Kurt, sürüdeki en yavaş hayvanı avlar, böylece daha hızlı olanların soylarının devam etmesine hizmet eder. Ama bu durum kurdun amacının bu olduğunu göstermez.
İnsan, sürüdeki en yavaş hayvanı tutup evcilleştirir, böylece yavaş olanın soyunun sürmesine aracı olur. Ama asıl amacı
Yani sen 300 milyon rakibi geçtin diye kendini özel sanıyordun ama aslında yumurta seni seçmiş
Bu tamamen bir casting çağrısı abi Sen koşmadın çağrıldın Biyolojik bir hunger games sandığımız olay meğer biyolojik bir the bachelormış ve yumurta jüri koltuğunda oturup hmm bu kafası güzel bunu alayım demiş
Düşünsene trilyonlarca olasılık arasından seçildin ve seçilme sebebin hız değil Hız hiçbir zaman değilmiş Yumurta yüzeyindeki glikoprotein reseptörleri sperm zarındaki belirli moleküllerle eşleşiyor yani olay moleküler bir tinder Sağa kaydırma biyokimyasal düzeyde gerçekleşiyor Sen ter döküyorsun kulaç atıyorsun ama kapıda bouncer var ve listede adın yoksa giremiyorsun kardeşim
Bu bilgiyi sindirince hayattaki her yarış anlamsızlaşıyor Koşuyorsun koşuyorsun sanıyorsun ki çabalayan kazanır ama en başından beri seçim senin elinde değilmiş Biyoloji bile meritokrasiyi reddediyor Darwin abimiz doğal seçilim dedi ama seçilimin doğası tam olarak buymuş Seçen sen değilsin Seçilen sensin Ve neden seçildiğini asla bilemeyeceksin
En güzel kısmı da şu Herkes keşke o yarışı kazanmasaydım diyor ya internette Kardeşim sen yarışı kazanmadın ki Yumurta seni işaret etti Yani pişmanlığını yanlış yere yönlendiriyorsun Şikayet edeceğin kişi kendin değil annenin yumurtası
Ama ona da bir şey diyemezsin çünkü seni o seçti Varoluşsal bir kısır döngü bu ve çıkışı yok
Biz bunu zaten yapıyoruz. Her gün. Farkında olmadan.
Düşün. Geçmişte yaşadığın bir olay var. Yıllarca travma diye taşıdın. Sonra bir gün bakış açın değişti ve o olay artık seni güçlendiren bir hikayeye dönüştü. Aynı olay. Aynı geçmiş. Ama şimdiki kararın onu tamamen başka bir şeye çevirdi. Fizikçiler yani biz buna geriye dönük nedensellik diyoruz. İnsanlık buna yüzyıllardır terapi diyor aslında haha
Ama asıl deli eden kısım ne biliyor musun? Kuantum dünyasında gözlemci etkisi diye bir şey var. Baktığın an parçacığın davranışı değişiyor. Şimdi buna zaman ekle. Gözlemci sadece şimdiyi değil geçmişi de etkiliyor. Bu ne demek biliyor musunuz. Bilinç dediğimiz şey zamanda ileri geri hareket edebilen bir operatör olabilir. Beyin sadece bugünü işleyen bir makine değil geçmişi yeniden yazan bir editör.
Kuantum beyin teorileriyle bunu birleştirince tablo iyice çılgınlaşıyor. Beyindeki mikrotübüllerde kuantum durumları olduğunu söyleyen penrose hameroff modeli var. Eğer beyindeki kuantum süreçler geriye dönük nedenselliğe tabi ise bilinç dediğimiz şey zamanın dışında bir yerde oturuyor olabilir.
Halk arasında nazar dediğimiz şey gözlemci etkisi. Söylersen olmaz dediğimiz şey ölçüm problemi. Geçmişi farklı hatırlayan iki kişi mandela etkisi değil belki de ikisi de haklı çünkü farklı gözlemciler farklı geçmişler yaratıyor.
En güzel kısmı şu. Bu bilgiyi bedava okuyorsunuz. Gidin arxiv açın retrocausality yazın. Makaleleri indirin. Bu konuda üç makale okuyan kişi türkiyede yüzde doksandokuzu geçer. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı ama insanlar hala geçmişim beni mahvetti diye ağlıyor. Kardeşim bugün karar ver geçmişin değişsin. Fizik diyor bunu artık felsefe değil.
Sessiz Gelen Şey Asla Ansızın Gelmez
Kaderin en az bilinen ama en kesin sırrı şudur. Kader yapacağı her şeyi önce haber verir. Bu haber yüksek sesle gelmez, ilan edilmez, duyurulmaz, açıklanmaz. Çünkü kaderin dili gürültüyü değil, işareti sever. İnsan çoğu zaman “Bir şeyler ters gidiyor ama ne olduğunu bilmiyorum” derken, aslında kader çoktan konuşmaya başlamıştır. Henüz olay yoktur ama yön vardır. Henüz sonuç yoktur ama gölge düşmüştür.
Kader asla yapacağını haber etmeden kurbanına gelmez. Çünkü kaderin işi ani yıkımlar değil, önce farkındalık, sonra kaçınılmazlık üretmektir.
I. Kader Önce Yer Açar
Kader gelmeden önce insanı yıkmaz, insanı kaydırır. Büyük bir sarsıntıdır bu. Önce eskiden güven veren şeyler hafifler, alışılmış olan tadını kaybeder. Sonra öevrendeki herkes değişmez ama sana yabancılaşır. Konuşmalar sürer ama anlam çekilir. Bu aşamada çoğu insan hata yapar. Çünkü kaderin açtığı boşluğu geçici bir ruh hali sanır. Oysa bu boşluk kaderin geçeceği kapıdır. Kader yer açmadan o kapıdan girmez. Düzenin çözülmeden, alıştığın ezber kaybolmadan büyük bir olay sana inmez.
II. Kader Haberini Çoğu Zaman Senin Ağzından Verir
Kaderin en incelikli oyunu şudur. Sana haber verir ama haberciyi sen yapar. Bir cümle kurarsın, sonra cümle senden büyür. Bir acı verirsin, sonra içinde acının izi vardır. Bir korku dile gelir, sonra henüz sebebi yoktur ama yönü bellidir. Dil sürçmelerinin hiçbiri tesadüf değildir. Tekrar eden düşüncelerin hiçbiri tesadüf olamaz çünkü. Aynı duygunun farklı günlerde aynı ağırlıkla gelmesi nereye tesadüf oluyor ? Kader önce dilde görünür, sonra hayatta.
III. Tekrar Eden Şey Mesajdır
Kader kendini bir kere anlatmaz. Anlatmak için tekrar eder. Aynı tür hayal kırıklıkları, aynı tür gecikmeler, aynı tür yüzler, aynı tür kopuşlar… İnsan buna “Şanssızlık” der. Oysa tekrarlar burada kaderin altını çizdiği yerdir. İlk sefer uyarıdır. İkinci sefer öğretmektir. Üçüncü sefer artık hükme yaklaşmaktır. Kader, anlaşılmak ister. Anlaşılmadıkça sesi yükselmez. Derinleşir.
IV. İşaret Merhamettir, Tehdit Değil
İnsan işareti her zaman tehdit gibi algılar. Çünkü işaretler rahatlığı bozar. Oysa bu işaretler kaderin merhametidir. Hazırlanman için sana verilen zamandsan Kırılmadan dönüşmen için tanınan süredir. Kader bir şeyi ansızın aldığında insan dağılır. Ama yavaş yavaş uzaklaştırdığında insan inceleşir. İncelik kaderin asıl hedefidir.
V. Kaderin Dili Bazen Engel Olur
Bazı kapılar kapanır.
Bazı yollar bozulur.
Bazı planlar anlamını yitirir.
İnsan bunu düşmanlık sanır.
Oysa engel, kaderin durup konuştuğu yerdir. Kader bazen ilerlemeyi değil, durmayı öğretir. Durmadan bakılmayan şeyler vardır. Bakılmadan değişmeyen insanlar vardır.
VI. Haber Dönemi: Kaderin İnsanla Konuştuğu Zaman
Kaderin en kıymetli dönemi her zaman işaretler dönemidir. Bu dönem ne mutlaktır ne de belirsizdir. O hep aradadır. Bu dönemde insan hala seçebilir. Görmezden gelirse olay konuşur. Anlarsa değişim konuşur. Bir kaderden başka bir kadere. Kader herkesin tercihine saygılıdır çünkü. Kader işte bu yüzden önce “Belki” der. Sonra “Oldu” der, sonra başka bir kader seni bulur ama bir kaderden başka bir kadere girmen de kaderin kendisidir.
VII. Kaderin Son Nezaketi
Kader kurbanına haber verir çünkü amacı yok etmek değil, uyandırmaktır. Uyanan için kader öğretmendir. Direnen için kader hakimdir. İşareti alan insan, olay olmadan değişebilir. Değişmeyen insan için olay kaçınılmaz olur.
Haber Alındıysa Artık Eskisi Yoktur
Kaderin haberini almak, geri dönülmez bir eşiği geçmektir. Artık eski gibi yaşamak mümkün değildir. Çünkü kader konuşmuştur. Ve kader konuştuysa, ya sen bunu dinlersin, ya hayat senin yerine buna cevap verir. Kader asla yapacağını haber etmeden gelmez. Ama haberi alan bunu duymaz.
İnsan enerji varlıktır
Neyi hissedersen,ona dönüşürsün
Stres ve korku yaşarsan, frekansın düşer.
Kötüyü düşünürsen enerjin düşer.
Yaydığın frekans olumsuz olarak sana döner.
Bazen karşımızdaki insandan enerji alamayiz
Ya da tam tersi sizin frekans ve enerji alanınız yükseldikçe, düşük titreşimde olanlar sizden uzaklaşır.
Yine düşük frekans bir çok hastalığın sebebi olur.
O yüzden pozitif kalmaya çalışın
En azından enerji alanınızi yüksek tutun
Herşeye rağmen...
Hepimiz biraz kendimize yabancıyız, değil mi?
İçimizden bir ses “Niye böyle hissettim?”, “Bu kararı niye verdim?” diye sorup duruyor lakin o sesin nereden geldiğini bir türlü bulamıyoruz.
Çünkü duygularımızı, düşüncelerimizi görebiliyoruz ama onları üreten o kocaman fabrika, beynimizin derinliklerindeki karanlık odalar, bize kapalı.
Bu bir kusur değil, tam tersine harika bir tasarım!
Düşünsenize, her an milyarlarca nöron ateşleniyor, hormonlar fışkırıyor; eğer hepsini bilinçli olarak takip etseydik, kapıdan çıkamazdık bile.
Beyin diyor ki: “Sen sadece sonucu al, gerisini ben halledeyim.” Bu yüzden korkuyoruz, aşık oluyoruz, kıskanıyoruz…
Ama çoğu zaman “neden”ini tam bilmiyoruz.
Şimdi biraz daha açalım;
Aslında dış dünya diye bir şey yok. Evet, evet, şu anda dokunduğun telefon, gördüğün ekran, içtiğin çayın kahvenin kokusu…
Hepsi beyninin sana sunduğu bir illüzyon şovu. Dışarıda sadece enerji var; titreşen dalgalar, fotonlar, elektromanyetik alanlar. Gözün bir fotonu yakalıyor, kulak bir ses dalgasını, parmak bir elektron bulutunu…
Sonra beyin bunları “mavi gökyüzü”, “sıcacık kahve”, “sevgilinin eli” diye çevirip sana sunuyor. Yani sen asla “gerçek” dünyaya dokunmuyorsun; sadece beyninin yaptığı ve yavaşlattığı muhteşem bir çeviriyi yaşıyorsun.
Bilim insanları buna “kontrollü halüsinasyon” diyor.
Gözlerini kapatsan da aynı halüsinasyon devam eder, çünkü yönetmen sensin…
Ya da daha doğrusu bilincin.
Kuantum fiziği tüm bu kaosun sebebi aslında..
Parçacıklar gözlemlenmeden “karar veremiyor”.
Sanki evren “Tamam, sen bakıyorsun, o zaman şimdi masa olayım” diyor.
“Biz katılımcı bir evrendeyiz.”
Yani gerçeklik, bilinçle birlikte doğuyor.
Kabala’da buna “örtü” derler; Hinduizm’de “maya”, Budizm’de “boşluk”, modern bilimde ise implant yani “kullanıcı arayüzü”.
Masa sana “katı” görünüyor çünkü beynin “Elleme, kafana çarpar!” uyarısını veriyor, yoksa atomların %99,9999’u boşluk!
Peki bu bilgi ne işe yarıyor?
En güzel kısmı bu: Acıların, korkuların, kıskançlıkların çoğu “hikâye”den ibaret. Amigdalan bir aslan gördüğünü sanıp panik yapıyor, sen de “Patron bana bağırırsa biterim” diye ter basıyorsun.
Ama o an durup “Bu sadece eski bir devre, şu anda aslan yok” dersen?
Dümen prefrontal kortekse geçiyor ve sihir başlıyor.
Olay aynı kalır ama anlamı değişir. Acı, “acı hikâyesi” olmaktan çıkar.
Dışarıda mutluluk aramak, televizyon ekranındaki karakteri öpmeye çalışmak gibi.
Ne kadar yaklaşırsan yaklaş, camı öpersin.
Gerçek mutluluk içeriden gelir; çünkü tek gerçek olan şey, bu satırları okuyan, kahve içen, kalbi çarpan o saf farkındalık…
Velhasıl,
Yani sen,
Dış dünyanın onayına ihtiyacın yok. Zaten bütün sahne senin için kurulmuş.
Perdeleri arala, spot ışığı kendine çevir ve gülümse.
Çünkü oyunun başrolü sensin ve biletler çoktan satılmış.
Olmuş bitmiş bir evrende kendini yargılandığın bir mahkeme piyesi bu. Vesselam