MEHMETÇİĞİN GÖREVİ YURT SAVUNMASIDIR, EMPERYALİST-SİYONİST İTTİFAKA JANDARMALIK YAPMAK DEĞİLDİR!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Mekke İttifakı” kapsamında Türkiye’nin Suudi Arabistan’a mümkün olan her türlü askerî desteği vermesini buyurmuştur. Bu, sıradan bir dış politika açıklaması değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerini Yemen’deki savaşın, Kızıldeniz’de giderek büyüyen emperyalist saldırının içine çekmeye yönelik, İran'a ve emperyalist-siyonist saldıraya cevap veren Direniş Ekseni'ne karşı tehlikeli bir yönelimin açık ilanıdır.
Mehmetçiğin görevi Suudi hanedanını, petrol yollarını ve Amerikan emperyalizminin bölgesel güç hesaplarını korumak değildir. Türk ordusunun görevi Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini, sınırlarını ve halkımızın güvenliğini savunmaktır.
Kutsal mekânların korunması üzerinden yürütülen hamaset Suudi yönetiminin güvenliğini Türkiye’nin güvenliğiyle özdeşleştiremez. Kâbe bütün Müslümanların kutsalıdır; Suudi hanedanının mülkü ve bölgesel savaş politikalarının kalkanı değildir.
“Mekke İttifakı” adı altında kurulmak istenen askerî mekanizma, Türkiye’yi ABD–İsrail ekseninin bölgedeki kuşatma stratejisine ve Körfez monarşilerinin güvenlik düzenine eklemleme amacı taşımaktadır. Yemen halkını yıllardır açlığa, yıkıma ve ölüme sürükleyen savaşın yeniden büyütülmesi; İsrail’in bölgedeki hareket alanını genişletmekten, emperyalist merkezlerin enerji yolları üzerindeki denetimini güçlendirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Bu nedenle “savunma desteği” denilerek gerçeğin üzeri örtülemez. Silah, istihbarat, hava savunma sistemi, insansız hava aracı personeli, lojistik destek veya asker sevkiyatı arasında siyasal sorumluluk bakımından temel bir fark yoktur. Türkiye’yi savaşın tarafı haline getiren her adım, ülkemizin güvenliğini artırmak yerine yeni tehditlere açık hale getirecektir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz:
- Türk askeri Suudi Arabistan’a, Yemen’e veya Kızıldeniz’deki savaş alanlarına gönderilmemelidir.
- Türkiye’yi bölgesel emperyalist-siyonist saldırıya ortak edecek askerî, istihbari ve lojistik faaliyetler derhal durdurulmalıdır.
- “Mekke İttifakı”nın bütün maddeleri ve yükümlülükleri kamuoyuna açıklanmalıdır.
- Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması planlanan askerî anlaşma geri çekilmelidir.
- Yemen’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli; ateşkes, ablukanın kaldırılması ve siyasal çözüm için diplomatik girişimde bulunulmalıdır.
- Türkiye’nin dış politikası emperyalist kampın jandarmalığını yapmak değil; bölge ülkelerinin bağımsızlık, karşılıklı yarar, egemenlik, barış ve emperyalizme/siyonizme karşı dayanışma ilkelerine dayanmalıdır.
Türkiye ne NATO’nun ileri karakolu ne İsrail’in güvenlik kuşağı ne de Körfez monarşilerinin asker deposudur. Mehmetçiğin kanı sarayların güvenliği, petrol tekellerinin kazancı ve emperyalist planlar için dökülemez.Türkiye'nin güvenliği mazlum halklarla ortaklıkta ve dayanışmadadır; emperyalizme ve siyonizme jandarmalıkta değildir.
Bir kez daha söylüyoruz:
Mehmetçiğin görevi yurt savunmasıdır; emperyalist-siyonist ittifaka jandarmalık yapmak değildir!
#Mekkeittifakı
BASININ SESİ KAYYIMLA SUSTURULAMAZ!
Bu sabah Halk TV’nin İstanbul binasına polis girmiş, kanala kayyım atanmış ve canlı yayın durdurulmuştur. Çalışanların binaya alınmayarak bir haber kanalının polisiye yöntemlerle susturulması; yalnızca Halk TV’ye değil, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelmiş açık bir saldırıdır.
Operasyonun, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlayacağı gün gerçekleştirilmesi ayrıca dikkat çekicidir. Dört gün önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun Halk TV’yi “günün 24 saati yalan haber yapmakla” suçlaması, kanal sahibini hedef alması ve RTÜK’e başvurduklarını açıklaması da ortadadır. Bu zamanlama tek başına bir neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz; ancak basını hedef göstermenin doğurduğu ağır siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Basını hedef göstermeyi bir siyasi tartışma yöntemi sayanlar bilmelidir: İktidarın baskı aygıtına malzeme taşımak eleştiri değil halk düşmanlığıdır.
Bir yayın kuruluşuna ilişkin mali veya hukuki iddialar varsa bunlar bağımsız yargı önünde, şeffaflık ve usul güvenceleriyle soruşturulur. Polis baskını, kayyım ve yayın kesme ise soruşturma değil; susturma yöntemidir.
Kayyım rejimi belediyelerden medyaya uzanarak halk iradesini, basın özgürlüğünü ve kamusal denetimi idari vesayet altına almaktadır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak Halk TV’ye atanan kayyımın derhal kaldırılmasını, yayının yeniden başlatılmasını ve çalışanların görevlerine dönmesini istiyoruz.
Basın özgürlüğü hiçbir iktidarın veya siyasi kliğin lütfu değildir; halkın vazgeçilmez hakkıdır.
BASININ SESİ KAYYIMLA SUSTURULAMAZ!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#HalkTV #BasınÖzgürlüğü #KayyımaHayır #SCP
Gazeteciler değil halkı soyanlar yargılanmalıdır!
Fon soruşturmasına ilişkin iddiaları kamuoyuna taşıyan gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın tutuklanması; basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına ve hukuk devletine yönelik açık bir saldırıdır.
Gazetecilik suç değildir. Soru sormak, iddiaları araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç değildir. Asıl soruşturulması gereken, halkın birikimlerini hedef alan çıkar ilişkileri ve bunların arkasındaki siyasi bağlantılardır.
Gazetecileri gece yarısı gözaltına alarak, haberleri ve paylaşımları tutuklama gerekçesine dönüştürerek gerçeklerin üzeri örtülemez. Yargının basını susturmanın aracına dönüştürülmesi, toplumun gerçeğe ulaşma hakkını ortadan kaldırmaktadır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.
Basın susturulamaz, gerçeklerin üstü örtülemez!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#GazetecilikSuçDeğildir #BasınÖzgürlüğü #ŞabanSevinç #MustafaBalcı #SCP
MUAVENET’İ UNUTMADIK!
2 Ekim 1992’de, NATO tatbikatı sırasında Amerikan USS Saratoga’dan ateşlenen iki füzenin TCG Muavenet’i vurması sonucunda beş denizcimizi yitirdik, 22 denizcimiz yaralandı.
Muavenet’e isabet eden füzeler, “müttefiklik” masalını da parçaladı.
Türkiye’nin güvenliği Washington’un çıkarlarına ve NATO terörüne teslim edilemez. Güvenliğimizin yolu NATO’dan çıkmaktan, yabancı üsleri kapatmaktan, bağımsız bir savunma ve dış politika kurmaktan geçmektedir.
Şehit denizcilerimizi saygıyla anıyoruz.
Sırrı Sakık’ın söylemleri tepki değil, bilinçli bir siyasi stratejidir. DEM Parti çizgisi, tarihsel dayanışmayı “ihanet” söylemiyle kirletmekte, ortak yaşam iradesini “etnik aidiyet” temelinde bölmektedir. Ekonomik sömürüyü “kültürel fark” perdesiyle gizlemekte, emperyalist müdahaleye “demokratik talep” kılıfı giydirmektedir. Sakık, tarihsel gerçekleri çarpıtarak suni bir “ortaklık” yaratmaktadır. Oysa Kurtuluş Savaşı, Anadolu halkının omuz omuza verdiği anti-emperyalist bir kurtuluş mücadelesidir.Bu kurtuluş mücadelesi; Anadolu halklarının kanıyla, canıyla, iradesiyle, Türk Milleti tanımı altında toplanarak, etnik, mezhepsel aidiyetlerin üstünde kültürel, siyasal ve anayasal olarakta tanımlanan bir üniter devlet kurmuştur.
Milli Kurtuluş Mücadelemizin ateş çemberinde, Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün önerisiyle kurulan Cumhuriyet Gazetesi, kurulduğu günden bu yana aydınlanmanın, bağımsızlığın, bilimin ve emekten yana haberciliğin sesi olmuştur. Uğur Mumcu'dan Ahmet Taner Kışlalı'ya, Muammer Aksoy' dan İlhan Selçuk'a birçok Cumhuriyet aydınımızın köşelerini doldurduğu Cumhuriyet Gazetesi bugün de üstlendiği tarihsel sorumluluğu muhalif ve bağımsız kimliğiyle yerine getirmektedir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, Cumhuriyet Gazetesi Okurları (CUMOK) tarafından başlatılan İmece çağrısına desteğimizi bildiriyor, günümüzde AKP-MHP-DEM ortaklığında yürütülen karşı devrim saldırısına karşı Cumhuriyet Devrimi mevzisini güçlendirme yolunda Cumhuriyet Gazetesine başarı ve dayanışma dileklerimizi iletiyoruz.
NATOCULUĞUN YERİ AKP-MHP-DEM KOALİSYONUNUN YANIDIR!
CHP’li Utku Çakırözer’in NATO Parlamenter Asamblesi’ne sunduğu İran karşıtı rapor, CHP’nin emperyalist-kapitalist düzene bağlılığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Özgür Özel’in Brüksel’de “AB yolu CHP’den geçer” açıklamasıyla tamamlanan bu tutum, CHP’nin neden gerçek bir iktidar alternatifi olamayacağını da kanıtlamaktadır.
ABD ve NATO’nun hedefi haline gelen İran’ı “tehdit” olarak görmek, açıkça emperyalizmin uşağı olmaktır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi, emperyalizmin ve Amerikan uşaklığının her biçimine karşı kararlılıkla mücadele edecektir.
Gerçek kurtuluş, düzen partilerinin değil; emperyalist-kapitalist sistemi hedefe koyan devrimci bir iradenin eseridir.
Tüm yurtseverleri bu mücadeleyi büyütmek için SCP saflarına çağırıyoruz.
🔗 https://t.co/3vdhe4b4Ud
Sanayide kullanılan elektrik enerji miktarı azalıyor. Sanayide elektrik kullanımının artması gerekirken azalması, üretimsizleşme, sanayisizleşme demektir. İşsizlik demektir. İşsizleşme de yoksullaşma demektir.
Neoliberal kapitalizm sadece zengini zengin eder. Yoksulu da daha yoksul eder. ORADAYIZ
23 Nisan'da bayraklarımız ve sloganlarımızla “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!” mücadelesini yükseltmek için 1. Meclis��ten Anıtkabir’e yürüyoruz!
Tarih: 23 Nisan 2025 Saat: 16.00
Buluşma: Gençlik Parkı Opera Girişi #23Nisan
Size iyi haberlerim var. Özelleştirmeler ile yağmalanan KİT'lerimiz yeniden kamulaştırılacak. Hatta yeni KİT'ler kurulacak. Hem de kapitalizmin kendi eliyle yapılacak. Nasıl mı? Haberin kaynağı İngiltere, gelecek çıkarımı benden. Sanayileşme Devrimi bildiğiniz gibi İngiltere'den başlayıp, dünyaya yayılmıştı. Sanayileşmek çelik ile olur. Çeliğiniz yoksa motor, lokomotif, bina, v.s yapamazsınız. İngiltere Çelik sanayisi denilince tüm dünyanın aklına British Steel Çelik Fabrikaları gelirdi. Sanayileşmeyi UK çelikle gerçekleştirmişti. Küreselleşme ile beraber British Steel Çelik Fabrikaları özelleşmişti. İflas etti. İflasın sebebi Çin'de üretilen aşırı çeliğin ucuza satılmasıydı. Şimdi yeniden kamulaştırıldı.
Kendi çeliğinizi kendiniz üretmek için kamu eliyle üretmek zorundasınız. Bu durumun aynısı stratejik ürünlerin hepsinde yaşanacak. En hızlı özelleştirme yanlıları bile başka çare yok diyecekler. Kamu zararı olmaması için ihtiyaç kadar ürün üretmek gerekecek. Plan buna göre yapılacak. Hem kendi insanına istihdam alanı açacaksın, hem zor günlerde stratejik ürünler elinin altında olacak. İçerde fiyat dengelemesinde KİT'lerimiz olsaydı bu VURGUNU yemezdik. Fiyatları KİT'lerin ürünleriyle dengelerdik. Bezirgan Despotizmi sattı, kapattı. Elde ekonomik kaynak kalamadı. İthal edilmesi gerekiyor. İthalatta başkalarının parasıyla mümkün. Yani borçlanmakla mümkün. Böyle bir ekonomik süreç sürdürülemezdi. Sürdürülemedi. Geriye Bezirgan Despotizminin mezar taşına ÖZLLEŞTİRME yazılacak.
8- karşı-devrimci iktidar koalisyonuna karşı Yeniden Devrimci Cumhuriyeti kurma görevi ve sorumluluğuyla selamlıyoruz.
Cumhuriyet Değil AKP Yıkılacak!
Yeniden Devrimci Meclis!
Yeniden Devrimci Cumhuriyet!
7-Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, TBMM'nin açılışının 105. Yılını; emperyalist sömürüye ve onunla işbirliği içerisindeki saray hükümetine karşı direniş ve mücadeleyle kurulmuş Millet Meclisini yeniden Milletin Devrimci Meclisi haline getirme ve Cumhuriyetimizi tehdit eden
6-Cumhur İttifakı içerisinde cisimleşen , TBMM koltuklarında yer bulan karşı-devrimci siyasal partiler, Cumhuriyetin kazanımlarını tamamen ortadan kaldırmak "yeni anayasa" ve "yeni çözüm süreci" gibi açılımlarla TBMM'nin kurucu işlevini tamamen oradan kaldırmak istemektedir.
5- Bugün, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan, milletin seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere yasama gücünü elinden alıp sarayda toplayan bir karşı-devrim iktidarıyla karşı karşıya bulunmaktayız.