Don’t pass without leaving a big heart ❤️ for this brave heroic dogs that traveled all the way from their country to Venezuela and helped save lives in their recent earthquake
Şu an Marsa gitmek için devasa roketler inşa ediyoruz, gezegenler arası koloniler kurmayı planlıyoruz ama kimsenin konuşmadığı çok daha büyük bir problem var ve bu problem uzay gemisinin motorunda değil tam olarak senin içinde.
İnsan vücudundaki her bir hücrenin içinde sirkadiyen saat adı verilen genetik bir mekanizma var. Bu sadece ne zaman uykunun geleceğini belirleyen basit bir alarm değil. Tansiyonundan hormonlarına, mitokondrilerinin enerji üretmesinden hücrelerinin kendini yenilemesine kadar her şey bu saate bağlı. Ve o mekanizma, Dünyanın kendi ekseni etrafındaki 24 saatlik dönüşüne milimetrik olarak ayarlanmış durumda. Sen istesen de istemesen de trilyonlarca hücren Dünyanın kozmik hızına göre yaşıyor.
Olay şu, bu ritim o kadar katı ki hafta sonu fazladan iki saat uyuyarak bile onu sıfırlayamıyorsun. Gündüz seni ayakta tutmak için kortizol basıyor, gece ise onarım moduna geçmek için dışarıdan ışık gelmemesini bekliyor. Akşamları tablete veya telefona baktığında bile beynine güneş hala batmadı mesajı gidiyor ve biyolojik saatin kalıcı olarak kayıyor. Sadece basit bir ekran ışığı bile trilyonlarca hücrenin senkronizasyonunu altüst edebiliyor.
Şimdi şunu düşün, Marsta bir gün tam olarak 24 saat 39 dakika sürüyor. Başka yaşanabilir olduğu düşünülen ötegezegenlerde ise bu süre bazen 10 saat bazen 40 saat. Biz yapay zeka ile yepyeni malzemeler sentezleyebilir, nükleer motorlarla uzayda her yere gidebiliriz. Marsta kırmızı çölün ortasına devasa cam kubbeler kurabiliriz. Ama trilyonlarca hücremizin içine kazınmış olan o 24 saatlik Dünya Saatini yazılımla güncelleyemeyiz.
Yani o devasa roketlerle başka bir gezegene adım attığımızda, kendi içimizde hala Dünyanın dönüş hızını yaşıyor olacağız. Marsın yerçekimine, radyasyonuna, atmosferine teknolojiyle meydan okuyacağız ama kendi DNAmızın içindeki o sessiz tik taklara yenileceğiz.
Uzayı fethedeceğiz ama hücrelerimizin içindeki o 24 saatlik kozmik prangayı asla kıramayacağız. Belki de evrenin bize söylediği en büyük ironi bu, evrenin neresine gidersen git Dünyanın dönüşü hep senin içinde kalacak.
Şeker (özellikle meyvelerdeki fruktoz, sütteki laktoz ve bal/beyaz şekerdeki sükroz) metabolizmanın bir numaralı yakıtıdır ve bedeni hücresel stresten koruyan temel bir ajandır.
Fakat şekerin ne zaman, neyle birlikte yendiği ve hücrenin bu şekeri yakıp yakamayacağı ++
Ana akım; beynin içinde sürekli yankılanan o bitmek bilmeyen yeme saplantısını (Food Noise / Yeme Gürültüsü) "iradesizlik veya duygusal yeme bozukluğu" olarak etiketler.
İnsanlara bu sesleri susturmaları için daha fazla aç kalmaları veya kendilerini suçlayıp iradelerini ++
Onu sokağa atmışlar, açlıktan bir deri bir kemik kalmış…
Arabanın arkasından koşarken belki de tek bir şey söylüyordu:
“Beni bırakmayın…”
Şimdi onu seven bir ailesi, dolu bir mama kabı ve sıcacık bir yuvası var. 🐾❤️
Bir canın hayatı, karşısına çıkan iyi insanlar sayesinde tamamen değişebilir. 🙏🥹
@dogalmaxx Bir kere tiroidim toparlamaya başladı, iyi uyuyorum yatmadan yoğurt falan da yiyorum, enerjim geri geldi sporda daha da aktivim, moralim iyi vb vb neler neler