelberg Üniversitesi çalışmasında gençler üç gün akıllı telefonlarından uzak tutuldu ve beyin taraması yapıldı. 72 saat sonra, beyinde en önemli değişiklikler beynin ödül ve öz denetim merkezleri olan nükleus akumbens ve ön singulat kortekste ortaya çıktı.
Sadece Türk mutfağı üzerine çalışan bir bölüm kurulmalı devlet tarafından. Türk yemekleri araştırılmalı-tanıtılmalı. En önemlisi de çalınmak istenen yemeklerimize sahip çıkılarak hukuki mücadele verilmeli. Mutfağımız kültürümüzün bir parçasıdır. En iyi şekilde korumamız lazım.
Geçen yıl Diş Hekimliği, Hukuk ve Mimarlık gibi programlarda önemli bir kontenjan tırpanı yaşanmıştı. Bu yıl da devam edeceği anlaşılıyor. Özellikle Psikoloji ve Eczacılıkta hissedilir azalışlar bizi bekliyor olabilir. Plansız, programsız kontenjanları artırarak üniversite kapısındaki yığılmayı önleriz mantalitesi son bulmuşa benziyor. Adı geçen bölümlerin dışında özellikle öğretmenlikler için de radikal düşüşler beklenebilir.
"Üniversitelerin üç yıla indirilmesi üzerine değerlendirmeler
Son zamanlarda başta YÖK başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar olmak üzere bazı akademisyenler üniversitelerin 3 yılda tamamlanması şeklinde düzenlemeler üzerinde çalışıldığını bildiriyor.
İlk anda üniversite öğrencilerimizin kulağına hoş gelen bu uygulama nasıl olacak ve ne getirip ne götürecek iyi hesap edilmelidir.
Ben, Marmara Üniversitesinde ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde olmak üzere iki dönem dekanlık yapmış, uzun süre bölüm başkanlıkları yapmış; çalıştığım üniversitelerin yönetim kurullarında ve senatolarında üyelikler yapmış tecrübeli biri olarak konuyla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Bu programın uygulanmasıyla ilgili senaryolar şöyle: şu anda uygulanmakta olan güz ve bahar dönemleri yerine üç dönem uygulaması getirilecek. Böylece şimdiki eğitim üç yılda verilmiş olacak.
Bir görüşe göre yıllık 240 ACTS aynen muhafaza edilecek diğer bir görüşe göre 200 ya da 180 ACTS’ye düşürülecek. Bu konuda henüz son karar verilmiş değil.
Muhtemelen dersler Eylülde başlayacak Haziran sonunda bitecek.
Bütün bunlar ne getirecek ne götürecek izah edelim:
1. Programlar sıkıştırılacak.
2. Öğrenciler sene içinde bir hayli yorulacaklar.
3. Öğrencileri hayata hazırlayan sosyal faaliyetler azalacak.
4. Vize ve final sınavları muhtemelen teke indirilecek. Ölçme imkanı azalacak.
5. Hocaların akademik çalışma zamanı kalmayacağı için akademik çalışmalar sayıca azalacak, hocaların yıllık performansı düşecek.
6. Bu sisteme göre Temmuz ve Ağustos ayları tatil gibi gözükmekle birlikte hocalar için bu dönemler sınavlarla, tercih tanıtım görevleriyle, yeni düzenlemelerle geçecek. Zira şu anda bile Haziran ve Temmuz ayları lisans final ve bütünlemeleri, yükseklisans ve doktora savunmalarıyla geçiyor. Lisansüstü öğrenci alımları yapılıyor. Velhasıl sanıldığı gibi Temmuz ve Ağustos ayları hocalar için tatil olmayacak.
7. Bu sistemle öğrenciler hayata bir yıl önce atılacak.
8. Aileler için üniversite giderleri bir yıl daha azalacak.
Üniversite eğitimi gençlerimizi bir alanda bilgi sahibi uzman yapıyor. Ancak öğrenciler dört sene içinde her yıl ��ok farklı yönlerden gelişiyorlar. Üniversite yerleşkesine gelmek, dersleri ve programları takip etmek, hocalarla görüşmek, arkadaş sahibi olmak, okuduğu şehrin sosyal hayatından faydalanmak öğrencileri olgunlaştırıyor. Onların olgunlaşmasında bir yılın bile çok etkisi var.
240 ACTS öğrencilerin yetişmesi için son derece önemlidir. 240 sayısı gelişi güzel ortaya çıkmamıştır. Öğrencilerin bir alanda uzmanlaşabilmeleri için çok yönlü hesaplarla ortaya çıkmış bir sayıdır. Bunun azaltılması öğrencinin kazanımlarını şüphesiz olumsuz yönde çok etkileyecektir.
Bütün bunlar dikkate alındığında öğrencilerin hayata erken atılmaları için bir yıl azaltmak gerekiyorsa bu orta öğretimde yapılmalıdır. Zira orta öğretimde meslek sahibi yapamadığımız gençleri üniversitede meslek sahibi yapmaya çalışıyoruz. Bu dönemi kısaltmak şüphesiz onların meslek bilgilerini olumsuz etkileyecektir.
Görüştüğüm ve konuştuğum kadarıyla üniversite hocalarının ekserisinin fikri de bu yöndedir."
@nihat_oztoprak
Üniversiteler 3 yarıyıl olacak, yaz tatili 1 aya inecek,3 yılda diploma alınacakmış!Peki bu sistemin esnafı sevindirmenin dışında kime ne yararı var?
Hocalar araştırmalarını, öğrenciler kış için çalışıp para biriktirmeyi,stajları,sırt çantası ile hayatı tanımayı ne zaman yapacak?
Okullar daha fazla öğrenciyi mezun etmek için akademik standartları düşürüyor.
Sonuçta mezuniyet artıyor ancak yetkinlikler eriyor. Bu bir mezuniyet enflasyonu.
Araştırmacılar bunu Sputnik olayına benzetiyor. Yani eğitimde büyük bir kırılma/savrulma/dönüşüm gelmek üzere.
YÖK Başkanı, üniversiteler 3 yıla düşürülünce, gençlerin daha erken iş bulup işgücü piyasasına katılacağını varsayıyor. Oysa 15-29 yaş grubundaki yaklaşık her dört gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Bu konuda OECD'de birinciyiz.
Üniversiteler 3 yıla düşürülünce, bu gençlere mucizevi bir şekilde iş yaratılmayacak. Gençlerin büyük kısmı işsiz ordusuna katılacak. Bu acele niye?
Ayrıca YÖK Başkanı ek bir yaz döneminden, Eylül'de başlayıp Temmuz'da bitecek bir olan öğretim yılından bahsediyor. Bu da sorunlu.
Yaz döneminin akademisyenlerin "tatil dönemi" olduğu düşünülüyor. Oysa bu, akademisyenin daha rahat araştırma yapacağı, kendini yetiştirme fırsatı bulduğu dönem. Bu döneme zorunlu ders koyarsanız, özellikle ders yükünün yoğun olduğu bazı okullarda araştırmayı büyük ölçüde bitirirsiniz.
Diyeceksiniz ki, "canım, Türkiye'de akademisyenler araştırma mı yapıyor". Yapılan araştırmalar yetersizse bunun yolu araştırma yapmayı öldürmek olamaz; araştırma yapmayı teşvik etmek, gerekirse atama yükselme standartlarını değiştirmek olur.
Ben bir süredir WoS'a da bakmıyorum. Hedefleyip çalışmalarımı gönderdiğim dergileri şuradan seçiyorum https://t.co/WS14pgOyNh
Bizim için bu sitedeki 4star dergiler, ideolojik bariyerden ötürü imkansiz ötesi. Lakin alanımızda gerçekten iyi 3star ve 2star dergiler var.
Meclis gündeminde daire başkanlarına, genel müdürlere ve kamu uzmanlarına 25-30 bin TL zam var, ancak hayatını okumakla, çalışmakla, laboratuvarlarda sabahlamakla geçiren, gecesini gündüzüne katan bilim insanları gündemde değil. Bilime yatırım insan kaynağına yatırım ile olur.